KERBELA’SIZ AŞURE ÖYLE Mİ?

Birçok şeyi ihtiva eden ama özellikle,
Yezit zulmünün soğukluğu ile insanın yüreğini yakan Hüseyni’nin kanla yazılmış aşkı, vuslatı Kerbela ile özdeşleşen milat olan muharrem ayı içerisinde bulunduğumuz bu zamanda; Yezitlerin ve yezitliğin hala hüküm sürdüğü, yaşadığı (adına yaşam denirse tabi) bu dünyada Hüseyinler kıyımla katledilmeye, Zeynepler tecavüze uğramaya, Ebu Zer’ler
aç bırakılmaya hala devam ediliyor.
Bunu bir etkinliğe dönüştürerek ağlayıp sızlamak, birde utanmadan/sıkılmadan tatlı yiyerek kutlamak bana çok basit ve art niyet duyguları taşıdığı intibasını veriyor.
Herkes bu katliamdan bahsederken kendini veya ideolojisini kutsama ve kendini Hüseyin yerine koyarak mazlumiyetinden dem vurma derdiyle aslında yezitliği ortaya koymaktadırlar.
“Reklamın kötüsü olmaz. Reklam reklamdır.” anlayışında olanlar; gündem oluşturmak ve haklılıklarını ortaya koymak için her türlü argümanı kullanmaktan kaçınmayarak hüseyni mazlumiyetin savunucusu görüntüsünde yezitleri gündemleştirerek, yezidi düşünce imparatorluklarını kurmak istiyorlar.
Tüm olup-bitenler karşısında, yüreği ayazlarda kalmış, vicdanı buz kesmiş şu müslüman denilen insanın; vurdumduymazlığın zirvesinde, gafletle, zevk ve sefa içerisinde gününü geçirirken, Arakan’ daki vahşet, Afrika’daki açlık vicdanları bir süreliğine geçici olarak, meşgul olup bir süre sonra unutulan bir vaka olarak tarihin çöplüğüne atıp gömüyor ya.
İşte ben; Allahın iki göz verdiği şu insanlara bakıyorum da insanlığımdan utanıyorum.
Her şeyi açıkta devekuşu misali gözünü gerçeklere kapatan, yalnız görmek istediğine gözünü açan bu insan müsveddelerine ikilem içerisindeki bir ruh haliyle ne diyeyim ki.
Velhasıl; Derindi duygular yazabilmedim.
Dünya ve ülkem müslümanlarının taassubiyet, gaflet ve cehalet sonucu yaşadıklarına şahit olunca; “Kişi kendi ettiklerinin karşılığını görür” desturunca öfkelenmemek elde değil.
İsimlerin önem taşımadığı, çok kutuplu olduğu savunulan bu dünyada ben İyi-Kötü, Hak-Batıl, İnanan-İnanmayan diye iki kutuplu bir dünyanın var olduğuna inanıyorum.
Şu an mevcudiyeti ile insanlığı fırkalara ayırarak sömürüsünü büyük bir iştahla gerçekleştiren maymun iştahlı, doyumsuz firavuna karşı; adalet timsali haksızlığa karşı dik duran Hüseyinleri beklerken bu ümmet,
“Hak Benim.” anlayışıyla kişisel heveslerini öne çıkaran yezitlerin firavuni düşüncenin tuzağına nasıl düştüğünü görüyoruz.
Yani Hüseyinlerin nasıl yezitleştiğini görmek istemiyorsak eğer önce kendi Kerbela’mızı yaşamalı/yaşatmalıyız ama öyle bir yaşamalıyız ki; Aşure’yi hak edelim.
Şeytan ve dostlarının tuzağına düşerek firavunları sevindirmemek için, gelin yezit olmaktan vazgeçerek Allah’ın emrine ihlâsla uyalım. “Ey İman edenler. İman ediniz.”
Yani İnandık denilene inanmak. Çözdüğünüz bir işlemin sağlamasını yapmak… gibi.
Sevgiliye “Seni seviyorum” yerine bunu ispatlayan eylemleri sunmak gibi.
Çünkü inanmak bir eylem gerektirir.
Biliyoruz ki bir insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlayacaktır.
“ Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” diyen bir peygamberin izinde, tarihin akışını kanı pahasına “Tıpkı somon balığının doğumu gerçekleştirmek için nehrin akışına direnerek hedefe ulaşma çabasıyla verdiği mücadele gibi.”düzeni değiştirmeye direnen Hüseyinler olma çabasında olalım ve bu çabaya herkes evinin önünü temizleyerek başlamalıdır. Dünyada yaşanan bunca kıyım vahşet ve zulümlere dik duruş çabamızı gösterelim ki; Hüseyinler ölmezsin, firavunlar ölsün ki insanlık yaşasın. Çünkü çaba kaybedileni olmayan bir sonuçtur. Bunun için diyorum ki;
Gelin! Kardeşler, canlar, dostlar
Bir olalım ki…hep diri kalalım… hep var olalım.