İBRAHİM-İ DURUŞ…3

Temel ile Dursun sohbet ediyorlarmış? Dursun sormuş : “Ula Temel, söyle bakalım,
Hayvanlar mı daha akıllı, insanlar mı? ” “Bunu bilemeyecek ne var, hayvanlar daha akıllıdir tabiki.” “Nerden anladın?” “Misal bizim Karabaş, benim her söylediğimi anlıyor ama ben onun dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.”
Yüreklere dokunan sözleri işitmeyen ve bu sözlerden anlamayan -hayvanlardan daha aşağı (esfalessefilin)- beyinsiz insan yığınlarının hayvanca yaşadığı inançsız veya putperest toplumlarda; hakikatın, güzelin, aklın ve doğruların değer ve yer bulmadığını görünce bu kez,
İç dünyasındaki gerçekler ile kavminden duyduğu sözleri birleştirerek bir sonuca varmak isteyen İbrahim, bu arayış içerisinde; Gece mağara kapısının üzerinde olan kayanın aralığından gökyüzüne baktı. Yer ve göklerin yaratılışı hakkında tefekkür etti. Gökyüzünü ve karanlıklar içinde ışığıyla kendini belli ettiren, karanlıkta yolunu kaybetmişlere yol gösterici olan parlak bir yıldıza baktı…
Ve şöyle dedi: “Benim Rabbim budur,”
Ancak karanlıkta varlığını koruyabilen ve aydınlık karşısında erimeye mahkûm yıldızı takip etti ve sabaha doğru yıldızın yavaş yavaş battığını görünce İbrahim:
“Ben böyle batanları sevmem” dedi.
Çünkü kendi batışını bile engelleyemeyen bir yıldız, hiç batmadan kâinattaki doğuş ve batışları İdare eden, onlara düzen veren bir rab olamazdı. Sonra gündüzün aydınlığında her ne kadar sönükte olsa; değişik şekilleri ve parıltısıyla varlığını koruyan ama karanlıkta muhteşem parlayan yıldızdan daha büyük ayı gördü.
İbrahim bu kez: “İşte Benim Rabbim budur,” dedi.
Aya baktı. Sabaha doğru ay da battı. “Ben batanları sevmem,” dedi.
Sonra ışığı ve sıcaklığı ile karanlıkları delip, ışıklar saçarak yeryüzünü aydınlatan ve insanı ısıtan güneşin ihtişamla doğuşunu gördü.
Güneş daha büyük ve daha parlaktı. Bütün yeryüzünü aydınlatıyordu, İbrahim:
“Benim Rabbim budur! Bu daha büyük” dedi. Sonra güneşte battı. Yıldız ve aya söylediği gibi:
“Ben batanları sevmem.” diyerek bütün bunların; kainatı idare eden bir rab, bir yaratıcı değil, kainatta idare edilen birer yaratılmış olduklarını, batmanın ilâhlık delili değil, bilâkis yaratılmışlık
olduğunu anlamış ve şöyle demişti.
“Ben bir hanîf olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden (şirk koşanlardan) değilim.”
Birer yaratılmış olan bizler;
Işığıyla kaybolmuşlara yol gösteren star yıldızlarımızı,
Parıltısı, İhtişamı ve varlığı ile karanlıkları aydınlatan ay yüzlülerimizi,
Işığıyla hertarafı aydınlatan ve ışığıyla her şeyi ısıtan yeryüzünün canlı güneşlerimizi
yani kısacası yaratılmışları, yaradana şerik koşmuyormuyuz acaba?
Bizleri diriltip öldüren Yüce yaratıcıya, Nemrut gibi ilahlık yarışında bulunma küstahlığında bulunuyormuyuz acaba?
Şöyle bir teffekkür denizine dalıp, kucağımızda ve yüreklerimizde gizlediğimiz küçüklü-büyüklü put kırıntılarından temizlenmek için… Daha ne diyeyim…

Haydi silkelenme zamanı.