YA GÜVEN! YA SAVAŞ!

İnsanlar toplu yaşar, dünyada.

Bir zorunluluktur toplum, hayatta.

Ya yaşarlar güven içinde,  dostça.

Ya da savaşırlar, tarih boyunca…

Her şeyi örten, gizleyen gecenin zifiri karanlığında, uykuyla sevişmeyi arzuladığım bir anda kapının çıkardığı gıcırtı, kulak zarlarımın itici bir sesle çınlamasına ve gözlerimi sarıp ısıtmaya başlayan (kalbim gibi paramparça, dağınık) uykularımı kovalayıp uykuları bana haram kılan bir ruh halinde…

“Niçin söyledim”, “ keşke demeseydim” diyerek pişman olmamak için “Ne söyleyeyim.” diye düşünerek sözlere başlarken;

Mitomani hastalığına tutulmuş, tek derdi çıkar olan ve bu suçluluk psikolojisi ile hareket eden,Akıl ve vicdan yerine mantığı yerleştirdiği için şaşkın koyunlara dönmüşgünümüz mevcut toplumların halini görünce gülsem mi, ağlasam mı bilemedim?

Bir savaş meydanı olan dünyada var olma, ayakta kalabilme, av değil avcı olma adına hudut bilmez bir saldırganlık, zulüm ve katliamlarla kendine meşrutiyet kazandırmaya çalışan bu insanlık güven oluşturmadığı müddetçe kendi ettiklerinin karşılığını mutlaka yaşayacaktır.

Av – avcı ilişkisi babında; Yine hayvanlar âleminden bir örnek vereceğim.

Açlığın derdinde ormanda dolanan Aslan, beyninin verdiği açlık komutu ile tüm düşünce zikrive fikri ile karnını doyurma telaşında gezinirken bir geyik sürüsüne rastlar.

Sosyal varlık gereği; Güvenlik ve korumacı bir anlayışla, topluluk halinde yaşamak zorunluğu bilinciyle güvenli bir şekilde yaşayamaya devam eden bu sürüde de diğer topluluklarda olduğu gibi korunmaya muhtaç zayıf, hasta, yaşlı ve bebekler bulunmaktadır.

Birliktelikli yaşam gücü ve dayanışmayı görünce saldırmaya cesaret edemeyen avcı aslan avını avlamak için sinsice ve sabırla gözetlemeye, beklemeye ve fırsat kollamaya başlar. Topluluk içerisinde zaaf ve eksikliklerinden dolayı av olabileceklerden bir hata yapıp topluluktan ayrıldığı ya da onu koruyan büyüklerinin bir anlık himayeci sorumluluk gafletinde bulunacakları anı bekler.

Bu zaaf ve açığı bulduğu anda da saldırarak avını gafil avlar.

İşte İnsan toplulukları da böyle bir düzen ve dünyada sosyal bir varlık olarak yaşarlar. Bunun için İnsanlar da topluluk olarak;

Tefrika ve çatışma değil, Birlik ve beraberlik, Zülüm ve savaş değil, adalet ve barış içerisinde kaos ve kargaşadan uzak güven içerisinde yaşamak zorundadırlar.

Sevgiye dayalı koruyucu bir tavır sergilemek mecburiyetinde uyanık ve dikkatli olmalıdır. Tefrika ve çatışmalara sokacak bir davranış, inanın düşmana fırsat vermekten, bunun sonucu da ölüm ve esaretten başka bir sonuç getirmez, getirmeyecektir de…

Güvenin kaim ve daim olduğu bilinci ile hareket eden bir toplum özleminde sözlerimi Ali Şeriatının bir duası ile bitiriyorum.

Ey Rabbim

Âlimlerimize sorumluluk, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza anlayış, anlamışlarımıza tutuculuk, uyumuşlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, dindarlarımıza din, şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef, umutsuzlarımıza umut, zayıflarımıza güç, oturmuşlarımıza kıyam, donup kalmışlarımıza hareket, ölülerimize hayat, körlerimize görüş, suskunlarımıza feryat, küfürbazlarımıza edep, halkımıza özbilinç ve izzet bağışla…