YAĞMURLA ISLANMAK VE YIKANMAK!

Kafayı sünnet hesabı nimettir, dibi de kalmasın yazıktır diye iyice sıyırdığımız ve benliğimizi kalabalıklar içinde kaybedip bulma derdine düştüğümüz bir anda…
Bu hafta içerisinde geçen ve bin aydan
(bir ömürden) daha hayırlı olan Kur’an gecesi ile bizi kadirlendiren ve mutlak iradesinde kul’luğumu, kendi cüzi irademde de aciz’liğimi gördüğüm Rabbime sonsuz hamd ile başlamak isterim.
İnsanın, insan içinde insana hasret yaşadığı şu yalnızlık zindanı hayatta, herkes “Diğerlerini” kurtarma Peşinde… Kimse kendini düşünmüyor…
Ne kadar da fedakâr insanlarız öyle…
İçtiği iki bardak suda beyni boğulan… İshal fikirlerini sağa sola fışkırtarak düşünceleri kirleten…
Beyin lobuyla kaba yerleri yer değiştiren… Tüm derdi iki ağız arası olan sefil mahlûk…
İki ayaküstünde dahi zor duran akıl kabızı!
Sana mı kalmış, başka hayatları kurtarmak adına yön vermek. Ne halt yiyorsan ye, ama önce kendini bir şeye benzetmeye çalış, başkalarını değil.
Ya Müslüman ol, kendini İslam’a teslim et, yahut da ne (laik-seküler-liberal-demokrat) olacaksan öyle ol, İnsanın yakasını bırakın,
Çünkü güvencesini ve hayatlarını başkalarının hayatları üzerinden, bir asalak şeklinde sömürü ile kurmaya çalışanların hayal kırıklığı asla bitmeyecektir.
Oysa değişim ve dönüşüm insanın kendisi ile başlar. Herkes işledikleri ile yüklendi yükünü. Sen yarına ne hazırladın ona bak.
Fikir üretme kabızlığı çeken cahiller;
Allah’ı bırakmış, güce tapmakta kalmamış,
aynı zamanda muhatabını kendi seviyesine çekmeden de bırakmıyor!
Annemin örgüsü gibi… İki ters bir düz işleyen bu hayatta insanım diyebilen insan, maalesef gün geçtikçe yalnızlaşıyor.
Gerçekten karanlık günler birbirini kovaladıkça; aydınlığa aşık, ışığa aşina beşer olan biz insanlar yalnızlaşıyoruz.
Çünkü şeref ve haysiyetten uzaklaşıp, onursuzluğun diz boyu yaşandığı ve yüreksizlerin cesaret edebildikleri tek şey olan İbneliğin geçerli akçe olduğu bu çağ ve şartlarda nasıl yalnızlaşmasın insan…
İbneliği yani hile ve yalanı ahlaki bir meslek edinmiş matematiksel yamuğa söylenecek en güzel söz; Hz. Ali’nin Muaviye’ye dediği rivayet edilen şu sözdür;
” Ey Muaviye! Senin gibi hileli yollara başvurmuyorsam, bu yolu bilmediğimden değil, benim yolum bu olmadığındandır…”
Biliyorum, Köleliği yaşam felsefesine dönüştüren ölü toplumlardaki köle ruhlu
insanların çoğu, Sorumluluk getireceği için düşünmekten, eleştirilmemek içinde konuşmaktan korkuyor.
Tüm bunlara rağmen Yaradan’dan duam;
“Değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve
değiştiremediklerim içinde sabır diliyorum.”
Sonucu neye mal olursa olsun!İsterse… Göklerden boşalırcasına yağan yağmur gibi öfke ve kin güden yüreklerden çıkan oklara hedef olsun bedenim…
İsterse… Yalnızlık zindanlarına mahkûm olsun yüreğim…
Bu kadar söylem ve eleştiriden sonra, hedef tahtasına oturtulmuş idamlık bir kader mahkûmu gibi; Ok sağanağı ile ıslatılmayı bekliyorum.
Olsun! Her sağanak yağmurun zahmeti olduğu kadar sonunda rahmeti de var…
Sokrates ve eşi bir türlü geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates`e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.
Sokrat, gayet sakin:
”Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum” demiş.
Yağmurlarda ıslanmak ve yıkanmak…
Ne güzel… Değil mi?