KEDİ-FARE OYUNU

Bir memleketi yıkıp yok etmek istediğimiz zaman oranın lüks ve konfor içinde yaşayan şımarık varlıklılarına emrederiz;

Buna rağmen onlar itaatsizlik edip yanlış yolda yürümeye devam ederler; o takdirde o memleket üzerine (azap) hüküm hak olur ve artık orayı yıkıp yerle bir ederiz. İsra 16

Bütün ırmakları kurumuş bir dünya,

Bütün bahçeleri kasırgaya tutulmuş,

Yalnız betonun ılıklığını tabanlarımda hissettiğim bir yerde, Bronşlarıma tükürecek çığlıklarımın doldurduğu bir yürek ve karşımda soluğu morarmış arsız bir gecede…

Gözlerim kızarmış, saçlarım dağınık bir halde ağzıma tıkanan sözleri, cümleleri yazıya aktarmayla meşgulken, patlayan sesim mi? yüreğim mi? Bilemedim.

Sonra apansız ayazlarda, Sesi de, sevdası da yankısız yüreğimde sessiz devrimler yaşanır.

Ama Yine de bırakmaz hayatı avuçlarım.

Artık kan dolu olsa da göz bebeklerim, Ağlamamayı ve ağlatmamayı öğrenecektim!

Gün’e, Kendime ve Herkese…

Genellikle hiçbir yazımda gündem yazmamaya özen göstermeyi prensip edinmişimdir.

Bu “gündemi takip etmeyeceksin” demek değildir tabi.Elbette gündemden haberdar olacaksın ama gündeme takılıp peşinden sürüklenmeyeceksin.

Neyse… Bu hafta da aklıma;

Nankörlük ve hainlikle adlandırılan miskin kedi ile tiksindirici, pislik abidesi yaramaz fare geldi.

İnsanlığın kucağında dünya tahtına kurulmuş vaziyette oturtulurken veya otururken kedi…

Pislikleri ile dünyayı tiksindiren fare, ortalıkta, ulu-orta yerde cirit atıyordu.

Rehavet ve tembellik döşeğinde kedi, çok gözledi ve gözetledi sabırla…

Sonunda Farenin pislettiği, harap ettiği hatta talan ettiklerine dayanamayıp geçirdi pençesini.

Ne yapsın masum Kedi?

Son zamanlarda; Kedi pençeleri altında fareler çok dolanmaya başladı da…

Sizin Oralarda da öyle mi?

Fareler ortalıkta, Ulu-orta yerde cirit atıyor mu?

Cevabınız “Evet” ise…

Peki… Hiç kediniz yok mu?

Ne oldu? Kedi mi yok? Peki, ses niye yok?

Ev sahiplerince misafir edilen ve rahatlığı için sergilenen bunca lütuflara karşı nankörlük ve hainliklerine devamlılıkla hizmet edenler, bu rehavetin getirdiği tembelliğin karşılığını mutlaka bir gün vermek zorunda kalacaklardır.

“Tazı tut Tavşan kaç” oyun senaryosunu sahnede sergileyenler bir gün bu oyunun finalini mutlaka aktörlerden isteyeceklerdir.

Herkese “biçilen kaftan” hesabı, karakterlere göre verilen ve istenilen roller sahnelenecektir elbette bu dünya perdesinde…

Çünkü gündemi oluşturanlar genelde güdü psikolojisi, stratejileri ile hareket ederler.

Tıpkı hayvanları güden çoban misali.

Hiç kimseyi suçlamıyorum ama unutmayın ki;

Akıllı inşanlar; güden (Çoban), akılsızlar da; güdülenler (Davar) olurlar böylesi dünyada.

İki kutuplu böylesi bir dünyada hayvanlar âlemini incelediğimizde de ilginç bazı ortak ve benzer özelliklerle karşılaşırız. Mesela;

Hayvanlar da özellikleri itibariyle ikiye ayrılırlar.

1.Evcilleştirilenler (Ehlîleştirilenler);

Eşek, Kedi, Domuz, İnek, Köpek, Koyun… gibi

2.Evcilleştirilemiyenler (Yabani ve Vahşiler); Tilki, Fare, Yılan, Çakal, Kurt, Aslan… gibi.

Çok Şükür… İyi ki; İnsan olarak yaratılmışız.

Zihnin daraltıcı yorgunluğu sonucu, herkes payına düşeni alsın diye anlamadan bazen işte böyle saçmalıyorum ya…

Hayırlısı diyerek sözümü sözlerin en güzeli ile

“Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir?” İnfitar 6 diye sorarak sözümü bitiriyorum.