SUDAN İZLENİMLERİM (3)… (Hissettiklerim …)

Söz ve satırların hislerime tercüman olduğu inancında, bu hafta Sudan izlenimlerimi; dilimin, kalemimin ve yüreğimin el verdiği kadarı ile yazmaya ve anlatmaya çalışacağım inşallah.

Tarih boyunca Afrika’ya hayat veren Nil nehrinin iki kolunun (Nileteyn) birleştiği ülke Sudan’da bulunduğum süre zarfında dikkatimi çeken en önemli şey;

Sudan’ın da tıpkı bir insan gibi;

Bir sola, birde sağa bakan iki yüzü vardı…

Ay gibi; bir tarafı karanlık öteki tarafı aydınlık, Güneş gibi; sıcaklığıyla birilerini yakan, birilerini de ısıtan… iki yüzü vardı.

Bir tarafı; Nil ile hayat bulmuş, mağrur firavunu bir yaşama sahip bir azınlık… Öteki tarafı; Çölde Sefil ve mağdur bir hayata mahkûm bir çoğunluk…

Kara kıtanın merkezindeki bu ülkede:

Çoğunluğu kadın ve nüfusun büyük bir kesimi yetim olan bu halkın…

Çöplükten geçilmeyen tozlu yolları…

Su yüzü görmemiş bedenleri…

Bir yağmurla su içinde kalan ve günlerce yağmur suyunun geçmesini bekleyen ama

dünya nimeti bilmeyen ve dünyalık hiçbir eşyası bulunmayan evleri…

Deyimi caizse hayvana bile layık görmediğinz kapısız, penceresiz, boyasız, zemini toprak, tavanı göğe bakan evleri…

İşte tüm bunları gören bizler; bu mağdur ve mazlum coğrafyalı kardeşlerimize;

Akıp coşan bir Nil olmak ve hayat vermek adına; “Haydi ya Allah” diyerek bir çaba, yardım ve uğraş içinde bayramın ilk gününde, birlik ve beraberliği, kardeşliği ve fedakarlığı diriltme sevdasında kurbanlıklarımızın kanlarıyla suladık bu bedenlerimizi… hatta yüreklerimizi…

O insanların buna ihtiyacı olmasından çok bizim iyiliklere olan ihtiyacımızdan dolayı, bir nebze de olsa yüreklerini/yüreklerimizi serinletme adına kurbanlarımızı kestik.

Kestikçe kirlendik ve kirlendikçe kanla, pislikle yıkandık. Yıkandıkça temizlendik.

Aç ve yorgun bir halde, kan ve hayvan pisliği içerisinde yaptığımız çalışmanın semeresini Yaradan’dan beklemek adına inanıyorum ki; kirlendikçe yıkandık, yıkandıkça da günahlarımızdan arındık.

İnsanlığın ve kardeşliğin yeşermesi adına katkıda bulunabildi isek ne mutlu bize.

Kurbanlıkları kesmeye devam ettiğimiz bayramın 2. Akşamında istirahatte iken bir Sudanlı yetişkin kardeşimiz, bizim bulunduğumuz masaya gelerek topluluğa;

“Allah sizlerden razı olsun. Sudan halkı bu akşam size minnettarlığını, şükürlerini, sunarak size dua ediyor. Sudan halkı

bugün ete doydu, karnı doydu ve bunu sağladığınız için size teşekkür ediyor sizi dualarında anıyor. İyi ki varsınız.” dediğinde, birden bire ses tonu değişti ve gözlerini kaçırdı. Konuşacak bir söz bulamayıp mahcubiyetini ve o halini göstermemek için sırtını dönüp uzaklaştı.

Yakıcı sıcaklar (etkenler), onların bedenini yakıyor ama bizim yüreğimizi yakmıyorsa, unutmayalım ki; bizi de yakacak bir ateş, cehennem ateşi var!…

Hele Şimal Bahr’ da, su kuyusu açmaya giderken bizi karşılayan o topluluğun sevinç çığlıkları, tekbirleri, heyecanları bizi gururlandırdığı kadar inanın utandırdı da.

Bu haller bizde elbette derin izler ve duygusal anlar yaşamamıza sebep oldu.

Ve bunu bir güne değil bir ömre sığdırma derdinde bir şuurla yaşamak ve böylesi duyguları unutmadan her daim taze tutmak lazım… İnsan Nisyandan gelir, unutur, biliyorum ama ben Âdem değil, Adam isem unutmamam lazım.

Unutmamalıyım ve her daim kederli dertlerle dertlenmeliyim…

Kendimin veya bir başkasının derdiyle…

Lakin İnsan önce derdiyle dertlenir, sonra kardeşleri ve diğerleriyle…

Eğer insanın hayatında yoksa bir dert:

Dert edinerek derdi kendine dert etmeli…

İnsan, dert edilecek o kadar çok şey bulabilir ki aslında hayatında…

Kendine, etrafına, insanlara, dünyaya baksın. Dert edinmek için yeterli çok sebep var ama asıl önemli olan;

“Derdimi seviyorum.” diyebilmek.

Sudan’ın; sudan bahanelerle hayatınızdan akıp gitmemesi, giderse de bir başka yere, Nil gibi, akan bir hayat yaşatması dileği ve duasıyla… Hayata hep hayat katın!