ZÜLFÜ YARE DOKUNMAK…

“Biz de istiyorduk ki o yerde ezilenlere lütfedelim, onları önderler yapalım, onları varis kılalım. Kasas 5;
Yazıma başlamadan önce prensibim gereği yazımda hiçbir şahıs, kurum ve kuruluşu kastetmediğimi ancak bunu üstüne alan ve kastettiğim bu hali taşıyan/taşıyanlar var ise “evet onları kastettiğimi bilsinler” diyerek başlıyorum.
Milli idare sahibi Milletimin darbe girişiminde “Eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz.” şiarınca, kahramanca göstermiş olduğu emsalsiz ve dünyaya örnek olan “Yeter artık. Söz milletindir.” çıkışını takdir yanında, sonrası devam eden “kutlu nöbet” bekleyişinde görüp yaşadıklarım beni derinden yaralamadı resmen ve cismen öldürdü. Hayretler içerisindeyim.
Sızmayı, zeytinyağının sızması haricinde sevmeyen ve yağla pek işi olmayan bu millet, adlarını dergilerinden alan sızma hainlerin giriştiği darbeyi yaşayan bu halk meydanlarda iken mazeretsiz ortalıkta olmayanlar/gözükmeyenler ortalık sükûnete varınca ortaya çıkmaları ve halkın doldurduğu meydanlarda en önde, başköşelerde yerleri doldurmaları ve birbirlerine yaptıkları yalakaliklar karşısında diyecek bir şey bulamıyorum. Ülkem genelinde Kodamanlarin mal korkusu ile bürokratların makam kaygısı yüzünden girdikleri bu şirin görünme durumuna yuh artık diyorum.
Reis-i Cumhur’umuzun, Başbakan’ımızın ve Bazı aklıselim yönetici ve idarecilerimizin o alışılagelmiş “Hiyerarşi ve Protokol” anlayışını yıkmak için göstermiş oldukları söz ve davranış hallerine rağmen, milletin hizmetkârları hala “milletin efendi olduğu”nu gösteren “Devlet millet içindir.” anlayışını görmüyorlar mı?
Unutmayalım ki; Görevle yetkilendirilen makam ve mülk sahipleri milletin başına Firavun, Nemrut Karun, Kaman, Bel’am kesilmeden artık bu ülkenin sahiplerine; önünde değil yanında hatta arkasında durarak hizmet etmeliler yoksa “Zulmedenler, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” ayetinin tezahürünü yaşamaları, darbecilerin yaşadığı gibi kaçınılmaz olacaktır.
Kan basıncımın damarlarımı, beynimin kalbime hükmedişini zorladığı
Benim oyum ile çobanın -Halkın- oyu bir mi? diyerek bunu söz ile beyan eden veya söze dönüştürmeden bunu görsel ve eylemsel bir davranış olarak yansıtan zihniyet ile dün meydanlarda hiç görünmeyen ya da ekranlarda ekâbirler’e gözükeyim diyen o Hiyerarşi ve protokolü görünce ülkemin geldiği hale üzüldüm.
Sözde olmazsa da öz’ de aynı olan bu ayırımcı düşünceyi atma zamanı gelmedi mi?
Bugüne kadar baskıyla sindirilmiş ve dünyalığa mahkûm edilmeye çalışılmış bu milletin zaaflarından faydalanmaya yeltenerek Ast- Üst ilişkisi olan hiyerarşiyi, hiç kimse bu millete uygulamaya kalkmasın. Hak ve yükümlülükte eşit olan ve kibirli güç tedarikçilerine el pençe durmayı esaret, zillet gören bu millet, meydanlarda gerekeni fazlasıyla göstererek üstünlüğünü göstermiştir..
Evet, sorumluluk ve görev bakımından bir hiyerarşi olacak elbet ama size millet tarafından verilen bu görevi, bu vatanin sahibi millete kullanamazsınız. Sizi hizmet etmeniz için yetkilendiren söz sahibi millete kral gibi davranamazsınız ancak hizmet edersiniz. Çünkü Ast olan sizlersiniz. Üst olan millettir.
“Bu milleti baş tacı etmezsek, ayaklarının altını öpmezsek Allah bize gücenir.! Biz düşmüştük hiç tanımadığımız adamlar bizi tutup kaldırdı. Millet arar “işim var.” deriz, adam belediye reisi ile görüşmek ister özel kalemde bekletilir. Adamın ufak bir çatı işi vardır. “Ihhh” cık ederiz. Holding sahibi gelir hemen yardımcı oluruz. Öyle olduğu halde bize sahip çıktılar. Reis’e olan sevgileri nedeniyle böyle yaptılar. Bu millete çok şey borçluyuz. Onlar olmazsa Ey Belediye Başkanı senin başkanlığın mı kalırdı? Bakan arkadaşımın Bakanlığı mı kalırdı? O gece ölebilirdik. Darbe sonrası çok kötü muameleye maruz kalabilirdik.
Şimdi bu makamlarda oturabiliyorsak o isimsiz, önemsemediğimiz adamların sayesinde oturuyoruz. Bu millete ne yapsak azdır.” diyen
Mehmet Metiner’in söylediği gibi, meydanlara çıkan ve tarih yazdıran bu milleti, yalakalik ettirtmeden, korku ve kaygı taşıtmadan el üstünde tutacağız ki o da yeri ve zamanı gelince herkese hak ettiği saygi ve değeri canı pahasına versin.
Saygı ve ayrıcalık beklemeden sahipsizlere sahip çıkan bu millete sen yeter ki içten ve samimi ol.
Yani “Sen ona yer ol ki;
O sana yorgan olsun.” Tıpkı Vatanına ve Reis-i Cumhur’una sahip çıktığı gibi.