PAZARCIKLI HEMŞEHRİMİZ PROF. DR.ŞÜKRÜ ÖZĞAN İLE KAİNAT VE HAYAT ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ (2)

Değerli Okuyucularımız ve Muhterem Hemşehrilerimiz, Pazarcık Havadis Gazetesi’nde 5 aya yaklaşan bir süredir, her hafta bir tarihi şahsiyetimizi ya da ilim yolunda ilerlemiş bir Hemşehrimizi sizlere ya kendimiz doğrudan tanıtıyoruz ya da röportaj gerçekleştirmek suretiyle kendilerini tanıtmalarını sağlıyoruz. Takdir edersiniz ki, bir gazetenin 2 sayfasını dolduracak fikir ve görüşler yazmak ve bunların arasına yazıyla ilgili resimler bulup da yerleştirmek çok da kolay bir iş değil. Bu işi sırf rıza-i ilahi için yerine getirmeye çalışıyoruz. Kimi zaman da kendi resimlerimizi ve görüş ve fikirlerimizi de katmak zorunda kalıyoruz. Haydi hayırlısı.

Biliyorsunuz geçen hafta, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde Fizikj Bölümünde Profesör Dr. Şükrü Özğan Hocamızı tanıttık ve hatırlattık. Hocamızın söyleşisinin 2. Kısmını da bu hafta yayınlıyoruz. 5 ay boyunca, bundan önce Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi, Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana, “Yedi Güzel Adam”, Hafız Ali Efendi ve Mimar Sinan, Şeyh Edebali ile Osman Gazi ve Prof. Dr. İsmail Güvenç, Geçmiş’ten Bugüne Pazarcıklı Şehidlerimiz ve Şair Fuzulî tanıtılmıştı.

Ahmet SANDAL: Değerli Şükrü Hocam, geçen hafta sizin hayatınızın çocukluk yıllarından bugüne, profesörlüğe kadar uzanan döneminde, belli başlı anılarınıza ve memleketimiz ile ilgili görüş ve düşüncelerinize yer vermiştik. Sohbetimizin bundan sonraki bölümünü isterseniz “Kâinat ve Hayat” üzerine sizin fikir ve görüşlerinize ayıralım. Kâinat ve Hayat üzerine, araştırma ve gözlemlerinize dayanan ve ilmi yönden de önemli bulunan tespitleriniz var. Bunları, bu değerli fikir ve tespitlerinizi Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucuları ve özellikle de gençlerle paylaşmanızı sizden hassaten rica ederim.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey, Kahramanmaraş Pazarcıklılar Derneğinin daveti ile katılımcılara “Kainat ve Hayat” başlıklı bir sunum gerçekleştirdim. Maksadım hemşerilerimle hemhal olmak ve kendimce önemli bulduğum fizik konuları ve bakış tarzımızı izah etmektir. Bu nazik davet sebebiyle Dernek Başkanımız Sayın Celal Odabaşıoğlu’na bu vesileyle de ayrıca teşekkür ederim. Dernek ve Gönüllü kuruluşlarımızın üyelerini ve toplumu bazı konularda aydınlatma faaliyetleri takdire şayandır. Bu sunumun kısa bir özetini sizin nazik talebiniz üzere Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucularına arz ediyorum.

Muhterem Okuyucularım, malumunuz olduğu gibi iki önemli kitap var. 1) Kuran-ı Kerim, 2) Kainat kitabı. Birçoğumuz Kuran okumasını biliyoruz. Çok sevabı olduğunu, her harfine normal zamanda on, mübarek vakitlerde de daha fazla sevap verildiğini biliyoruz. Sevaplarımızın, Recep ayında yüz, Şaban ayında üçyüz, Ramazan ayında bin, cuma gün ve gecelerinde binler ve leyle-i kadirde otuzbin kat artırıldığı Hadis-i Şeriflerde ya da Âlimlerimizin tespitlerinde belirtilmektedir. Elbette ki Kuranı usulünce okumayı ve anlamayı ve daha ilerisini yaşamayı başarmalıyız. Bu konuda camilerimiz ve din görevlilerimiz bizlere hizmet verecektir. İlki emri oku olan bir dinin müntesipleri okumalı, “ilim müminin yitiğidir, nerede olursa alınmalı” diyen bir Peygamberin (asm) ümmeti ilme sarılmalıdır.

Arkadaşlar, Fizikçi olmam hesabıyla sizlere Kainat kitabından bahsedeceğim. Bütün fen kitapları Kainat kitabını okuyorlar ve kütüphaneler dolusu eser neşretmişler. Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıp, Ziraat, Orman ve Mühendislikler Kainat kitabını okumaktadırlar. Şunu ifade edeyim ki, hem Kur’an’ın ayetleri hem de Kainat kitabının ayetleri Allah’ın ayetleridir. Kur’an’da “akıl etmezler mi, düşünmezler mi, bakmazlar mı” gibi beyanlarla Yüce Rabbimizin (cc) verdiği nimetlere dikkatler çekilmektedir. Kainata konulan fizik kanunları var ve kesinlikle uyulması gerekmektedir. Uyulmadığında insan cezasını peşinen çekecektir. Mesela “yerçekimi” bir kanun, biri kendini yüksek yerden boşluğa bırakırsa ya da düşerse ne olacağı bellidir. O zaman yerçekimi kanununa muhalefet edemeyiz. Ateş yakar, su boğar, elektrik akımı çarpar, doğan büyür yaşlanır ölür. Bir insan, atmosferden bağlantısını en fazla 4 dakika kesebilir, en fazla 40 gün bir şey yemeden yaşayabilir, en fazla 4 gün böbrekleri susuzluğa dayanabilir. Etki tepkiye eşittir, “çalışmanın sonucu başarmaktır, sabrın sonu selamettir.” Bu kanunlara birçokları ilave edilebilir.

Değerli Okuycular, karşımızda hala cevap arayan bazı sorular var. Peki bu kainat nasıl oluştu? Kainatın bir sonu var mı? Dünyamız gibi hayata menşe olabilen başka bir küre var mı? Komşu gezegen Marsta hayat var mı? Sorular sorular. Maksadım, bu sorulara kendimce cevap verirken tefekkür etmek ve farkındalık oluşturmaktır. Bütün bilim adamlarının ortak görüşü Kainat başlangıçta yoktu ve yaratıldı. Kimsenin görmediği ve şahit olmadığı bir olgu. Rus Kozmolog ve Matematikçi Alexander Freidman ve Belçikalı Fizikçi Papaz Georges Lemaître (1920) de Büyük Patlama (Big Bang Theory) diye bir teori ortaya atıyor. Teoriye göre bütün küreler yapışıktı ve büyük bir patlamayla Galaksiler, gezegenler, küreler oluştu. Teoriden 100 yıl geçmesine rağmen henüz ispatlanamadı. Ben, acizane bu yaşıma kadar patlamayla bir düzen oluştuğunu, filan yere bomba atılmış raflar dizilmiş, çiçekler çıkmış diye bir şeyi ne duydum ne de gördüm. Patlama tesadüfîdir ve düzeni tahrip eder. Tahminlere göre Kainatta 400 milyardan fazla Galaksi bulunmaktadır. Birisi bizim Samanyolu Galaksimiz ve Galaksimizde 200 milyardan fazla yıldız bulunmaktadır. Galaksimizin bir ucundan diğer ucuna ışık 90000 yılda geçebiliyor (Işığın hızı 300 000 km/saniye).

Değerli Ahmet Bey ve Pazarcık Havadis Gazetesinin değerli okuyucuları, maksadım sizi yoğun Fizik kuralları ve büyük sayılar ile kafanızı karıştırmak değildir. Konu ile ilgili tefekkür etmenizi sağlamaktır. Galaksimizde güneş sistemi gibi milyonlar güneş sistemi var. Güneş sistemimizdeki Dünyamız güneşten itibaren üçüncü sıraya yerleştirilmiş. Daha yakın olsa aşırı sıcak, uzak olsa aşırı soğuk olur. Dünya kütlesi yaşamımıza tam uygun, sürekli irtibatımızı kesemediğimiz atmosfer ile de bize ve tüm canlı-cansız varlıklara tam uygundur. Dünya hem kendi etrafında dönüyor, gece gündüz oluyor. Hem de Güneş etrafında dönüyor, mevsimler oluyor. Bir de güneş ve sistemiyle birlikte Samanyolu Galaksisi içerisinde Herkül burcuna doğru gitmektedir. Dünyanın Güneş çevresindeki hızı 106817 km/saat. Ben bir ara otobanda giderken arkadaşım hızı saatte 250 km sabitlemişti de midem karışmış şoföre müdahale etmiştim. Bu nasıl bir sistem ne acayip bir yapı ki, bu kadar hızla döndürülüyor da, bize hiçbir şey olmuyor.

Dünyamızın hayata elverişli atmosfere sahip olması ile kesintisiz oksijen almamız ve oksijenin kanı kirleten karbonla birleşerek karbondioksit (CO2) olarak verilen nefesle atılması hayati önem taşımaktadır. Atmosfer denizlerde buharlaşan suyun uzaya gidip kayıp olmasını önler ve basınç yaparak yağmur (arıtılmış su), kar ve dolu olarak yeryüzüne dönmesini sağlar. Atmosfer Güneşten gelen zararlı ışınları tutar, uzaydan gelen meteorları, göktaşları, sürtünme ile parçalayıp yok edip yeryüzüne düşerek zarar vermesini önler. Dünyamız şöyle mi düşünmüştür? Dünyanın aklı var mı ki düşünsün? Dünya, “bu beyefendiler ve hanımefendiler oksijensiz yaşayamazlar buna uygun bir atmosfere sahip olmalıyım” diye mi düşündü?

Meşhur Fizikçi meslektaşım A. Einstein “Allah zar atmaz, yani Kainatta tesadüf yoktur (God doesn’t play dice)” demiştir. Evet, Kainatta nereye baksanız tesadüf yoktur. Dişlerinizin dizilişi, öne kesici arkaya çiğneyici dişler dizilmiştir. Gözünüz hep aynı yere yerleştirilmiş, kirpikleriniz dışarıdan gelen yabancı maddeleri önlemesi için göz kapaklarına dizilmiş, kulağınız hep aynı yerdedir. Tesadüf olan bir şey tekrarlanmaz, herkeste farklı yerlerde olması gerekirdi. Araba cam silgecini düşünüp yerleştiren bir mühendislik var da, Kainatta ve Bizim vücudumuzda mühendislik ve tasarım olmaz mı? Biz farkında olmadan gözümüzü ıslatan ve mikroplardan temizleyen göz kapakları tesadüfen olur mu?

Türkiye’deki bir bal arısı, Amerika’daki bal arısıyla aynı vücut yapısını sahiptir. Dünyamız üzerindeki bütün insanların gözleri hep aynı yere yerleştirilmiştir. Demek ki, Yaratıcı (cc) aynıdır ve tektir. Bize gözü veren Güneşi yaratandır ve bize ciğerleri veren Dünyamıza atmosferi takandır. Bize mideyi veren bütün yiyecekleri ve rengarenk meyveleri bize rızık olarak verendir. Makro alemde Güneş sistemi, mikro alemde atom benzer davranışı sergiliyorlar. Dünya hem kendi hem de Güneşin etrafında dönüyor. Atomdaki elektronlar hem kendi, spin hareketi, hem de atomun çekirdeği etrafında dönüyorlar. Kural tek ve aynıdır. Öyleyse, Yaratıcı (cc) da tek ve aynıdır.

Bazıları, “Tabiat yarattı” diyerek işin izahından kaçıyorlar. Kainatı ve Tabiatı, “kendi kendilerini yarattı” diye düşünmek, çok saçmadır ve akla uygun değildir. Tabiat nedir, taş toprak, canlı cansız her şey. Hangi şey, hangisini yarattı? Bu muazzam sistemi ve hassas düzeni kim kurdu ve düzenli bir şekilde işleyişine devam ettiriyor? Varlıklar içerisinde aklı ve şuuru olan en yetenekli olan insandır. Yaratacak olsa (haşa) insan yaratır. Halbuki insan ne kadar da zayıf ve acizdir. Bir düşünün İnsanı, bırakın Kainat üzerinde, kendisi üzerinde bile ne kadar etkilidir? Bütün uzuvları çalışıyor, kendisi de bu uzuvlar sayesinde yaşıyor. Bu uzuvlardan hayati olanlardan birisi işlevini bitirse, hayattan gitmek zorunda kalıyor. Kalbi çalışıyor, kanı temizleniyor, tüm sistemleri bir uyum içerisinde çalışıyor. Binlerce biyolojik, fiziksel, kimyasal işlemler mükemmel olarak çalışmaktadır. İnsan yaşlanmasını, saçlarının ağarmasını durduramıyor. Ve nihayetinde “ölümü öldüremiyor.” Yetmişlik bir yaşlı amca yaz mevsiminde bir bardak soğuk su içmiş. “Oh yüreğim ferahladı” demiş. Bunu duyan yakınındaki bir genç “Amca su yüreğe değil mideye gidiyor” deyince; yaşlı adam gence “yetmiş yıllık adeti sen mi değiştireceksin” demiş. İnsan vücudundaki işleyişi tam olarak bilemiyor. Bilse de azalarının çalışmasında bir müdahalesi yoktur. Gece uyku halinde solunum sistemi, kalp ve kan dolaşım sistemi ve diğer sistemler çalışıyor. Bizim akıl, şuur ve kabiliyetlerimiz ile kendi vücudumuzda bir müdahalemiz olamazken, akıl ve şuur yönünden bizden kat be kat düşük şekilde yaratılan mesela, koyunların kendi hayatlarına müdahalesi vardır denilebilir mi?

Arkadaşlar, tefekkür açısından bir örnek olarak portakal ağacına dikkatinizi çekmek isterim. Portakal ağacı, kesseniz bir odun olur. Böyle bir odunun, düşünerek, “meyve kabuğum güzel görünsün diye renkli ve soğuğa dayansın diye asitli, ve zahmetsiz yesinler diye dilimlere ayırmalıyım, kışın soğuk algınlığından korunmaları için içerisine C vitamini koymalıyım, tadı ve kokusu ağızlarına ve duyularına uygun olmalı” diye bir tasarım ve planlama yapabilir mi? Bir odun parçasına böyle bir düşünmeyi verebilir misiniz? Kesinlikle “hayır” diyeceksiniz. Ayrıca o portakalın olması hava, su, toprak, dünya, Güneş hasılı kainat lazım gelmez mi? O halde bizi yaratan, gözü, dili, ve mideyi bize veren, C vitaminine ihtiyacımızı bilen portakalı rızık olarak odun eliyle bize ikram etmektedir.

Kıymetli okuyucularım, daha söyleyeceğimiz çok şey var ama sizin sabrınızı zorlamamak için söyleşimi burada bitiriyorum. Umarım Kainat kitabından bazı ayetleri birlikte düşünmüş olduk ve yararlı olmuştur diye düşünmekteyim.

Ahmet SANDAL: Hocam bu tespitleriniz ve fikirlerinizi Pazarcık Havadis Gazetesi vasıtasıyla yayınlamak bizim için de bir onurdur. Gençlere tavsiyeleriniz olacak mıdır Şükrü Hocam.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey şahsınıza, Pazarcık Havadis Gazetesi yetkililerine ve okuyucularına teşekkür eder, daha güzel günler dilerim. Genç kardeşlerimizin kendilerini her yönden iyi yetiştirmelerini, şanlı ecdadımıza yaraşır birer insan, özgüveni olan ve bilgi donanımlı, üreten, milli ve manevi duygulara sahip olmalarını temenni ederim.

Ahmet SANDAL: Değerli Hocam aklımda daha birçok çok soru var. Ancak Gazetede sayfa sınırını da düşünerek, uzatmayalım ve röportajı, bu hasbihali burada sonlandıralım. Tabi sizin bu noktada söyleyeceklerinize, dilek ve temennilerinize de yer vererek söyleşimizi bitirelim. Teşekkür ederim.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ben teşekkür ederim Aziz Hemşehrim Ahmet Bey. Sizin aracılığınız ile Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucularına umarım bir parça yararlı bilgiler sunabildik. Bize verilen akıl nimetini kullanarak düşünen ve insanlığın yararına işler yapan bireyler olmamız dileğiyle hayırlı günler diliyorum.

Değerli Hocam, Allah (cc) sizden razı olsun. Bu söyleşide şu sonuç ortaya çıktı ki, biz çok zayıf ve faniyiz. Muazzam ve sonsuz bir kainat içerisinde neredeyse cismen yok hükmündeyiz. Bizi bırakın, kainat aleminde gezegenler sıralamasında Dünya, evet şu içerisinde yaşadığımız ve bir karış toprağı içine nerdeyse birbirimizi katlettiğimiz Dünya, kainatta bir nokta kadar dahi yer tutmuyor. Buna rağmen ruhumuz ve bizi ahrette bekleyen alem çok çok mühim. Gelin bu röportajın sonunda bir Alimimizin, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin şu sözüne kulak verelim: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.”
Ahmet SANDAL