ULTÜMATON (EMİRNAME)

En büyük kötülük birinin yüzüne onu övmek, en büyük iyilikse yüzüne hatasını söylemek iken…

Yönetilenlerin; Güç ve iktidar korkusundan mıdır? bilinmez ama yöneticilerin etine dokunsa bile kemiğine dokunmama gayretine gidildiği ve yalakalığın zirveye ulaştığı günümüzde Hz. Ali’nin, Valisi Malik’e gönderdiği Emirname örneklik olması hasebiyle takdire şayandır.
Ey Mâlik! Halkın her kesimine daima sevgi, şefkat ve merhamet duygularıyla yaklaşmak gerekir. Zayıf insanların üzerine yırtıcı hayvanlar gibi gitmemek, onların mal ve eşyalarına el koymayı ganimet saymamak gerekir. Halk iki kısımdır. Bir kısmı mümin insanlardır ki bunlar senin din kardeşlerindir. Halkın bir kısmı da zimmîlerdir ki bunlar da tıpkı senin gibi Allah’ın kullarıdır. Hata ve kusurlarının Allah tarafından affedilmesini istemen gibi sen de idaren altındaki insanların bilerek veya bilmeyerek işledikleri hataları affetmelisin…

Ey Mâlik! Yöneticiye en ağır yük oluşturan zümre, yakın çevreyi sarmış adamlardır ki bunlar aslında iyi gün dostlarıdır. Bunlar zor zamanlarda hemen hiçbir yardımda bulunmadıkları gibi adaletin tesisine de engel olurlar. İstediklerini alma hususunda halktan daha çok baskı yaparlar. Kendilerine verilen imkânlara razı olmazlar, şükürden anlamazlar… Oysa İslam toplumunun ana gövdesini oluşturan, dini koruyan ve düşmanlara karşı vaziyet alan insanlar halk tabakasıdır. Bu yüzden kalbin ve sevgin halktan yana olmalıdır.

Ey Mâlik! Yakın çevrende kümelenmiş insanların sana yağcılık yapmalarına, yüzüne seni pohpohlamalarına, yapmadığın güzel işleri sana mal edip nefsini okşamalarına izin verme. Bilesin ki fazla övgü insanı kibre yönlendirir, gaflete düşürür. Ayrıca iyilik eden ile kötülük işleyeni eşit tutmaman gerekir. Çünkü bu eşit muamele iyi insanları iyilikten vazgeçirir, kötü insanları da kötülüğe dadandırır… Yöneticilerin sorumsuzca davranan birtakım özel dostları vardır ki bunlar halka zulmeder, insanları insafsızca ezmeye çalışırlar. Bu zulmü önlemek için, yakın çevrende dolaşan dostlarına ve hısımlarına devlet imkânlarından yararlanma hakkı vermemelisin. Kimi insanlara küçük de olsa farklı muamele yapmak tüm halkın tepkisine yol açabilir.“Bana başvuran insanların problemlerini yakınlarım aracılığıyla çözerim. Onlardan aldığım destekle memleketi idare ederim” diyen idarecilerin bu tür beylik laflarına kulak asma. Önemli merkezlerin yöneticiliğini isteyen zümrenin sürekli talepte bulunmasına asla müsaade etme. Aksi halde söz konusu taleplerin karşılanması o yöneticilerin maddi servet biriktirmesine vesile olur; ama bunun sana hiçbir getirisi olmaz. Üstelik ağır yük dünyada ve ahirette senin üzerinde kalır. Bu yüzden uzak yakın ayırımı yapmadan herkesi hakkı kabule zorlaman, neye mal olursa olsun özel ve yakın dostlarına da aynı hassasiyetle yaklaşman gerekir. Halkın hakkını hukukunu gözet. Şayet halk senin birtakım haksızlıklar yaptığını düşünüyorsa, özür beyan ederek halkın bu zannını bertaraf et.
Ey Mâlik! Halkı affetmenden dolayı pişmanlık duyma; cezalandırmandan dolayı da sevinip gururlanma. Bir de sakın, “Ben güçlüyüm, emrederim, halk bana itaat eder” deyip halkın üstüne çullanma. Çünkü bu tarz bir duygu ve düşünce kalbi ifsat eder, inanç zafiyetine yol açar. Saltanatından dolayı asla övünme. Allah’ın azamet ve kudretine benzemekten korkmalı ve böyle bir düşünceye kapılmaktan uzak durmalısın.

Ey Mâlik! Tayin ettiğin yardımcı, memur, asker ve polis tarafından fakir ve güçsüz insanlara reva görülen zulüm ve baskının önüne geçmelisin. Korku ve şiddeti ortadan kaldırıp sertlik ve otoriterliği kendinden uzak tutmalısın ki insanlar seninle yüz yüze korkmadan, çekinmeden rahatça konuşabilsin…
Ey Mâlik! Mahkemelerdeki davaların sonuçlarına ve yargıçların tutum ve davranışlarına çok dikkat etmelisin. Zira bu din bozuk düzen anlayışının bir uzantısı olarak şerir insanların elinde esir oldu. Ne acıdır ki bu şerir insanlar din namına istediklerini yapıyorlar ve dini kullanarak dünyalık toplamanın yolunu buluyorlar. (Nechül Belağadan alıntı)