KİLİS ÜNİVERSİTESİ KURUCU REKTÖRÜ HEMŞEHRİMİZ PROF. DR. İSMAİL GÜVENÇ İLE SÖYLEŞİ (1)

Sayın okuyucularımız bu hafta sizleri bir bilim insanı Sayın Prof. Dr. İsmail Güvenç ile buluşturacağız. Söyleşimize başlamadan önce ben ailesi ile ilgili bir hatırlatma yapmak istiyorum: Sayın Güvenç, Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Merkez Nüfusuna kayıtlı köklü bir aileye mensuptur. Rahmetli Pederi Zabunzade Mehmet Efendi’nin oğlu Halil İbrahim Güvenç’tir. İlçemizde yıllarca esnaflık (şoförlük, Lassa Lastikleri ve Arçelik bayiliği) yapmıştır. Pazarcık’ta sevilen bir insandı. Rahmetli Anneleri Hürü’nün Oğlu Mehmet olarak bilinen Mehmet Arıkoğlu’nun kızı Huriye (Hürü) teyzemizdir. Hürü Teyzemizi yardımsever çilekeş bir Anadolu Kadını olarak hatırlamaktayız. Halil İbrahim Amca ve Hürü Teyzemizin 4 çocuğundan birisi (Abdulkadir Güvenç) bundan 15 sene kadar önce vefat etmiştir. Şahsen çok sevdiğim bir Kardeşimizdi. Allah rahmet eylesin. Sıtkı Güvenç Abimiz geçmiş dönem Milletvekilimizdi. Celalettin Güvenç Abimiz halen Milletvekilimizdir.  Sayın okuyucularımız bu hafta sizleri bir bilim insanı Sayın Prof. Dr. İsmail Güvenç ile buluşturacağız. Söyleşimize başlamadan önce ben ailesi ile ilgili bir hatırlatma yapmak istiyorum: Sayın Güvenç, Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Merkez Nüfusuna kayıtlı köklü bir aileye mensuptur. Rahmetli Pederi Zabunzade Mehmet Efendi’nin oğlu Halil İbrahim Güvenç’tir. İlçemizde yıllarca esnaflık (şoförlük, Lassa Lastikleri ve Arçelik bayiliği) yapmıştır. Pazarcık’ta sevilen bir insandı. Rahmetli Anneleri Hürü’nün Oğlu Mehmet olarak bilinen Mehmet Arıkoğlu’nun kızı Huriye (Hürü) teyzemizdir. Hürü Teyzemizi yardımsever çilekeş bir Anadolu Kadını olarak hatırlamaktayız. Halil İbrahim Amca ve Hürü Teyzemizin 4 çocuğundan birisi (Abdulkadir Güvenç) bundan 15 sene kadar önce vefat etmiştir. Şahsen çok sevdiğim bir Kardeşimizdi. Allah rahmet eylesin. Sıtkı Güvenç Abimiz geçmiş dönem Milletvekilimizdi. Celalettin Güvenç Abimiz halen Milletvekilimizdir. Hocam, bir bilim insanı gözüyle yapacağınız değerlendirmeleri “Pazarcık Havadis Gazetesi” vasıtasıyla başta hemşerilerimiz olmak üzere bizleri takip eden vatandaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Öncelikle bize zaman ayırdığınız için okuyucularımız ve tüm Hemşerilerimize adına size teşekkür ediyorum.Ahmet SANDAL: Sayım Hocam, bir bilim insanı/eğitimci olarak eğitime başladığınız yıllarla başlayalım istiyorum…Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Çok çok teşekkür ederim Ahmet bey kardeşim. Asıl ben böyle bir ortam oluşturduğunuz için başta şahsınız olmak üzere “Pazarcık Havadis Gazetesi” yetkililerine ve tüm çalışanlarına teşekkür ederek; okuyucularımıza/ hemşerilerimize sağlık ve mutluluk diliyorum.Pazarcık’ta doğdum. İlk (1977), orta (1980) ve lise (1983) eğitim ve öğretimini Pazarcık İlçemizde tamamladım. O yıllarda sanırım 1970’lerin ilk yılları bir Yukarı Pazarcık bir de Aşağı Pazarcık’ta ilkokul vardı. Sonradan Cengiz Topel ve Yeni ilkokul (Sonradan ismi Fatih olmuş) açıldı. Bu yıllarda Pazarcık’ta eğitim sınırlı sayıda okulda yürütülürdü. Biz lisedeyken “üç ilkokul, bir lisemiz, Narlı bizim nahiyemiz” şeklinde bir marşı söylerdik. Ben Cumhuriyet, Cengiz Topel ve Yeni İlkokul’da okudum. Ortaokul da ve liseyle birlikte ve o da bir taneydi. Pazarcık Ortaokulu ve Pazarcık Lisesi’nde eğitimimi tamamladım.  Pazarcık Nüfus olarak küçük olduğundan (8-10 bin kadardı) hemen hemen öğrencilerin tamamı birbirini tanırdı.Ahmet SANDAL: Sayın Hocam aynı okullarda okumuşuz. Yeni İlkokul, Pazarcık Ortaokulu ve Pazarcık Lisesi’nde ben de okudum. İsmail Hocam, sanki Pazarcık zihin dünyanızda önemli bir yere sahip. Eğitiminizde Pazarcık’ın etkisi oldu mu?Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Ahmet bey, bu noktada bir filozofun, Nel Noddings’in sözünü paylaşacağım. Eğitim ve Mutluluk kitabını yazmış. Der ki: “Yer sevgisi günlük yaşantımıza keyif katar ve zihni hazlarımızı hızlandırır. ”Bizim kültürümüzde de “Vatan sevgisi” kavramı vardır. Pazarcık tarihi, coğrafyası, kültürü, insanlar arasındaki muhabbet vs. vs. ile insan zihninde hoş iz bırakan yerlerden biridir. Ziyaret Tepesi’nden Kartalkaya Barajına doğru gün batımını izlemek. Aksu nehri kenarında suyun sesini huzurla dinlemek. Yazın Peygamber üzümünün bir salkımını yiyebilmek. Kahve önlerindeki hoş sohbetler. Bunlar elbette insana huzur veren şeylerdir ve başka yerde benzeri yoktur. Filozof Nel Noddings hiçte haksız değil! Bu özellikleri yanında Pazarcık farklı kültürleri bir arada yaşatmayı başaran, karşısındakinin düşüncesine saygıyı öğreten bir kültür ortamına sahiptir. Bu kültür eğitim ve yöneticilik hayatımızda bizi olumlu yönde destekledi, şevk verdi. Arı gibi farklı insanlarla bir araya gelip olumlu yönlerinden faydalanmayı bize öğretti.Uzun süre güzel ülkemizin farklı şehirlerinde görev yaptım. Son 1 yıldan beride güzel şehrimiz Kahramanmaraş’ta yaşamaya başladım. Dönük geldikten sonra yazı hayatına başladım. Bir yazımda şöyle demiştim: “Bu şehrin dağından, insanından, şiirinden, suyundan vs. okuyabildiklerimle yazmaya çalışacağım.” Yaşanılan şehre layık olduğu değer mutlaka verilmeli diye düşünüyorum…Ahmet SANDAL: Bu yıllardaki Pazarcık’ı sizden duymak isteriz.Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Pazarcık’ın 1973 yılında sonrasını iyi hatırlıyorum. Pazarcık 8-10 bin kadar nüfusu olan bir yerdi. Aşağı Pazarcık tren hattı ile mezarlık arasındaydı. O yıllarda Pazarcık’a un Kahramanmaraş’taki un fabrikalarından gelirdi. Merhum babam bunun her hafta 1-2 kez nakliyesini yapardı. Pazarcık’taki fırınlara dağıtırdı. Bende bazen yanında gittiğimden Pazarcık’ın her yerini bilirim. Yine o yıllarda Arçelik bayisinde bulundum. Dışardan servis gelirdi (tamirci). Bende ustalara evleri gösterirdim. Hele ilk televizyonun ilçeye gelmesi. Her evin çatısında yükselen antenler. Bu gibi vesilelerle Pazarcık’ta girip çıkmadığım sokak hatta ev kalmamıştır. O yıllarda Pazarcık’ta Aksu Sineması İlçenin kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Gençler/aileler için akşam sinemaya gitmek önemli bir işti.Ahmet SANDAL: Pazarcık’tan sonraki eğitim hayatınız hakkında bilgi verir misiniz?  Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: 1983’de Pazarcık Lisesi’nden mezun oldum. Üniversite sınavları iki aşamalıydı. Sınav sonuçlarını gazetelerle verilen eklerden öğreniyordunuz. Sınavların belli olduğu gün o zaman tek gazete satıcısı olan Merhum “Gazeteci Duran’dan” bir gazete alarak baktım. O andan sonra benim eğitim hayatım Pazarcık’tan ayrılmayı gerektirdi. Ama bu fiziksel bir ayrılıktı. Her zaman Pazarcık ve Pazarcıklı ile yakın oldum. O yıl Atatürk Üniversitesi’nde/Erzurum’da yükseköğretime başladım. Ziraat Fakültesini 1987 yılında bitirdim. Daha sonrada İşletme Fakültesini de bitirdim. Gençlere tavsiyem mutlaka bir fakülte bitirsinler. Şimdi imkânlar daha fazla, bunu kolayca yapabilirler. Bunu yapmazlar ise sonraki hayatlarında hem bunun eksikliğini hissederler…Ahmet SANDAL: Hocam ben de 1982 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandığımı aynı şekilde, Gazeteci Duran Emmi’nin Gazete Bayiinden aldığımız ÖSYM’nin yayınladığı sınav sonuç gazetesinden öğrendik. O vakitler internet nerede, bilgisayar nerede! Ben Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde bilgisayar yazılım dili dersi (fortran, basic gibi yazılım dersleri) gördük. Ancak, dersini gördüğümüz bilgisayarın kendisini o yıllarda görmek kısmet olmadı. Şimdi neredeyse her evde bilgisayar var. Değerli İsmail Hocam, Sizi bilim insanı olmaya teşvik eden neydi?Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Bizim yetiştiğimiz yıllarda çevremizde akademik unvan sahibi insan yoktu. Bırakın akademik unvanı üniversite mezunu bile oldukça sınırlıydı. Pazarcık’a lisenin geç açılmasında bunu etkisi olabilir. Ulu caminin taştan minaresinin yanında küçük odaya bir kütüphane açılmıştı. Sanırım bu kütüphane emekli öğretmen Bahri Ayhan’ın teşvikleri ile açılmıştı. Kütüphaneye zaman zaman giderdim. Bir gün Bahri Hocam, “İsmail sessiz, sakin çalışkan, akıllı bir çocuksun!  Senden iyi bilim adamı olur” dedi. Bilim adamı sözü beni etkiledi. Üniversiteye başladıktan sonra bu yönde çalışmaya gayret ettim. Bu arada ders aldığım İsmail Paksoy’u da hürmetle anmak isterim. İsmail Hocam bizim müzik derslerimize gelirdi. Beni tahtaya kaldırırken “Adaşım gel bakayım” demesi hala aklımdadır. Rahmetli annem de Huriye (Hürü) Güvenç de “Bu çocuk okumaya meyilli” diye çok desteklemiştir. Rahmetli babam Halil İbrahim Güvenç, munis, evine bağlı, akıllı bir insandı. Sağladıkları ortam teşvik edici oldu diye düşünüyorum. Aileme ve öğretmenlerime şükranlarımı arz ederim.Ahmet SANDAL: Sayın Hocam aynı ortamda ve aynı muhitte yaşadığımız ve aynı yıllarda Pazarcık’ta yetiştiğimiz için ben de benzer gözlemlerimi hemen sizin sözlerinin akabinde söylemek zorunda kalıyorum. Tabi, sizi desteklemek babında konuşuyorum. Ben de üniversiteyi kazandıktan yıllar sonra şunu anladım ki, “biz Pazarcık’ta bir çığır açtık ve Üniversiteyi kazanmak zor anlayışını kırdık. Çalışınca Üniversiteyi kazanmak mümkün anlayışını Biz 1982’de başlattık.” Muhterem Hocam, fakülteden sonra eğitim hayatınızı sürdürdünüz. Bunun hakkında bilgi verir misiniz? Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Akademik ve iş hayatında 1987’den sonra da eğitime devam ettim. Bu yıldan sonra asistan/araştırma görevlisi, Yardımcı Doçent, Doçent, Profesör unvanında Atatürk, Erciyes, Kilis 7 Aralık ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde görev yaptım. Bu üniversitelerde bölüm başkanlığı, müdür yardımcılığı, dekanlık, rektörlük gibi görevlerde bulundum.  Bu topraklara olan sevgim 35 yıl sonra dönmeme neden oldu. Kahramanmaraş ve Pazarcık bizim sevdamız olmalı. Halen Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde görev yapmaktayım…Gençlere artık üniversite bitirmenin yetmediğini, bunu lisansüstü eğitimle taçlandırmalarını tavsiye ederim. Lisansüstü eğitim yüksek lisan ve doktora eğitimlerinden oluşmaktadır. Anne babalar da yavrularına destek olmalıdır. Gelecekte yüksek lisans ve doktoranın önemi daha da artacaktır. ABD’de yüksek lisans yapmayanları okul müdür yapmamaktalar. Gelecekte bundan bizimde kaçınmamız mümkün değildir.Ahmet SANDAL: Hayatınız eğitimle geçmiş. Siz bir eğitim emekçisiniz. Hayatınızın geçtiği üniversiteler/Şehirler çok farklı mıydı? Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Biraz öncede söyledim.4-5 farklı üniversite ve şehirde görev yaptım. Buralarda hep bir şeyler öğrenme gayreti içinde oldum. Bir kısmında eğitim yoğunluklu iken diğerlerinde eğitim yöneticiliği yaptım. Bunlar çok uzun hikayeler. Yeni bir üniversitenin kuruluşunu gerçekleştirdim. Kilis 7 Aralık üniversitesinin (KİYÜ)  kurucu rektörü olarak 2008-2017 yılları arasında rektörlük görevini yürüttüm. Bu görev döneminde KİYÜ 3 modern kampüse ve uluslararası bilimsel yayınlara sahip olan bir üniversite konumuna geldi. Burada yaşadıklarımı “Üniversite: Bir Üniversitenin Kuruluş Sancıları” adlı kitapta topladım. Bu dönemle ilgili “Üniversite Konuşmaları” kitabımda bulunmaktadır. Aslında Erzurum ve Kayseri yıllarım da özel anekdotlarla doludur…Ahmet SANDAL: Sayın Hocam, hayatınızın daha orta dönemine bile gelemedik! Ama ben okuma ile ilgili düşüncelerinizi paylaşmanızı isteyeceğim.Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Ne okumalı, nasıl okumalı? Benim bir bilim insanı olarak kafa yorduğum bir konu. “Yüce Rabbimizin (cc) “Oku” emrini nasıl anlamalıyız?” diye zaman zaman düşünmüşümdür. Kendimce vardığım sonuçlar var: “Bu yanlış anlaşılan bir konudur. Yüce Allah’ımızın (cc) yalnızca direkt kitap okumayı kastettiğini düşünmüyorum. Yıldızları, doğan bir bebeği, ormanı, hastalıkları vs. okumak lazım” Bunun için bir yazılı metni okumak kadar doğayı, hayatı, nesneleri vs. okumak gerekir. Her şeyden önce kendimiz için okumalı ve yazmalıyız. Okuduktan sonra paylaşmak da önemlidir. Ahmet SANDAL: Sayın Hocam “ben bu noktada şöyle bir düşünce” içindeyim. “Cebrail (as) Sevgili Peygamberimize (asm) Allah’ın (cc) ilk ayeti babında “Oku” diye sesleniyor. Bu sesleniş ilme, doğruluğa, salih amele, iyiliğe, güzelliğe, tefekküre, akla ve izana işarettir. Bu emir tüm güzel iş ve emirleri kapsar. Oku derken esasta çağrı budur. Çağrı çok açıktır. Oku, yani “nasihat et, öğüt ver, hakka ve sabra çağır, salih amel işle, ibadet et.” Şimdi sözü uzatmayayım. Çağrı, tamamen “olumlu ve güzel ne kadar iş varsa” hepsini içine alır. Biz buna “sırat-ı müstakim” de diyebiliriz. Peygamberimize (asm) emredilen, “Yaratan Rabbinin adıyla her daim sırat-ı müstakim’de ol” ve asla bu yoldan şaşma, şeklinde anlamak gerekir. Sayın Hocam, okuduklarımızı elbette paylaşmalıyız ve bu da zaten sırat-ı müstakim üzere yaşamanın bir gereğidir. Öğüt vermek ve nasihat etmek en güzel paylaşımdır. Evet, Hocam Sizin Paylaşmaktan kastınız nedir?Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Modern bilimsel bilginin özelliklerinden biri de iletilebilirliktir. Bazı şeyleri paylaşmak onları büyütür. Sevgi ve bilgi böyledir. Belki de bunlar sevinçlerimizin büyümesine, üzüntülerimizin azalmasına, karanlıkta bir kıvılcım çakmasına, kurak toprakla da fidanların buluşmasına neden olur. Paylaşmanın yollarında biri de yazmaktır. Yazmalı ama nasıl? Elbette okumadan yazmak değildir. Bu ise tam bir felakettir. Yazmak aslında bir paylaşmaktır. Paylaşmak için yazmalıyız. Aslında şimdi yaptığımız bir noktada budur. Ziyaretler, sohbetler vs hem paylaşmanın aracı olabilir. Ahmet SANDAL: Sayın Hocam, daha çok fazla konuşmamız gereken konular var. Haftada iki gün gazetelerde köşe yazıyorsunuz.Kitap çalışmalarınız var.Son çıkan “Başarının Anahtarları” kitabı herkesin okuması gereken başucu kitabı niteliğinde.Gelecek haftalarda “Yazar, Bilim İnsanı, Eğitim Yöneticisi İsmail Güvenç” ve “Başarının Anahtarları” kitabı  ile ilgili konuşmak için sizden bir söz almak istiyorum.Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ: Ahmet bey kardeşim! Yıllar önce bir yerde “Yaşadığı topluma karşı vefa borcunu ödemek” ile ilgili bir yazı okumuştum: “Her okumuş insan midesine düşen lokmanın karşılığını bir sorumluluk gereği olarak toplumuna vermelidir.” Söz konusu memleketimiz, gençlerimiz, insan olduğunda zerre miktar katkımız olacaksa seve seve.Ahmet SANDAL: Değerli Hocam, inşallah bu söyleşimiz devam edecektir. Pazarcık’tan yetişmiş İlim İnsanı ve Şair Yazarlarla bu şekilde söyleşilerimiz olacaktır. Sizin söyleşinizin diğer kısımlarını da inşallah gelecek hafta yayınlayacağız. Ben bu söyleşide şunun altını ısrarla çizmek istiyorum: “Çocuklarımıza yalnızca meslek kazandırmak için eğitim vermek, çok yanlıştır. Öncelikle “insan olmak” için eğitim şarttır. Aksi halde, “adam Vali olur da adam olamaz.” Bunun bir fıkrası var biliyorsunuz. Babası Oğluna en sonunda şöyle seslenmiş: “ben sana Vali olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim”. İşte bu en mühim husustur. Çocuklara değerler eğitimi daha ilkokulun ilk başlarında verilmelidir. Değerler eğitimden anladığımız şudur: “Ahlaklı ve erdemli olmak, adaletli davranmak, merhametli olmak, saygılı davranmak, hoşgörülü olmak, sevgi ve muhabbet ehli olmak ve benzeri hasletlere sahip olmak.” İşte değerler eğitiminde çocuklarımızın zihinlerine ve dimağlarına bu özellikleri yerleştirmek gerekir. İşte “oku” derken de anlaşılması gereken budur. Yani, Kuran-ı Kerim’de “oku” diye emredilen de budur. Yani, “önce manevi yönden güzel şekilde yetişmek ve yetiştirilmek ve ondan sonra maddi eğitimleri almak”. Benim “oku” emrinden anladığım işte budur. Vesselam. Evet Değerli Hemşehrilerimiz ve Muhterem Okuyucularımız, bilindiği üzere, bu yazı dizisinde 2 yıldan beri her hafta, memleketimizin İz Bırakmış Şahsiyetlerini ve Manevi Değerlerimizi anlattık ve hatırlattık. 3 aydır  da, her hafta, ilim adamları, tefekkür insanlarını ve Devlet Adamlarımızı şahsiyetlerimizi sizlere hatırlatıyor ve gençlerimize tanıtıyoruz. Bu yazı dizisinde Yusuf Has Hacib, Platon, Nasreddin Hoca, Nurettin Topçu, Bediüzzaman Said Nursi,  Ulu Hakan Abdülhamid Han, Mevlana, “Yedi Güzel Adam”, Hafız Ali Efendi ve Mimar Sinan, Şeyh Edebali ile Osman Gazi anlatılmıştı. Şimdi, bu hafta da bir Muhterem Hemşehrimiz ile gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdik. Haydi hayırlısı.Ahmet SANDAL