İBRAHİM-İ DURUŞ…2

Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabb’i hakkında İbrahim’le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: “Benim Rabb’im odur ki, hayat verir ve öldürür.” O da şöyle demişti: “Ben de hayat veririm, hem de öldürürüm.” İbrahim, “Allah, güneşi doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir” deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Bakara 258
İnsan, yaradılışı itibariyle, yemeye, içmeye ne kadar muhtaç ise, acziyetinden bile olsa inanmaya da o kadar muhtaçtır.
İnanma ihtiyacının çarpıtılmasının (Korku, zaaf, tutku, taassubiyet, öfke, kibir… gibi) sonuçlarından birisi de putlaştırmadır.
İnsan hiç bir şey bulamadığında, daha da olmazsa, kendi nefsine tapar, kendisini putlaştırır, Kendini tanrı yerine koyar.
Nemrut, Firavun ve benzerleri ve onların çağımızdaki nice örneklerinde olduğu gibi…
Ya da korku ve tutku zaaflarından dolayı bu değerleri putlaştırarak tanrılaştırır.
İşte put kıran İbrahim Allah’tan başkasına tapan zavallılara, gittikleri yolun yanlış ve inançlarının batıl olduğunu göstermesi bakımından; Allah’ın verdiği rüşt sayesinde hiçbir kimsenin talim ve terbiyesi altına girmeden ilâhî hakikatlerin aşinası ve tevhit yolunun kılavuzu oldu. O’nun genç yaşlarda başlayan Rabbini tanıma ve bunu kavmine tebliğ etme hususiyeti bizlere tevhit konusunda yön vermeli değil mi?
İbrahim gelişip genç haline geldiğinde, annesine: “Benim Rabbim kimdir?” dedi.
Annesi: “Seni doğuran, emziren, koruyan ve ömrünü sana heba eden Benim!” dedi.
Yine sordu: “Senin Rabbin kimdir?”
Annesi: “Bizler için çabalayan, emek harcayan ve rızkımızı temin eden, evimizin direği Babandır!” dedi.
İbrahim yine sordu:“Babamın Rabbi kimdir?”
Annesi: “Bizlerin yaşamını idare eden, katından bizlere makam, menfaat ve güç veren Nemruttur” dedi. İbrahim yine sordu: “ Peki.Nemrut’un Rabbi kimdir?” dedi.
Annesi acziyet içerisinde:“Sus!” diyerek eve döndü. Kocasına: “Görüyor musun?
Yeryüzündeki dini değiştireceğini konuştuğumuz çocuk, senin oğlundur.” dedi ve olup bitenleri ona anlattı.
Babası Azer hemen kalkıp geldi.
İbrahim bu defa ona sordu:
Sorulara aynı cevabı alınca babası Azer onu tokatladı ve: “Sus!” dedi
İbrahim düşünmeye başladı;
Peki, beni doğuran, bana yediren, içiren, rızkımı veren ve bana lütuf ve ikramda bulunan benim Rabbimse, Nemruta tüm bunları bahşeden kim o zaman?
Etrafımıza ve kendimize bir bakalım;
Putlara ve putçuluğa karşı olduğumuzu söylediğimiz halde, bilerek veya farkına olmaksızın adeta putlaştırdığımız bir takım kişiler ya da sevmekte sınır tanımaz derecede bağlandığımız evlâdımız, eğilim ve ideolojilerimiz, makamlarımız, maddî zenginliklerimiz ve hatta bizi diğer insanlardan daha üstün bir konuma yükselttiğini zannettiğimiz unvanlarımız var mı, yok mu? Bunlar nelerdir?
Evet… Her insanın müşrik dahi olsa bir Allah inancı var elbette ama iman Allah’a iman etmekle bitiyormu yoksa?
Bu Allah’a; çok sevdiğimiz büyük veya çok korktuğumuz küçük ve kendine bile faydası olmayan değersiz putları ortak koşarsak bu iman olur mu, kabul görür mü?
İşte asıl düşünmemiz/ sorgulamamız gereken bu değil mi?
Haydi o zaman ibrahim gibi soralım kendimize;” Benim Tanrım kim?”