KISSADAN HİSSE

 

Bu gün inşallah sizlerle burda bir kıssadan hisse paylaşacağım. Bu kıssamız Hz. Musa’ya (as) atfedilen bir kıssa. Sizinle paylaşmamın sebebi ise malum 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleşmiş olması ve duruma tam uygunluk göstermesidir. Belki de bu olay Hz. Musa’ya ait olmayabilir ama ibretlik bir kıssa:

Hz. Musa (as) bir gün, ‘Ya Rab sanki bazı olaylarda bana adaletsizlik oluyormuş gibi geliyor’ diyor. Allah ise, ‘Ey Musa falanca yerde bir nehir, bir çeşme ve çeşmenin karşısında da bir mağara var. Öğle vakti git mağaraya gizlen ve orda olacak olayı seyreyle.’

Musa öğle vakti oraya gidiyor ve mağaraya gizleniyor, beklemeye başlar. Derken atın üzerinde bir bey (zengin) gelir çeşmeye. Atından inerek elini yüzünü yıkar, suyunu içer ve kırbasını doldurur. Atına binerken farkında olmadan oraya bir kese altın düşürür. Farkına varmaz ve atını sürer oradan ayrılır. Beyin ayrılmasıyla on-oniki yaşlarında bir çocuk gelir çeşme başına, bakar ki yerde bir kese altın, hemen alır altın kesesini ve su bile içmeden ordan ayrılır. Çocuktan sonra bir âmâ (kör) gelir. Sonradan kör olsa gerektir ki çeşmenin yerini biliyor. Çeşmede elini yüzünü yıkar, suyunu içer ve oraya oturur.

Keseyi düşüren Bey biraz yol almıştır ama üzerini, ceplerini kontrol eder ve kesenin düştüğünü fark eder. Düşünür ve kendi kendine ‘bu kese düşse düşse çeşmenin orda düşmüştür’ diyerek döner çeşme başına gelir. Bakar ki çeşmenin başında âmâ birisi oturuyor. Âmâya derki; ‘Burda bir kese altın düşürdüm, o altını sen mi aldın?’ Âmâ; ‘Hayır ben almadım.’ der. Bey ile âmâ tartışırlar, bey kızarak vurmaya başlar ve âmâ oracıkta ölür.

Hz. Musa bu olaylara şahittir. ‘Ya Rabb haksızlık oldu, altını çocuk aldı yerine âmâ öldü.’ der. Rabbimiz ise; ‘Hayır, adalet yerini buldu’ der ve olayı şöyle Musa’ya anlatır:

O âmâ gözü açıkken Bey’in babasını öldürmüştür ve bu olayı kimseye farkettirmemiştir yani olay faili meçhuldür. Bey âmânın babasını öldürdüğünü bilmiyor lakin bu olayda Bey, babasını öldüren adamı öldürmüştür. Yani kısas olmuştur. Çocuğa gelince; âmâyı öldüren Bey, o çocuğun babasına ait olan bir araziyi haksız yere almıştır. Çocuğun babası ölmüş ve çocuk yetimdir. Çocuk da Bey’in düşürdüğü altın kesesini alarak dolaysıyla arazinin parasını almıştır. Orda da adalet yerini bulmuştur.

Evet dostlar bu gün kocası, çocuğu, ya da kendisi görevden alındığı için ağlayan sızlayanlar… Acaba o görevlere nasıl geldiler? Hakederek gelenlere sözümüz yok ama şaibeyle gelenler, haketmeden gelenler, hak başkasının olduğu halde hakeden değil de haketmeyenin gelmesi… Benim bizzat şahit olduğum insanlar var, hakettiği halde sırf o camiadan olmadığı için görev alamayanlar var. Siz ki ey haksızlığa sebep olanlar, haksızlık yapanlar Müslüman olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Sizin yüzünüzden görev alamayanlardan helalik istemeniz gerekmez mi? Unutmayın Allah ihmal etmez, sadece zaman tanır. Hem zaten öyle demiyormu Rabbimiz: “(Düşmanlarınızı) iki misli musibete uğrattıktan sonra şimdi aynı musibet sizin başınıza geldi diye, kendi kendinize ‘Bu nasıl oldu?’ diye soruyorsunuz, öyle mi? De ki: O, sizin kendi eserinizdir. Doğrusu, Allah dilediği her şeyi yapmaya kadirdir.” (3/Âli İmrân – 165).

Evet dostlar burdan anlaşılması gereken şu: Başımıza bir şey gelirse sağa sola bakmanın bir anlamı yok. Oturup ‘ben nerede hata yaptım’ deyip hatamıza ve günahımıza tövbe edeceğiz. Yaşadığımız olaylardan dolayı kimseye ders vermeye kalkmayacağız, bilakis ders almaya bakacağız inşallah. Selam dua ve dua talebiyle.

 

Muhittin KANDIRMAZ