İNANMAK TA… NASIL?

Dil ile ikrar olmazsa da yeryüzünde Allah’ın varlığına inanmayan hiçbir canlı bulamazsınız, yoktur da!
Yürüyen ve Uyuyan canlıların tümü yani eylem sahipleri hiçbirgerekçe olmazsa bile yalnız eylemsizlik durumuna geçmemek içinbile olsa kendilerine bir tanrı oluşturma ve inanma gereksinimi hissederler.
Çünkü hareketsizlik canlılık ile çatışma içerisindedir.“Hayatları bitiren ölümü hatırlayınız.” sözünün değer ve doğruluğu aslındabu anlayıştan doğar.
Burada Allah’ın varlığını ispat etmek derdinde değilim, gerekte yok.Çünkü inanıyorum ki; Herkesin inandığı bir tanrısı var ama mesele inanılan bu tanrı doğru ve tek olan tanrı mı?
Asıl sıkıntı, düşünülmesi gereken bu…
Filozofun söylediği şu söz bu konuyu izah etmesi bakımından yeterlidir bence.
“Ben insanların Yarattığı tanrıya değil, İnsanları yaratan tanrıya inanıyorum.”
Her şeyi bir kenara iterek akli, vicdani ve fıtri olarak samimiyetle düşünecek olursakbu söz doğru tanrıyı (Allah’ı) bulmakta bize ışık olacaktır. Asıl olan; Tanrı ve tanrılara inanmak değil, doğru tanrıya (Allah’a) inanmaktır.
Yoksa yeryüzü, her çağ ve zamanda tanrılar ve putlarla dolup taşıyor hatta yaşadığımız bu dönemde bile tanrıların varlığı ve inançlar her zaman var olmuştur.
Korkularımız, sevinçlerimiz bize bir tanrı edindirirken, hırs ve ihtiraslarımız bizi
farklı bir tanrıya yönlendiriyor.
Biz; Bizim istek ve doğrularımızı kabul eden, sesiz sedasız bir kenarda duran, hayat ve dünyamıza karışmayan, yön vermeyen bir tanrıya inanmak istiyoruz. Tıpkı “ Allah yeri-göğü yedi günde yarattı, yoruldu ve istirahata çekildi.” diyen zihniyetin inanışı gibi…
İnsan bir tanrı gereksinimine her zaman ihtiyaç duymuştur ama nefsine sınırsız hizmet edenbir tanrı ister yoksa kendinin kulluk edeceği bir tanrıyı kolay kolay kabullenmek istememiştir.
Bunun sebebinde de “Tanrılaşma” arzu ve talebi yattığını düşünüyorum.
Çünkü İnsan cüzi(Sınırlı) iradesi ile bir şeyleri başarıp hayatın üstesinden geldiğini görünce, Kibir, hırs ve cahilliğinden kendini mükemmel ve külli (sınırsız)bir irade sahibi görmeye başlayarak nefsini ilahlaştırma gafletine kadar gidiyor.
Sonuç; Hüsran
Hani Şeytan Âdeme yasak ağaçtan yemesi için O’na “ Bu ağaçtan yersen ebedi
olacaksın.” diye vesvese verince işte bu hırstı O’na yanlışı yaptıran.
Sonuç; Hüsran ve Kovuluş…
Netice: Nasuh bir tövbe ve sonucu af…
Ey doğru zannettiği yanlış yolda,
Yanlışlara yönelen cahil…
Ey yanlış zannettiği doğru yolda,
Doğru yolu şaşırmış şaşkın!
O kısır cüzi iradene güvenip te, külli irade sahibi ile yarışa girmeye kalkışma sakın!
Olur ki; Böyle bir yanılgıya düşecek olursan eğer Allah ile konuşurcasına
Kitabı Kuran’a sarıl ve insanlığın atası Âdem’in yaptığı gibi yap ki; Kurtulasın…
Şunu da hiçbir zaman unutma!
Vahiy; Bozulmamış fıtrata, kirlenmemiş vicdana ve temiz akla sahip olan kişilere tesir eder, iner.Bunudaböylebilesin!