SULTANLARA LAYIK…

Allah size, güven içinde gönülleri huzur ile yatışmış bir kasaba halkını misal verir:

Rızıkları her yandan bol ve rahatça geliyordu.

Buna rağmen onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler; Allah da o yaptıklarına karşılık onlara açlık ve korku elbisesini giydirerek nankörlüğün acısını tattırdı. Nahl; 112

Bir yanda doyumsuz kahkahalarla gülen,

Bir yanda gözünün yaşını açlıkla silen…

Kalabalıkların oluşturduğu böylesi bir dünyada, bu hafta yazımı Ramazan ayı münasebetiyle Oruç’a ayırmak, böylelikle doymak bilmeyen azınlığın, çoğunluğun üzerine akbabaların üşüşmesi gibi çöreklendiği, aç ve yoksun bu dünya ve İnsanlarının acılarına biraz da ortak olmak istedim.

Tarih sürecini incelediğimizde, topluluklar İster dinsel, İster geleneksel, İster mezhepsel… vs olsun bir oruç kavramını neye dayandırırlarsa dayandırsınlar, hayatlarında var ederek gelmişlerdir.

Beni öncelikle asıl ilgilendiren, merhamet ve paylaşımdan uzak bir dünyada, Harap olmuş göğsümü dağlayan şu cehennem ateşini,

Aç ve muhtaç İnsanlığın durumunu gündeme taşıyarak, ortamı serinletmek ve mümkünse ateşi söndürebilmektir derdim…

Bu yüzden orucu, kişisel boyutu ile değil, Toplumsal ve sosyolojik açıdan değerlendirmek lazım gelir. Ram-azan bir tercihte bulunmaktır.

Ya Allaha RAM, ya da Şeytanca AZAN olmak.

İnsanlığa aç ve muhtaç şu insan, oruçla bu Ramazan ayında; tamahı yüzünden dünyevi ve maddi doyumsuzluğunu,

Kendini hep aç görerek, Muhtaçlık kisvesine bürünerek dilencilik yapacağına, Dünyevi değil, Manevi muhtaçlık ve açlığını doyursun öncelikle.

Mal, para, meta dilenciliği değil, paylaşım, Merhamet, sevgi ve adalet cömertliği yapabilmeli ve yapmalı.

On bir ay’ın sultanından, on bir Ay’ın intikamını alırcasına, oruçlu geçirdiği bu bir ayı, aç ve muhtaç kişileri düşünmeden, sınırsız, çılgın ve kudurganlıkla “Sultanlara layık” anlayışlarla, ihtişam ve zevk şaheseri sofralar kurarak açlığını giderme derdi yerine bir kuru ekmek dahi olsa bunu paylaşmak, Yurdumun, dünyamın insanını hatırlamaktır oruç.

Aç ve yoksunken,

Toplumla paylaşabilmek, sabredebilmek, sevecen ve içten bir tebessüm verebilmektir.

Bitap ve Yorgunken,

Canla başla topluma yardım edebilmek, kendi canı yerine başka hayatlar kurtarabilmektir.

Zengin ve Tokken,

İnsanı, Nefsinden (Kendinden) ve sevdiklerinden öne koyabilmektir.

Bedeni Açlığın yerine Ruhi doyuma ulaşmaktır.

Tokken aç olmak değil, Açken tok olabilmektir.

Açken İFTAR’ la bedenini değil, İFTİHAR’ la ruhunu doyuran bir taamdır savm.

Yani Zengin bir hayat değil gönül zenginliği lazım bize ki: Aç iken Tok olabilelim.

Tüm gayret ve hedefimiz bedensel ve zihinsel bir oruçla, cenneti kazanma derdi iken, İnanın ne açlığımız ne de tokluğumuzdur değer bulan.

Değerli olan ve değer bulan;

Doğru bakış ve doğru davranışımızdır.

İşte o zaman beklediğimiz ve özlediğimiz Yardımlaşma, cömertlik, sevgi ve merhametin var olduğu bir cennet, öteki taraftan önce burada, hayatımızda, sevdiklerimizle beraber bu dünya ve toplumda yaşanır.

Çünkü kişi; cennetini de, cehennemini de kendi eliyle gerçekleştirerek, yaşar veya yaşatır.

Öteki bir cennet aramaya ne hacet.

Velhasıl kelam, sözlerin eylem ve pratiğe dönüştüğü, İftarların iftiharlara dönüştürülmediği fakat dönüştüğü bir dünyada, Oruçla tok kalın..