Bir toplum düşünün;
kuralları var ama yönü yok.
Her şey yerli yerinde gibi görünürken, kimse neye göre yaşadığını tam olarak bilmiyor. Yanlışlar sıradanlaşmış, doğrular tartışmalı hâle gelmiş.
Sosyoloji bu duruma anomie der.
Émile Durkheim’in ortaya koyduğu bu kavram, toplumun ortak değerlerini ve ahlaki sınırlarını yitirdiği hâli anlatır. Eski ölçüler silinmiştir, yenileri ise henüz oluşmamıştır. İnsan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu artık net biçimde ayırt edemez. Ortada açık bir kaos yoktur; fakat anlam çökmüştür.
Anomie, dış düzenin ayakta kalıp iç pusulanın kırılmasıdır.
Bugün birçok insan yanlış yaptığını bile bile değil; yanlış yaptığını fark etmeden yaşar. Çünkü ölçü kaybolduğunda, karşılaştırma da kaybolur. İyi ile kötü arasındaki mesafe belirsizleşir. Herkes haklıdır ama kimse huzurlu değildir.
Kur’an bu durumu tek bir kelimeyle değil, tek bir kavramla hatırlatır: ölçü.
“Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. Ölçüde taşkınlık etmeyesiniz.” (Rahman, 7–8)
Buradaki ölçü, sadece sayılarla ilgili bir denge değildir. Ölçü; adalettir, sınırdır, ahlaki dengeyi koruma hâlidir. İnsan kendini aşmadığında, başkasını ezmediğinde, arzularını hakikatin önüne koymadığında ölçü vardır.
Anomie ise ölçünün unutulduğu andır.
Her şey serbesttir ama hiçbir şey yerli yerinde değildir. İnsanlar konuşur, tartışır, savunur; fakat sözler bir yere varmaz. Kurallar vardır ama onlara duyulan inanç zayıflamıştır. En tehlikelisi de budur: İnsanlar bu hâli zamanla normal sanmaya başlar.
Anomie bir gürültüyle gelmez.
Ne siren çalar, ne duvarlar yıkılır.
İnsanlar hâlâ işe gider, konuşur, güler.
Ama artık neyin doğru olduğunu kimse net olarak söyleyemez.
Ölçü kaybolduğunda hayat durmaz;
sadece yönsüzleşir.
Belki de çağımızın asıl sorunu değerlerin yok olması değil,
değerlerin yerini alışkanlıkların almasıdır.
Kur’an’ın hatırlattığı ölçü, tam da burada anlam kazanır.
Çünkü ölçü, insanı sınırlamak için değil;
kaybolmasın diye vardır.
Yorumlar