YAŞAM BİR YANSIMADIR. (YAŞADIKLARIMIZIN/YAŞATTIKLARIMIZIN)

Sokrat ölüme mahkûm edildiğinde, eşi:
“Haksız yere öldürülüyorsunuz.” diye ağlamaya başlayınca, Sokrat: “Ne yani.” demiş.
“Bir de haklı yere mi öldürülseydim?”
. * * * Gece, bütün hücrelerimi değiştiren düşünceler yüzünden beni yine uyutmamıştı. Yorgun, sıcağa hasret bedenimi ısıtacak ve düşüncelerimi aydınlatacak yorgun güneş, miskinliğinden bir nebze olsun sıyrılıp, odamın penceresine ışıltılı eteğinin ucunu sürerek yüzünü gösterecek iken; Yine hain bulutların gölgesinde usulca kaybolmuştu güneşim.
Böylesi kasvetli bir havada, odamın penceresinden gördüklerim, ne kadar da renksiz ve anlamsızdı. Dört duvar aynası gecem, yerini yeni güne bırakmıştı ama İçsel ruh halim beni bunalttıkça bunaltıyor, düşüncelerim bir kambur gibi sırtıma çöreklenip, gülüşlerimi yine acıya dönüştürmekte gecikmiyordu. Çünkü Ne sevmeyi becerebildik,
Ne sevildik…’Toprak’tan yaratılan bizler, hayatlar sunacak yerde ettiklerimiz yüzünden “taş” kesildik!
Fikir üretme konusunda kabızlık yaşayan lakin parmakla hedef göstermede mahir kitleler;
Ne yazık ki, Allah’ı bırakmış güce tapmakta…
Allah’ın dininin siyasi, iktisadi, içtimai, sosyal, ekonomik.. vb. gibi her alanda söz sahibi olmasını dileyecekleri yerde, yalnızca belli/bireysel alanlarda olması gerektiğini düşünen, güvencesini başkaları üzerinden kurmaya çalışan bu yığınların hayal kırıklığı bitmedi, bitmeyecektir de.
Çünkü değişim ve dönüşüm insanın kendi âleminde şekillenir. Hayal kırıklığının ilk müsebbibi insanın kendisidir. Herkes işledikleri ile yüklendi yükünü.
Velhasıl, Allah’ın istemediği, sevmediği bir yaşamda, dünyanın hakimi olmaktansa; Nuh’un gemisinde bir yolcu olmak, Ebu Zer gibi yalnız kalmak daha onurlu,erdemli bir eylemdir.
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynada yansımasıdır. Ne ekersek onu biçeriz misali.
Şöyle ki; Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Çocuk ayağı takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ah” diye bağırıyor.
İleride bir dağın tepesinden “Ah” diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Çocuk merak ediyor ve
”Sen kimsin?” diye bağırıyor. Aldığı cevap
“Sen kimsin?’ oluyor. Aldığı cevaba kızıp;
”Sen bir korkaksın!” diye tekrar bağırıyor.
Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın!” diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp
“Baba ne oluyor böyle?” diye soruyor.
”Oğlum” der babası, ”Dinle ve öğren!” ve dağa dönüp ”Sana hayranım!” diye bağırıyor.
Gelen cevap ”Sana hayranım!” oluyor.
Baba tekrar bağırıyor, ‘’Sen muhteşemsin!”
Gelen cevap; ”Sen muhteşemsin!” olunca, çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor ve babasına bakınca, babası açıklamasını yapıyor:
”İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır, yaşamın ta kendisidir.
Yaşam, daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam, yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol!
Saygı istiyorsan, insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural, yaşamımızın bir parçasıdır ve her zaman geçerlidir.” der.
Ama… Gel gör ki hala bilinçli tahliller yapmıyoruz. Söylem ve eylem bütünlüğümüz maalesef hayata yansımayacak kadar az, ya da hiç yok.
Sloganik bir hareket durumu yaşamaktayız.
Ya tamamen politik düşünüyoruz ya da duygusal. Yeni bir toplumsal gerçekliğin var olması ise bu durumda çok uzak gözüküyor.
Zihin ve düşüncelerimizde Sevgi ve Saygıya dayalı yeni şefkatli ve hoşgörülü bir çehre…
Davranış ve yaşamımızda ise, Adalet ve Barışa yol veren sabırlı ve karalı bir tutum…
Oluşturmadıkça hayatın bir yansıması olarak, aydınlık yarınlara asla ulaşamayız.
Karanlıklara mahkûm bir hayata esir düşeriz.
Söylediğim gibi: Hayata ne yansıtırsan, onu bulursun, onu görürsün. Tıpkı yankı gibi, ayna gibi