İBRAHİM-İ DURUŞ…1

“Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım! Benim Rabbim, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tır! Ben Hanif olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”
İnsan, yaradılışı itibariyle, yemeye, içmeye ne kadar muhtaç ise, inanmaya da o kadar muhtaçtır. İnanma ihtiyacının çarpıtılmasının kaçınılmaz sonuçlarından birisi de putlaştırmadır.
Put ancak, kendisinde hayatı var etmek, yok etmek, yaratmak, tanzim etmek gibi güçleri olduğuna inanılan, bunun için de dokunulmaz, kutsal sayılan, kutsallaştırılan ve teslim olunan her türlü şekil, resim, heykel gibi cismani-maddi varlıklar veya gayri maddi kavramlardır.
Putçuluk eğilimi, mubtelâ olan kişiyi en hafifinden, şirk’e sürükler, müşrik durumuna düşürür.
Bunun için, Peygamberlerin en aslî rol ve fonksiyonu, her şeyden önce insanlığa, tevhid inancını tebliğ ve telkin etmektir. Çünkü bu, bir bakıma, bir ‘kurtuluş ve özgürlük Manifestosu’dur. Her Peygamber, put karşıtıdır ve put kırıcıdır; ama, putları nasıl kırdığı kitapta mufassal olarak anlatıldığı için, İbrahim, put kıranların piri olarak nitelendirilir.
Önceleri “ makbul” sonrasında da “Maktul” olan Pargalı ibrahim için İki mısralık beyit yazan ve bunun için canından olan şairin dediği gibi;
“Dünya mabedine iki İbrahim geldi,
Birisi put kıran oldu, diğeri put diken.”
Evet! Dostlar.Zamanımızda nefisler putlaştırıldı. Dünyalık metalar birer put haline geldi.
Çok tanrılı bu dünyada;Putlarımızı yüceltme adına, insanı tanrılarımıza kurban etme yarışında, işlediğimiz bunca cürüm ve cinayetler karşısında
İbrâhîm’in kavmi ile arasında geçen putları kırma hadisesi de aslında bizlere birer ibret veriyor.
Şöyle ki; Keldânî kabilesi senede bir gün toplanır, bayram yapardı. Azer, oğlu İbrahim’e:
“Sen de bugün bayram yapmak için bizimle gel!” dedi. İbrahim, yolda hastalığını mazeret göstererek geri döndü. Put haneye gitti. Orada gümüş, bakır ve ağaçtan yapılmış putlar vardı. Önlerine de, bereketlenmesi için yemekler konmuştu. En iri put, altından yapılmış bir tahtın üzerine oturtulmuştu. Sırma elbiseler giydirilip başına taç konmuştu.
İbrahim büyük putun dışındaki putların hepsini balta ile kırdı. Sonra da baltayı büyük putun boynuna astı. Akşam olunca kavmi, bayram yerinden put haneye döndüklerinde, gördükleri manzara karşısında büyük bir şaşkınlığa düştüler. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak ki o, zalimlerden biridir.» dediler.
Bir kısmı da tahmin yürüterek:
“Bu işi yapsa ancak İbrahim yapar!” dediler. Ardından hemen İbrâhîm’ı bularak sordular:
“Bu işi sen mi yaptın?”
İbrahim şöyle cevap verdi:
“Büyük put, kendisinden başkasına tapınılmasını istemiyordu. Bu sebeple diğerlerine kızgındı. Sonunda hepsini balta ile parçalayıp baltayı da omuzuna asmış olabilir. İsterseniz bir de kendisine sorun! Durumu size o anlatsın!”
Putperest halk: “Putlar konuşmaz!” dedi.
Çünkü onun şuur ve idraki olmayan cansız bir nesne olduğunu’ söyleyerek, gerçekte taptıklarının ne kadar şuursuz, idraksiz bir nesne olduğunu kendilerinin de bildiklerini, ama, yine de ona tapındıklarını itiraf ederken, gerçekte, komik ve saçma bir konuma düştüklerini de ortaya koyuyorlardı… Ama, insanların putlaştırma eğilimleri de onların fıtratında bir tehlike olarak daima pusuda beklemektedir.
Bunun üzerine İbrahim onlara:“O hâlde, nasıl olur da kendilerini bile koruyamayan şu aciz varlıklar, sizi korur? Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar veremeyen bir şeye hâlâ tapacak mısınız?
Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de, yuh olsun!
Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.
Günümüzde de; gruplandırarak hayatımızda sıralamaya koyduğumuz bunca putlarımız içinde
(Şöhret, Irkçılık, mal/para, iktidar, kadın, kibir/hırs, aile, kavmiyetçilik putu…gibi) öncelediğimiz bir büyük putumuz yok mu bizim acaba?
Peki…O halde, İbrahim’in kavminin aklını küçük gören ve bununla alay edip gülen biz akıllılar, ne zaman akıllanacağız?
Tabi…Kibir denilen o büyük putumuzu yıkıp gerçekleri söyleyecek ve pişmanlık duyacağımız bir vicdana sahip isek…
Hala Akıllanmayacak mıyız?