SON DEVİRDE KAHRAMANMARAŞLI BİR ÂLİM VE EVLİYA: HAFIZ ALİ EFENDİ

Her yazımın bir sebebi-hikmeti vardır. Bu yazımın da elhamdülillah bir sebebi-hikmeti vardır. Benim niyetim bu hafta bir başka konuyu bu yazı dizisi çerçevesinde ele almak ve anlatmaktı. Ancak, bu hafta sonu Kahramanmaraşlı bir Hemşehrim ve Değerli Meslektaşım Abdullah AKGÜL ile söz döndü dolaştı, Kahramanmaraşlı Hoca ve Evliya Zatlara geldi ve Hafız Ali Efendi’den bahisler açıldı. Hatta Hafız Ali Efendi’nin 2 anısına da yer verildi. Benim de zihnimde şimşekler çaktı ve kendi kendime “bu hafta yazı dizisinde ele alıp da anlatacağımız konu belli oldu” diye düşündüm. Bu haftaki başlığı da şu şekilde belirledim: “Son Devirde Kahramanmaraşlı Bir Âlim ve Evliya: Hafız Ali Efendi.”

Her zamanki gibi “Ya Bismillah” diyoruz ve Pazarcık Havadis Gazetesinde ilim, kültür, sanat ve edebiyat yazıları çerçevesinde bundan 2 ay kadar önce başlattığımız yazı dizisinde bu hafta, Kahramanmaraşlı bir Evliya ve Âlim Hafız Ali Efendi’yi sizlere tanıtmaya ve hatırlatmaya çalışacağız.

Bilindiği üzere, bu yazı dizisinde 2 aydır,  sırasıyla, Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi,  Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana ve “Yedi Güzel Adam” anlatılmıştı. Şimdi bu hafta, Son Devirde Kahramanmaraşlı Bir Âlim ve Evliya: Hafız Ali Efendi” anlatılacaktır. Haydi hayırlısı.

Öncelikle şu hususu açıklamak istiyorum: “Aldığı eğitime ve bilgisine göre, bir insanı âlim olarak nitelendirmek elbette kolaydır.” Çünkü, medresede ya da üniversitede okumuştur, ilim tahsil etmiştir ve ilmi eserler sunmuştur. Bu noktalardan yola çıkarak bir insana kolayca âlim demek mümkündür. Ancak, bir kişiyi “evliya” olarak nitelendirmek o kadar kolay bir husus değildir.

Evliya derken de kasdım, “Allah dostu âlimlerdir.” Bu zatlardan bir kısmının “keramet sahibi” olması da sözkonusudur.

Bu noktalardan bakarak bu yazı dizisinin başlığı olarak sunulan iki husustan birincisinde yani “Âlim Hafız Ali Efendi” tanımlaması tartışmasızdır. Ancak, “Evliya Hafız Ali Efendi” tanımlaması şahsımın bir değerlendirmesidir. İsteyen kabul eder, isteyen kabul etmez.

Evet, bu şekildeki giriş cümlelerinden sonra Hafız Ali Efendi’den bahsetmeden önce Kahramanmaraş’ta son devirde yaşamış bazı âlim ve evliyaları da hatırlatmak isterim: “Şeyh Ali Sezai Efendi, Zekeriya Efendi, Şakir Efendi, Hafız Osman Sandal (Sandal Hoca).” “Son devir alimleri” derken de kasdım şudur: “Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu güne kadar Kahramanmaraş’ta yaşamış ve âlim ve evliya olarak yadedilmiş kişilerdir.” Elbette, İlimizde Cumhuriyet yıllarından önce de binlerce âlim ve evliya zat yaşamıştır. Bu zatlardan bir kısmının ismini de burada hatırlayalım: “Gaffar Baba, Kuddusi Baba, Sünbülzade Vehbi Efendi, Çomak Dede, Muhammed Hilmi Efendi, Derdiment Dede, Kanadıkırıkzâde Ali Efendi, Kanadıkırıkzâde Mustafa Efendi, Saçaklızade Mehmet Efendi ve ismini sayamadığım binlerce âlim ve evliya.”

Bu vesile ile şu hususu da burada belirtmek istiyorum. Kahramanmaraş tarihlerden beri, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinden beri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1970’li yıllara kadar âlim ve evliyası çok olan bir memleket olarak bilinirken, maalesef, bu hususta, neredeyse 50 yıldan beridir bir hasret dönemine girmiştir. Bir âlim ve evliyalar noktasında bir durağanlık başlamıştır. Memleketimizde belki de bazı âlimler bu son 50 sene zarfında yetişmiştir. Ancak, özellikle evliya zatlar noktasında aynı sözü söylemek mümkün değildir. Kahramanmaraş evliya zatlara hasret kalmıştır. “Nerede, bir Hafız Ali Efendi, nerede bir Şeyh Ali Sezai Efendi, nerede bir Şakir Efendi, nerede bir Zekeriya Efendi, nerede bir Hafız Osman Sandal.” Allah (cc) cümlesine rahmet eylesin. Bu saydığım beş zat da esasında Cumhuriyet döneminde insanları irşad etmiş olsalar da, ilim, terbiye ve eğitimlerini Osmanlı Dönemindeki medreselerden almışlardır. Şurası bir gerçek ki, Osmanlı’daki medreselerde yalnızca âlim yetişmiyordu, evliya da yetişiyordu.Medreseler gitti, üniversiteler geldi. Bırakın evliyayı, buralardan âlim yetiştiği de tartışmalıdır.

Bu durum itibariyle evliyaya hasretliğimiz yalnızca Kahramanmaraş’a özgü bir durum olmasa gerek. Diğer İllerimizde de “evliyaya hasretlik”devam ediyor.

Bu hususu böylece belirttikten sonra, bir âlim ve evliya olarak Hafız Ali Efendi’yi sizlere tanıtalım ve hatırlatalım:

Hafız Ali Efendi 1877 yılında Kahramanmaraş’ta, Şekerli Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Nalbant Ökkeş Efendi, Leblebicizadeler diye bir ailedendir. Hafız Ali Efendi, küçük yaşta Divanlı’daki “Huffaz” (Hafızlık) mektebine gönderilmiştir.  Hafızlığını burada, Tiyeklioğlu Hafız Veysel Efendi’de tamamlamıştır. Hafız Ali Efendi, Kahramanmaraş’ta, Kayseri’de, Konya’da, Halep’te ve İstanbul’da medrese tahsili görmüştür.  Medrese tahsilinden sonra, Kahramanmaraş’ta imamlık vazifesine başlamıştır. Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunda fiilen savaşmış bir gazidir. 1929 yılında Kahramanmaraş’ta müftülük vazifesine atanmıştır. Otuz beş yıl bu görevde kaldıktan sonra 1964 yılında emekli olmuştur. 23.05.1967 tarihinde vefat etmiştir.

Hafız Ali Efendi, Arapçayı ve Farsçayı bilen bir Osmanlı Âlimidir. Ulu Camiide ve diğer camilerde verdiği vaazlar ve etkili konuşma ve nasihatleri dilden dile anlatılmış, gönülden gönüle yayılmıştır.  Hafız Ali Efendi’nin âlim kişiliği yanında, vakur ve şahsiyetli yapısı da Kahramanmaraş halkının gönlünde büyük bir yer tutmuştur. Hafız Ali Efendi de, Hafız Osman Sandal ve Osmanlı’dan Cumhuriyete miras diğer âlimlerimiz gibi, en zor zamanlarda halk ile Devlet arasında köprü vazifesi görerek Milleti ve Devletiyle barışık bir toplum için çaba göstermişlerdir. Hafız Ali Efendi bu özelikleri yanında aynı zamanda kitap sevdalısıdır. Cumhuriyet döneminde çıkarılan yeni kitapları da takip etmiş ve büyük bir kütüphane oluşturmuştur.  

Hafız Ali Efendi dervişane, züht ve takva üzere bir hayat yaşamıştır. Oldukça cömert ve şefkatli bir insandır. İnsanlar arasındaki meseleleri şeriat ve fıkıh üzere çözüme kavuşturmuştur. Bu husustaki bir çok anısı Kahramanmaraş’ta anlatılmaktadır. Hafız Ali Efendi’nin fetva mesuliyeti üzerine olan hassasiyeti de dilden dile nakledilmektedir.

Buraya kadar olan bu bilgilerden sonra bundan sonra Hafız Ali Efendi ile ilgili anılar ve bir kısmı keramete dahil olan yaşanmış olaylardan bahsedelim:

1-Hafız Ali Eefendi’nin Müftülük görevini ifa ettiği vakitlerde, Kahramanmaraş’ta bir berduş, Hafız Ali Efendi’den harçlık para ister. O anda Hoca’nın yanında olanlar, “Aman Efendim, bu adama para vermeyin, götürüp şarap satın alıyor” demişler. Hoca, “benim paramla şarap  almaz” diyerek cevap vermiş. Gerçekten de, orada bulunanlar berduşu takip etmişler ve Hoca’dan aldığı parayla fırına giderek ekmek aldığını görmüşler. (Bu anı internetten alınmıştır)

2-Hafız Ali Efendi’nin özellikle Ramazan Ayı’nda birçok iftar yemeği için Kahramanmaraş halkından davet aldığı ve aynı gün birçok iftar yemeğinde görüldüğüne dair anılar mevcuttur. Ertesi gün birkaç kişinin ısrarla “hayır sizin evdeki iftar yemeğinde olamaz, dün akşam bizde iftar yemeğindeydi” şeklinde konuştuklarına şahit olanlar vardır. (Babamın anlattığı bir anıdır)

3-Pazarcıklı Elif Ana, romatizma hastalığı dolayısıyla tedavi olmak maksadıyla Kahramanmaraş’a gider. Ağrı ve sızıları nedeniyle yürüyemeyecek hale gelmiştir. Elif Ana, doktorun yanına götürülürken yolda Hafız Ali Efendi’ye rastlar. Elif Ana saygıyla Hoca’nın karşısında başını eğer. Hoca ve Elif Ana birbirlerini ilk kez orada gördükleri ve tanımadıkları halde, Hoca ona, ismiyle hitap ederek, “Elif kızım, hastalanmışsın, geçmiş olsun İnşallah şifa bulursun, bütün dualarım seninle’’ diyerek dua eder. Bu anıyı anlatan Elif Ana’nın Oğlu der ki, Anam o andan itibaren iyileşti ve bir daha romatizma hastalığı çekmedi.” (Bu anı internetten alınmıştır)

4-Hafız Ali Efendi öğrencilik yıllarında ilim tahsili için Kahramanmaraş’tan yola çıkar ve Konya’da medrese eğitimi görmeye niyetlenir. İstikamet Konya’dır. Sırtında olanca ağırlığıyla kitap dolu olan torbasıyla Konya’ya doğru yola çıkar. O vakitler ne otobüs, ne de tren vardır. Yürüyerek günler sonra Osmaniye’ye ulaşır. Bir camide namaz kılar. Namaz kıldıktan sonra, “Yüce Rabbim, bu kitapları ben taşımakta zorlanıyorum. Konya’da bana, Sen kitaplar nasip edersin. Ben bu kitapları burada bırakıp da gidiyorum. Sen benim işimi kolaylaştır” diye dua eder. Günler sonra yürüyerek Konya’ya ulaştığında önce bir camide namaz kılar ve namaz bittikten sonra bir kişi hafifçe camiye girerek bir torba bırakarak hızlıca oradan uzaklaşır. Hafız Ali Efendi Konya’daki camiye bırakılan o torbaya baktığında, kendisinin Osmaniye’de bir camide bıraktığı kitap dolu torba olduğunu görür. (Bu anıyı Hemşehrimiz Abdullah Akgül’den dinledim)

5-Kahramanmaraş’ın kuzey tarafında kalan ve ismine Bertiz denilen yörede Bayram Hoca diye bilinen bir zat vardır. Bu Hoca ile Hafız Ali Efendi iki iyi dosttur. Bayram Hoca bir sigara ve tütün tiryakisidir. Bir gün Hafız Ali Efendi’yi ziyarete gider ve o ziyarette: “Hocam, bu içtiğim sigara haram mıdır, yoksa helal midir?” Hafız Ali Efendi “Bayram Hoca, bu hususta kesin bir hüküm yok. Ben sana şimdi sigara haram ya da helal diyemem. Ancak, iyi dinle, şu misal ile cevap veririm” demiş. Ve misal olarak şu noktalara dikkat çekmiştir.  Hafız Ali Efendi, Bayram Hoca’dan sigara tütününü yakıp dumanını içine çektiği pipoyu istemiş. Pipoyu yanındaki bir çocuğa vererek, “Oğlum şu piponun uç tarafındaki şu bölümü suyla iyice yıka da getir” demiş. Çocuk lavaboda o piponun uç tarafını iyice yıkamış ve getirmiş. Hafız Ali Efendi, Bayram Hoca’ya, “kokla şu piponun uç tarafını” demiş.  Hoca koklamış, “tütün ve is kokusu var” demiş. Tekrar tekrar yıkatmış ve tekrar koklatmış ve her defasında Bayram Hoca “tütün ve is kokuyor” demiş. Hafız Ali Efendi en sonunda demiş ki, “bana bir ateşte kızdırılmış bir şiş getirin.” Bir müddet sonra, Hafız Ali Efendi kendisine getirilen kızgın şiş ile piponun tütün yakılan o bölümündeki siyah isli bölgeyi iyice baştan sona kadar kazımış ve ondan sonra Bayram Hoca’ya uzatmış “şimdi kokla” demiş. Bayram Hoca, tütün ve is kokusu kalmadı” demiş. Bunun üzerine Hafız Ali Efendi, “Bayram Hoca, Bayram Hoca, bu tütün ve is kokusu ancak ateşle çıkıyor. Bak bu tütünün kokusunu ancak ateş temizliyor. Ona göre dikkat et” demiş. Bu cevap üzerine gereken mesajı alan Bayram Hoca o günden sonra tütün ve sigara içmekten vazgeçmiş ve pipoyu eline dahi almamış. (Bu anıyı da Hemşehrimiz Abdullah Akgül’den dinledim)

6- Yıl, 1965’li yıllardır. Kahramanmaraş’ta Lokantacı Kemal olarak bilinen Kemal Önyurt, uçakla Hac vazifesini ifa etmek üzere Mekke’ye seyahat etmiştir. Lokantacı Kemal hac vazifesi sonrasında Kahramanmaraş’a geldikten sonra Hafız Ali Efendi’yi ziyarete gider. Ziyaret sırasında Lokantacı Kemal, Hacca giderken kafasına takılan bir soruyu, Hafız Ali Efendi’ye sorar: “Hocam, Hac için uçağa bindim ve eskiden insanların günlerce meşakkat çekerek vardıkları Mekke’ye 2-3 saat içerisinde ulaştım. Hocam, bu uçağı icat edenler Müslüman değil. Ancak, Müslümanlar dahil tüm insanlara da hizmet etmiş oluyorlar. İnsanların işlerini kolaylaştıran ve insanlığa hizmet eden Müslüman olmayan bu ilim adamları cennete girer mi?” Bu soruya karşılık Hafız Ali Efendi şu cevabı verir: “Oğlum Kemal, hangi icadı bulursa bulsunlar ve hangi ilimle uğraşırlarsa uğraşsınlar, bir kimse diliyle, “Lailaheillallah Muhammedünresûlullah” demeden ve bunu kalbiyle de tasdik etmeden cennete asla giremez” der. (Hafız Ali Efendi isimli bir kitaptan alınmıştır)

7-Hafız Ali Efendi’nin Müftülükteki makam masası üzerinde bir küçük tabak ve bu tabağın üzerinde de küçük bir örtü vardır. Hafız Ali Efendi misafirlerine badem şekeri ikramını severdi. Bir Bayramlaşmada yine aynı masa üzerinde tabak içerisinde badem şekeri ve üzerinde örtü vardır. Müftü Hafız Ali Efendi’nin elini öpen masadaki örtü altındaki badem şekerinden bir avuç badem şekeri alıp gitmektedir. Onca kalabalığa rağmen badem şekerleri hiç bitmiyordu.  (Babamın anlattığı bir anıdır)

8- Babam, 1955’li yıllarda Kırklareli İli Babaeski İlçesinde askerlik görevini ifa etmektedir. Babam, askerlik sırasında Babaeski Müftüsünü ziyarete gitmiş. Babaeski Müftüsü “sizin memlekette Hafız Ali Efendi isminde bir âlim ve evliya zat varmış. Ben Müftü olmadan önce Gaziantep’te hakim idim. Gaziantepliler Hafız Ali Efendi’den çok bahsederlerdi. Gaziantepliler de Kahramanmaraşlılar gibi Hafız Ali Efendi’yi çok severler” diye Babaeski’deki o sohbette anlatmış.

9-Hafız Ali Efendi Bıçakçılar çarşısı yanındaki Çarşıbaşı Camiinde fetvahanede vakit vakit halkın dert ve meselelerini dinler ve halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuştururdu.  Bazen de o camide imam olmadığı vakitlerde namaz kıldırırdı. Pazarcık’ta yaşayan ve Yolcular diye bilinen bir aileye mensup Ali Yolcu, o camide bir vakit namazı için cemaatin en arkasındaki saftan bir öndeki safta İmam Hafız Ali Efendi’ye uyarak namaza durmuş. Namaz bittikten sonra Hafız Ali Efendi, Yolcu Ali’nin yanına gelerek, “evladım sen namazda şu şu duaları okurken yanlışlık yaptın” diyerek kendisini uyarıp doğrusunu anlatmış. Bu anıyı bizzat Yolcu Ali Pazarcık’ta Babama anlatmıştır.

10-Yıl 1930’lı yıllardır. Devir Cumhuriyet Halk Partisinin tek parti olarak iktidarda olduğu ve inançlılara zulmettiği devirdir. Bu zulümden Hafız Ali Efendi de zarar görmüştür. Hafız Ali Efendi’nin bütün kitaplarına el konmuştur. Bu duruma oldukça içerlenen ve üzülen Hafız Ali Efendi, Bulanık Köyü’ndeki bağına giderek orada birkaç gün inzivaya çekilmiştir. Bu inzivada gece vakti boyunca “Yüce Rabbimizin kudret isimlerini zikrederek kitaplarının tekrar kendisine getirtilmesini istemiştir.” Gece vakti dışarıdan “Ali” diye bir ses duymuştur. Sesin olduğu tarafa doğru gittiğinde hiçbir kimseyi görememiş, ancak, kendisinin kitaplarının bir torba içerisinde bağ evinin avlusunda bırakılmış vaziyette olduğunu görmüştür. (Babamın anlattığı bir anıdır)

11- Bir keramete de ben bu yazıyı hazırlarken şahit oldum. Bizzat yaşadım. Hafız Ali Efendi hakkındaki yazıyı cumartesi günü yazıp bitirdim. Ancak yayınlanması için Pazarcık Havadis Gazetesine göndermedim. Hatta, gazetenin yayın sorumlusu Faruk İnce Kardeşimiz“Abim yazıyı Cumartesi göndermeniz mümkün ise erken gönder. Çünkü Pazar günü İstanbul’a gideceğim. Gitmeden yayına yetiştirmek istiyorum” dediği halde, o gece beklettim ve göndermedim. Zaten kendisine de “Pazar sabahına kadar bekle” dedim. “Faruk Pazar günü İstanbul’a gitmeden erkenden yazıyı yayına hazırlar. Ben Pazar sabahı erkenden yazıyı Faruk’a gönderirim” diye düşündüm. Peki, Cumartesi sabahtan akşama kadar çalışıp uğraşıp yazıyı hazırlamama rağmen yazıyı o gün neden göndermedim? Nedeni şu: “Bir gün boyunca Hafız Ali Efendi’yi yazdım. Zaten kendisi hakkında yazı hazırlamam da tamamen tevafuk ve bir hikmete göredir. Bu zat keramet sahibidir. Ben de kendisinin evliya tarafını ve kerametlerini anlatacağım. Acaba, bu akşam rüyamda bana bir işaret ve keramete dair bir belirti olur mu” diye düşünüp bu minval üzere uyudum. Ve rüyamda gereken işaret ve belirti geldi: “Rüyamda kendi evimizdeki ya da başka bir evdeki bir tavana çeşitli boy ve modellerde farklı farklı avizeler takıyorum. Bazı avizeler büyük, bazıları da küçük. Rüyamda çeşitli ebat ve parlaklıkta birçok avizeyi tavana taktığımı ve yerleştirdiğimi gördüm.” Bu rüyadaki mesajı ben anladım. Benim gibi mesajı anlayanlar anlamıştır zaten. Anlayanlara selam olsun.

Pazarcık Havadis Gazetesinde ilim, kültür, sanat ve edebiyat yazıları çerçevesinde bu hafta, Kahramanmaraşlı bir Evliya ve Âlim Hafız Ali Efendi’yi sizlere tanıtmaya ve hatırlatmaya çalıştık. Allah (cc) evliya ve âlim zatların sayısını çoğaltsın ve tüm evliya ve âlimlerimize rahmet eylesin. Bizi de onların yolundan ayırmasın. Amin.

Ahmet SANDAL