İFTİHARLA İFTAR ETMEK.

Dünyanın değil insanın zulmünün hüküm sürdüğü yaşamlarda maalesef kendini hissetmeyenlerin arasında his’sizleştik…
Ya hisleri olanları sömürdük, ya da diri diri toprağa gömdük. Üstüne söylenecek ne kaldı ki; “Yaşadığını hisseden var mı sahiden?” demekten başka…
İnsan; merhamet, hüzün, gözyaşı kaynağı değil miydi? Bunlar değil miydi insana insan hisset(tir)mesine sebep?
Yine bir Ramazan ayı…
Ve günün akşamında bir İftar yemeği…
Ben dâhil insanları, terbiye etmenin yolu açlık ve bu açlık korkusudur.
Bu korku değimlidir insana merhameti, paylaşımı ve hatta adaleti ve bunun sonucu sevgiyi ve saygıyı getirten?…
Ramazanın merhametini bazen yağmura benzetirim, Nasıl ki yağmur yağdıkça kalbi yumuşatıyorsa ramazan ayı da öyle…
Böyle bir zaman ve ortamda; Nefsin açlık telaşında olduğu, Bedenin yaratıcısı karşısında acizliğini itiraf ettiği ve gözün perdesinin yırtılarak, nefsinin dışındaki varlıkları görmesini sağlayan merhamet duygusunun tezahürünü sağlayan şu ramazan ayında… İşte insan bir şeyler yapma arzu ve dürtüsünde yerinde duramaz hale gelmeye başlar.
Kendine mi, başkasına mı bilmecesinde, labirentte yolunu kaybetmiş, bilinmezlik girdabında bir çıkış yolu bulmak adına, kulluk adına… İnsana severek, isteyerek bir şeyler yapabilmek…
Bu sevdayı yürekte taşımak, Bir şeyi yalnız sevdiğiniz ve istediğiniz için yapmak…
Bunun için hırslı bir insan sayılır mısınız?
Hayır! Bunda hırsta yok, tutkuda… Yarışma-rekabet gibi bir hal de…
Bunu yaparken çabanızın amacı öne geçmek, birinci olmak gibi bir şeyde değil.
Çünkü yarıştığınız, rekabette olduğunuz biri de yok, sadece bunu sevdiğiniz için yapıyorsunuz. Yani ne yapmak istediğini gayet iyi biliyorsunuz.
Gerçekten ne yapmak istediğinizi bilmedikçe, Zihniniz, alışılagelmiş düşüncelerin ve yaşamın dışına çıkmayacak & çıkamayacaktır.
Buda beraberinde size can sıkıntısı ve bıkkınlık getirecektir. Giderek kötüleyip gerileyeceksiniz mutsuzca…
Sonunda da ölüp gideceksiniz…
Böyle bir dünyadan, düşlerini bile kuramadığım bir dünya çekiyor beni.
Gözlerim kamaşıyor gördüğüm güzellikler karşısında, şaşmamak elde mi?
İnsanlara meleklerden üstün olan insanlığı gösterebilme adına, bir fırsatlar ayı olan şu ramazan atmosferinde sevinci, merhameti,
Kardeşliği, sevgiyi… vs yaşamamıza vesile olan derneğimizin yaptıklarını görünce tatlı bir hüzün kaplıyor içimi…
Biz maneviyat fakirleri; İhtiyaç sahibi kişileri ve çocukları derneğin verdiği iftar sonrası etkinlik ve yardımlarla sevindirebildiysek,
O insanların yüreklerine dokunabildiysek, Çocukların gözlerindeki sevinç parıltısını görebildiysek eğer…
İşte o zaman gülümserim bütün yüreğimle o net… berrak…duru… bakışlarıma…
Anamın ak sütü kadar temiz olsun isterim niyetlerimin… Amellerimin…
Ve buna ikna olduğumda ödüllendiririm kendimi. Uykularımı esir almaya kalkan tilkilere inat, muhteşem ve deliksiz bir uyku çekerim o gece… Sabah kalktığımda ise bir kuş gibi hafif hissederim kendimi
İşte o zaman en derin ve samimi duygularla, hamd ile şükürlerimi sunarım beni ve sizi yaratana…