TEKNOLOJİ ve BEKLENTİLER

Günümüz dijital dünyasında insanlar bilginin peşinden koşuyorlar. Bilgiyi de çok kolay elde ediyorlar, öyle ki küçük çocukların dahi ağzından bizi hayrete düşürecek kelimeler çıkıyor. Bilim insanları çoğaldı, teknoloji hızla ilerliyor. Teknolojide ki bu ilerleme, bilgiye dayalı üretimi ön plana çıkaracağına maddeyi ön plana çıkardı. İhtiyaçlarımız çoğaldı, teknolojik ürünler nefsin beğenisine sunuldu. Bizlerde bu ürünleri alabilmek, nefislerimizi tatmin edebilmek adına dünyaya daha çok sarılıp daha çok çalışmak zorunda kaldık. Biz de mekanikleştik, işleyen, konuşan makineler yani robotlar haline dönüştürüldük.

Dünyadaki sistemin istediği insan tipi;

Hissiz, düşüncesiz ama bilen, fakat sistemin izin verdiği kadar bilen, eşyanın bir parçası, sistemin ve nefsin kölesi haline getirilen hissiz, duygusuz, merhametsiz, sezgilerini yitirmiş, maddeye tapan değişik bir varlığa dönüştük, suretimiz insan ama özümüz tartışılır. Muhakeme yeteneğimizi yitirdik. Nefsimiz muhakeme yapıp doğruyu bulmamıza izin vermiyor.

İnsanlığın 21. yüzyılda bu maddecilikten bir şekilde kurtulup, tekrar o hisseden sevecen, merhametli yönünü keşfetmesi gerekiyor.

Bu da nefsini ve benini tanıması, bilmesiyle gerçekleşir. Göremediklerimiz karşısında

her zaman mağlup oluruz.

Görmeyi, tanımayı, bilmeyi öğrenmeliyiz.

Bizler nefsimizi doyurduk ama kalbimiz aç,

yalnız kaldı, hep nefsimize odaklandık, kalbimizi unuttuk, onu körelttik, görselliğe önem verdik. Kalbimizin sesini dinlemedik,

nefsimize uydukça onun ışığını söndürdük, kararttık, karanlıkta yaşamaya başladık.

Karanlığa alıştık, bütün kâinatı öyle karanlık zannetmeye başladık çünkü uzun zamandır o karanlıkta yaşıyoruz ve aydınlığa çıkmak bizi korkutuyor.

Fakat bir an önce aydınlığa çıkıp gerçek varlığımıza dönmek zorundayız.

Biz ne yaptık? Korkularımızı yenmek yerine hep beklentilere gittik.

Hep bir el, bir ışık bekledik, bizi karanlıktan çekip aydınlığa çıkaracak…

Bazı beklentiler bir süreliğine bazen insanı diri tutsa da çoğu beklentiler insanın sonunu getirir.

Kral dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:

“Üşümüyor musun?”

Muhafız: “Alışığım sayın kralım” dediğinde

Kral: “Olsun, sana, sıcak tutacak elbise getirmelerini emredeceğim” der ve gider.

Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unuttur…

Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini gördüler, duvarın üzerinde şöyle yazılıydı:

“Soğuğa alışkandım; fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü…”

İşte bunun için; bir an kendi benliğimize dönüp beklentilere girmeden tek başına ayaklarımız üstünde durmayı öğrenmemiz gerekiyor… Hem de bir an önce…

Yoksa rüzgarda savrulan ölü yapraklara döneriz. (Alıntılıdır.)