TOPRAK ANA

Temmuz sıcakları yayını germiş,
Ateş parçası oklarını susamış bedenlere, yanmış yüreklere saplarken attım tüm benliğimle kendimi “Toprak Ana” nın kucağına, teselli ve serinlik versin diye.
“Toprak Ana” derken bir an, düşünce aldı beni. Neden toprak ana deniliyor doğaya diye?
Çünkü tabiat, ana gibidir. Şefkatli, koruyucu, merhametli ve bir o kadarda verimli ve üretken.
Kadınımsı özellikleri sinesinde barındırır tıpkı bir kadın gibi… Ana gibi… Yar gibi… Evlat gibi…
Artık şu veya bu coğrafya demiyorum, insan denilen varlığın metadan bile daha fazla değersizleştiği şu dünyamızın her yerinde dünyalık bir meta için; insanın ucuz, kanının helal ve zulmün hak görüldüğü ve düşünce yetisi olmayan beyinlere algının şırıngalarla zerk edildiği, ölümlerin sağanak halinde yağdırıldığı şu cehenneme çevirdiğimiz şu cennet dünyamızda tüm bu cürümler işlenirken Kadın’dan bahsetmekte neyin nesi dediğinizi duyar gibiyim.
Akıl ve idrak yoksunluğu içerisindeki bir beyinle hayıflanırken; Evet… Neden kadın?
Ey Ata Erkil toplumlarda erkek egemenliğinin savunucuları, bu yafta ile asırlardır kadınlar, siz erkekleri yönlendirip yönetmedi mi?
Hala neyin peşindesiniz anlamış değilim.
Ha… Kadınları veya Erkekleri çatıştırma derdi taşımadan ve herhangi bir cinsi yüceltme/küçültme gayretine gitmeden şunu demek istiyorum.
Savaş meydanlarında ve Dünya siyasetinde zaferler kazanıp ülkeler kuran erkeklerin bu sarhoşlukta kadınları değersizleştirdiklerinde, kadınların nesiller üzerindeki etkisiyle ve entrikalarla, ülkeleri nasıl yıktığını ve erkekleri nasıl yenilgiye uğrattıklarını bilin istedim.
Peygamber ve eşleri buna en güzel ve açık örnek değiller mi?
Hani Peygamberimiz Hira’da ilk vahiyle muhatap olduğunda korkmuş ve hanımına sığınmıştı. Ne demişti çocuklarının annesi Hatice; “Korkma” diyerek teselli vermişti.
Nübüvvet yükünü omuzlarında ve sırtında taşıyan peygambere, Ata erkil bir toplum olan Mekke halkı her türlü eza ve cefayı gösterirken en büyük desteği malıyla ve dünyalık gücüyle eşi, annemiz Hatice göstermedi mi?
Bu güçle (iç huzurla) güç bulan peygamber yılmadı, usanmadı, davasını daha da ileriye götürmek için çabaladı ve başardı da…
Yoklukta varlığın en büyük zenginliğini yaşadı. Ta… hüzün yılları başlayana dek.
Çünkü; Evinin ve gönlünün direği, yaşam sevinci yareni, zor günün dostu, Ölümünden sonra yıllarca unutmayıp yâd ettiği, kendinden büyük eşi Hatice vefat etmişti.
Mekke hayatı dünyalık bu sıkıntılarla geçip Medine döneminde ise güç ve başarı elde ederek Allah ve insan düşmanlarına galip gelen, boyun büktüren Peygamber bu sefer de eşlerinin istek ve entrikaları karşısında bunalıyor, iç dünyası daralıyordu.
Toplumlar tarafından güç, kudret ve itibar gören, Allah ve insan düşmanlarına boyun büktüren Nebi; bu defa eşlerine söz geçiremiyor, boyun büktüremiyor ve iç dünyası daralıyordu.
Dünyaya hükmeden bu sefer evine hükmetmekte zorlanıyordu.
Hatice’nin ona verdiği yaşam sevincini, desteğini ve iç huzuru bulamayan Nebi, bu sefer kırk gün kendini evine hapsediyordu, bu halde iken; daha fazla üzülmesine rıza göstermeyen Allah, vahiyle (Bk: Ahzap süresi 28-33) O’nu bu halden kurtararak eşlerini uyarır.
Sonuç; Kadın… Bırakın erkeği veyahut aileyi, bir toplumu hatta dünyayı değiştirmeye muktedir olan kadınlarımızı ne olur gelin değerli kılarak yetiştirelim ki bizlerde yetişelim, yeşerelim.
Unutmayın… Kadını eğiten dünyayı değiştirir.
Kadını yöneten dünyayı, dünyaları yönetir.
Hepimiz sonuçta bir kadının ürettiği değer ve kişilik değil miyiz?