PAZARCIKLI HEMŞEHRİMİZ PROF. DR.ŞÜKRÜ ÖZĞAN İLE KAİNAT VE HAYAT ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ (1)

Ahmet SANDAL: Şükrü Bey Hocam Değerli Hemşehrim. Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucuları için Sizinle bir söyleşi, bir röportaj gerçekleştireceğiz. Öncelikle bize bu fırsatı verdiğiniz için okuyucularımız ve tüm Hemşehrilerimiz adına size teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Memnuniyetle Aziz Hemşehrim Ahmet Bey. Sizin aracılığınız ile Pazarcıklı hemşerilerime ve Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucularına en derin muhabbetlerimi ve selamlarımı sunarım. Güzel insanlarımıza huzur ve nice güzellikler dilerim.

Ahmet SANDAL:Kısa bir hayat hikâyenizi özetleseniz diyorum. Biz sizi tanıyoruz. Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Sultanlar Köyü nüfusuna kayıtlı köklü bir aileye mensupsunuz. Sultanlar Köyü genelde çiftçilik, bağcılık ve fıstıkçılık ile geçimini sağlayan güzel bir köy. Köyünüzü biliyorum ve Babamın işleri nedeniyle ya da dost ziyaretleri vesilesiyle birkaç defa orada bulundum. Köyünüzün bir ismi de Tat değil mi? Hocam, önceliği ailenize, köyünüze ve çocukluğunuza verelim. Çocukluk denilince ve işin içinde köy hayatı olduğuna göre, sizde anı çoktur.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey Kardeşim doğru biliyorsunuz. Pazarcık İlçemiz Sultanlar köyü doğumluyum. İlkokulu köyümde okudum. Köyümde o sene ilk defa bir toprak ev okul olarak kullanılarak ve öğretmen verilerek öğretime başlamıştı. Okul yaşı çoktan gelmiş fakat imkân bulamayan arkadaşlarımız ile ben, henüz onlara göre yaşım küçüktü, birlikte okuyorduk. Öğretmen köyün içerisinden öğrencileri düzgün sıralı bir şekilde uygun adım ile yürütüyordu. Ben uzaktan seyrediyordum. Bir aydan fazla bir zaman geçmişti Rahmetli Dedem, aynı evde oturuyorduk, beni kucaklayıp okula götürdü: “Muallim Bey sana bir talebe getirdim” dedi. Öğretmen bana bakmış ve Dedeme “Amca bu çocuk yaş olarak çok küçükmüş, bir müddet bakıp deneyelim ilerideki durumuna göre kayıt yapıp yapmamaya karar veririz” demiş. Bir süre sonra da Dedeme bu çocuk yapabilir kaydını yapalım demiş.

Ahmet Bey Kardeşim sizin de bahsettiğiniz gibi Köyümüz ilçeden ve şehirden uzak ve arazisi taşlı, hayvancılık, çiftçilik, bağcılık ve fıstıkçılık, Narlı ovasında amale ve şimdilerde Gaziantep Başpınar sanayi bölgesi ve Narlıdaki çimento fabrikalarında işci olarak çalışıyorlar. Köyümüzün eski ismi Tat, bu isim Elbistan’da bulunan Tatlar ve Tat köyleri ile bir ilgisi var mıdır bilemiyorum.

Ahmet SANDAL: Hocam Nurhak’ta Tat/Tatlar diye bir köy ve mesire yeri var. Çok da güzel bir yer burası. Alabalık yetiştirilen buz gibi serin akarsuyu ile meşhur bir yer burası. Hocam, ilk ve ortaokul ile lise tahsiliniz hakkında bizi bilgilendirmeniz mümkün mü? Tabi yine anılarınızla birlikte sizden bu hususta sohbetimize renk katmanızı rica edelim.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey eğitim hayatım, köyümde ilköğretimden sonra, Ortaokulu Gaziantep’te, Liseyi Gaziantep’te başlayıp son sınıfın iki-üç ayını da Kahramanmaraş’ta tamamladım. Ortaokul ve lise dönemi fevkalade zorluklar ve imkânsızlıklar ile dolu idi. Köyümüzde o zamanlar yol da araba da yoktu. Komşu köy Kelleş’de devlet demiryollarının eski bir kırık dökük ahşap vagon koyarak oluşturduğu bir ara durak vardı. Pazarcık Narlı-Gaziantep arasındaki trenlerle birkaç haftada bir hafta sonları köyümüze gelir giderdik. Kirli çamaşırlarımızı annemiz yıkar, temizler, biraz da köy ekmeği, yoğurt, pekmez, üzüm yiyecek götürürdük. Tren yolcuğu esnasında civar köylerden bizim gibi okumaya giden arkadaşlarla tanışır, konuşurduk. Yıllar geçti hala o arkadaşlıkları ve dostlukları unutamadım. Trene binmek için Sultanlar- Kelleş köyleri arası yaklaşık 4 km eşyalarımız ile birlikte, düzgün yol da yok, dağdan taştan bazen yalnız gece veya gündüz giderdik. Hiç unutmam bir gün Köyüme gitmek için akşamdan sonra Gaziantep’ten trene bindim Kelleş durağında indim. Vakit hayli geçmiş, mevsim bahara yakın, ay çıkmamış ve zifiri karanlık ve her taraf taş ve çamur tek başıma köyüme gitmiştim. Doğrusu trene binerken, inşallah bir arkadaş olur köye birlikte gideriz niyetiyle binmiştim. Zorlukların insan kabiliyetlerini geliştirdiğini düşünüyorum. Bugün sahip olduklarımın değerini anlıyorum, bu da bana büyük mutluluk veriyor. Teşekkür ederim Allah’ım, bana akıl, göz, kulak ve sağlık verdin, benim gibi imkansızlıklar içerisinde olan birisine hayal edemeyeceği imkanlar verdin.

Ahmet SANDAL: Şükrü Hocam siz bir Fizikçisiniz ve şu an itibariyle Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesisiniz. Bu Üniversitede Fizik Bölümünde Profesör olarak görev yaptığınızı biliyoruz. Bunlarla birlikte eğitimci kimliğiniz ile kitaplar yazıp konferans ve seminerlerde sunumlar gerçekleştirdiğinizi biliyoruz. Öyleyse sizinle öncelikle Ülkemizin üniversite ve eğitim sistemi hakkında konuşmakta fayda vardır. Bilim ve eğitimde ne durumdayız?

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Kıymetli Ahmet Bey, Üniversite Eğitimini Erzurum’da Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Fizik Bölümünde okudum. O zamanlar İstanbul, Ankara ve İzmir dışında pek Üniversite yoktu. 1957 yılında kurulan, Atatürk Üniversitesi Anadolu’daki birçok üniversitelerin oluşumuna, eğitimine katkı sağlayan ve halen de öyle, en ciddi ve başarılı üniversitelerden birisidir. 1984 Haziranda mezun oldum ve hemen akabinde Dicle üniversitesi Eğitim Fakültesinde Araştırma Görevlisi sınavında başarılı oldum ve göreve başladım. Yeterli Hoca bulunmadığından bize ders verdiler. Eğitim Fakültesi yeni mezunum, son sınıfa derse giriyorum sınıfın yarısından fazlası benden yaş itibariyle büyükler. Önce bir genç gelmiş dersimize gibi düşünülse de kısa süre de bilgi farkının bulunduğunu ve bir çaba sarf edildiği anlaşıldı. Üç yıl burada çalıştıktan sonra Erciyes Üniversitesine geçtim, yüksek lisans ve doktora akademik çalışmalarımı orada yaptım. İlimiz Kahramanmaraş’a Sütçü İmam Üniversitesi açılmasıyla bir davet aldım. Halen Fizik Bölümünde Profesör Doktor olarak çalışmaktayım.

Milli Eğitim’de çalışma fırsatım olmadı. Bu eksikliği birçok lise ve okullarda gençlere moral ve motive ve mutlu bir yaşam, Allah’ın kainatta koyduğu fizik kanunları ve yaşamımıza etkilerinin anlaşılması gibi konularda söyleşiler ve sunumlar yapıyorum. Bundaki maksadım yavrularımızın eğitim ve çalışma hedeflerine sahip olması, pozitif düşünme, kabiliyetlerini doğru bir şekilde geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Birçok okulumuzun davetiyle, bu faaliyetlere zaman ayırıyor ve katkı yapmaya çalışıyorum. Akademik faaliyetlerimizin yanı sıra bunu yapmanın memleketimize ve evlatlarına bir borcum olarak düşünüyorum. Allah sağlık afiyet verirse bu doğrultuda gelen hiçbir talebi geri çevirmeyeceğim.

Sorunuzun diğer kısmına kısaca cevap vereyim. Bu konular çok geniş, günlerce konuşulsa, yazılsa bitmez. 33 yılı aşkın bir süredir farklı üniversitelerde farklı unvanlar ile çalışan birisi olarak kısaca birkaç cümleyle izah edeyim. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” denildiği gibi Üniversiteler bilim ve teknoloji üreten, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda eğitilmiş insan yetiştiren kurumlardır. Üniversitelerimiz ve yapılan akademik makale sayıları artı. Alt yapı, bina, derslik, laboratuar ve araştırma malzemeleri, araştırma merkezleri, teknokentlerin sayısı büyük oranda arttı. Dünya çapında ses getiren, Nobel Ödülü alan Prof. Dr. Aziz Sancar gibi, güzel çalışmalar da yapılmaktadır. Peki bu yeterli mi? Hiç eksik, yanlış olan yok mu? Elbette eksikleri gidererek, kendimizi güncelleyerek her zaman daha iyisini bulmak zorundayız. Mesela hangi alanda ne kadar eğitilmiş insana ihtiyaç vardır? Yenilikçi üniversite ve sanayinin ihtiyacı olan teknolojiyi nasıl geliştiririz? Üniversitelerimiz ve araştırmacı kadrolarının nitelik olarak yükselmesi, yeni düşünceler geliştirilmesi gerekmektedir. İnsanların kabiliyetlerin tespiti ve o yönde bir öğretim verilmesi. Bu çalışmaları yapmazsak hem genç potansiyelin enerjisini yeterince kullanamayız hem de üniversite mezunu işsizler ordusuyla karşılaşırız.

Ahmet SANDAL: Hocam özellikle Prof. Dr. Aziz Sancar bizim Ülkemizin bir değeri ve bizim bir cevherimiz olsa da, yurtdışı bir Üniversitede gerçekleştirdiği çalışmalar ile Nobel kazandı. Aynı cevher bizim Ülkemizde kalmış ve burada çalışma yapmış olsaydı, o cevherin parlayıp da Nobel Ödülü alacak kadar bir seviyeye ulaşacağını sanmıyorum. Bizim Üniversitelerimizde nice cevherler özellikle 1970’li yıllardan beri heder edilmiştir. Neyse bu mesele derin ve çok boyutlu bir mesele, daha fazla tartışmayı başka bir vesile ile gerçekleştirelim. Hocam, biraz da sanayi ve teknoloji, tarım ve gıda üzerinde hasbihal edelim. Ne dersiniz? Sanayide ve teknolojide, tarım ve gıdada ne haldeyiz? Tarım ve gıda denildiğinde elbette sizin köyde büyümeniz ve bir çiftçi çocuğu olmanız dolayısıyla çok daha öznel tespitleriniz olacaktır.

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey bahsettiğiniz konularda pek çok şey söylenebilir. Kısaca birkaç cümle ifade etmek isterim. Ülkemizde sanayi açısından son yıllarda büyük gelişmeler var. Organize sanayiler yapılmaktadır. Gittikçe teknolojik ürünler ve çeşitlilik artmaktadır. Çiftçilerimize büyük destekler ve teşvikler verilmektedir. Tabi ki birlikte bazı sorunları da getirmekte, dost ve müttefik ülkeler bile Ülkemizin kalkınması, fert başına düşen milli gelirin artması ve IMF ye borcu olmaması ve ekonomik gelişmeleri terör engeliyle yarım bırakmak ve “bizi bir kaşık suda boğmak” istiyorlar. Türkiye her alanda geliştikçe iç ve dış engellerden etkilenmeyecek ve dünyaya hakkın, adaletin, insaniyetin en yüce örnekleri verilecektir. Gelişmişliğin İslamiyet’in güzellikleriyle birleşmesi insanlığa barışın, huzurun, adil paylaşmanın hâkim olduğu ve insani değerlerin yükseldiği çok örneklerin sergilendiğini görürüz inşallah.

Ahmet SANDAL: Hocam uzun yıllardır Kahramanmaraş’ta ikamet etmektesiniz. Biraz da Kahramanmaraş üzerine sohbet edelim. Ne dersiniz?

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey yirmibeş yıldır Kahramanmaraş il merkezinde ikamet ediyorum. Zaman zaman görev icabı İstanbul, Ankara ve diğer illerimize görev ya da bir vesileyle gidiyorum. Her yer pırıl pırıl aydınlanmış, duble yollar, artan yüksek modelli araç sayıları, büyük marketler, organize sanayiler, fabrikalar, üniversiteler, yeni yeni okullar vb gibi gelişmeler, her şey çok güzel. Kahramanmaraş’ımız da daha bir başka, kışları ne çok soğuk, yazları ne çok sıcak, orman ve ziraatın, suyun birleşimi müstesna bir şehir. Bazen arkadaşlarımız ile sohbet ederken “galiba Kahramanmaraş cennete yakın bir yerde” diyorum. Tabi ki bu nimetlerin kadir ve kıymetini bilmeli ve korumalıyız. Allah’ın biz misafirlerine bir emaneti olduğunun şuurunda olup hıyanet etmemeliyiz. En fazla on-onbeş dakikada bağınıza veya bir dağa gidebilir ve piknik yapabilirsiniz. Hele bu günlerde badem ağaçları çiçek açmaya başlamış, baharın ışıltıları geliyor. Hayatının baharında olan genç kardeşlerimiz baharın farkında olsunlar. Yaşlılık ve hastalıklar olmasa, “işte bize cennet hayatı!” “Bu Dünya’da cennet halkeden Zat (cc), elbette başka bir yerde de cennet halketmeye muktedirdir.” Elhamdülillah.

Ahmet SANDAL: Hocam hepimizin hobisi ve boş vakitlerimiz için bir uğraşısı var. Sizin hobilerinizi öğrenebilir miyiz?

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet Bey benim işim eğitim, sohbet, muhabbet, doğal yaşam, bağ bahçe terapisi, okuma, tefekkür, yürüme, eş dost ziyareti vb gibi uğraşılar. Her zaman öğrenmeye ihtiyacım var. Öğreticilerim çok farklı eğitim seviyelerine sahiptir. Bir Pazar esnafından, bir işçiden, bir aşçıdan, bir büyükten, bir küçükten ders alabilirim. İşini bilen birisine ya da farklı meslektekilere rast gelirsem o mesleğin inceliklerinden ya da benim anlamadığım yönlerini sorarım. Onlarla istişare ederim ve fikirlerine önem veririm. Çocuklarının eğitim durumunu sorar ilgilenirim.

Ahmet SANDAL: Şükrü Hocam hayaliniz ya da bu Ülke için gerçekleştirmek istediğiniz bir projeniz var mıdır?

Prof. Dr. Şükrü ÖZĞAN: Ahmet bey, öteden beri devam ettiğimiz akademik çalışmalar ve araştırma projelerimiz gelişerek devam etmektir. Allah’ın nasip etmesiyle birçok hedefi yakaladım. Ev, araba, çocuklar ve akademik unvanlara sahip oldum. Şükründen aciz kalacak derecede bol nimetler verdi. Çocuklarıma maddi ve manevi güzel eğitim verebildim. Ülkemizin her yönüyle kalkınmış ve gelir düzeyi yüksek, ileri teknolojilere sahip, o kutlu ecdadımıza yaraşır bir nesil, mazlum milletlere sahip çıkan, İslam birliğinin sağlandığı, insanlığın huzur bulduğu, dünya barışının tesis edildiği bir dünyayı hayal ediyor, ümit ediyor ve bekliyorum. Ümmet-i Muhammed’e kamil iman ve iki dünya saadeti diliyorum.

Ahmet SANDAL: Değerli Şükrü Hocam, sohbetimizin bundan sonraki bölümünü isterseniz “Kâinat ve Hayat” üzerine sizin özel fikir ve görüşlerinize ayıralım. Kâinat ve Hayat üzerine, araştırma ve gözlemlerinize dayanan ve ilmi yönden de önemli bulunan tespitleriniz var. Bunları, bu değerli fikir ve tespitlerinizi Pazarcık Havadis Gazetesi okuyucuları ve özellikle de gençlerle paylaşmanızı sizden hassaten rica ederim.

(Şükrü ÖZĞAN Hocamızın röportajının 2. kısmını, inşallah haftaya yayınlayacağız.)

Evet, Pazarcık Havadis Gazetesi’nde 4 aydır fazla süredir devam eden ve her hafta bir manevi değerimizi, ilmi yönden rehber aldığımız bir şahsiyetimizi sizlere hatırlattığımız ve görüşlerine yer verdiğimiz tanıttığımız bu yazı dizisinde bu hafta Prof. Dr. Şükrü Özğan Hocamızı tanıttık ve hatırlattık. Bundan önce de Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi, Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana, “Yedi Güzel Adam”, Hafız Ali Efendi ve Mimar Sinan, Şeyh Edebali ile Osman Gazi ve Prof. Dr. İsmail Güvenç, Geçmiş’ten Bugüne Pazarcıklı Şehidlerimiz ve Şair Fuzulî anlatılmıştı. İnşallah, hemşehrilerimizi, değerlerimizi ve manevi rehberlerimizi tanıtım yazılarımız devam edecektir. Haydi hayırlısı.

Ahmet SANDAL