HİCRET! NEREDEN NEREYE

Hicret nedir? Bilinen kısa adıyla ‘bir yerden başka bir yere gitmek’. Sadece bu mu? Biraz çeşitlendirelim: Bir yeri terk ederek başka bir yere gitmek; şirkten tevhide, küfürden imana, günahtan sevaba, hayattan ölüme, kötülük ten iyiliğe, pislikten temizliğe, haramdan helale, yalandan dürüst lüğe,vs. Bunların hepsine de hicret denilebilir. Peki, neden hicret? Elbette ki kavuşmak için terk etmenin adıdır hicret, bir şeyi ya da bir yeri terk etmeden başka bir şeye ya da başka bir yere kavuşamaz.

Bundan bin dört yüz otuz dokuz yıl önceydi. Allah Resulü artık Mekke’de can güvenliği kalmadığından dolayı bir çıkış yolu arıyordu. Bunun ilkini Taif’le denemiş ama orda aradığını bulamamıştı. Tabi Taif’in ne kaybettiğini kimse o günlerde anlamadı. Belki de biz bugün Medine yerine Taif’e gidecektik. Peygamberi ve Müslümanları kaybetmişti aslında. Yani Medine olmanın trenini kaçırmıştı. Tek yer kalmıştı o da Medine idi. Evet, Resul karar vermişti ve Medine’ye hicret edecekti. Bunun için gerekli hazırlıkları yaparak gecenin bir vaktinde evinden çıkarak Hz Ebubekir ile birlikte Sevr Dağına doğru yola koyuldular. Sevr Dağına çıktılar. Öyle Sevr Dağı deyip geçmeyin. Gidenleriniz görmüştür, o günün şartlarında yol yok iz yok ve Resul elli üç yaşında. Ben bu dağa bir sefer çıktım ama bana sorun nasıl çıktığımı… Şimdilerde yol olmasına rağmen iki buçuk saatte çıkabildim. Sonra bu dağ Medine tarafında da değil. Resul burada bir strateji belirliyor. Neden mi? Mekkeli müşrikler peşinde, yakalasalar öldürecekler. Bu dağda ise sayamayacağınız kadar çok mağara var, bunlardan birisinde saklanıyorlar. Bu konuda iki gün üç gün diye rivayetler var ama doğrusunu Allah bilir. Nedeniyse Resulün kellesine karşılık yüz deve konmuştu. Teşbihte hata yok, bu gün yüz Mercedes denilebilir. Benim değinmek istediğim asıl konu bu değil; burada gözden kaçan esas konu bu gün kendilerinin Allah’ın koruması altında olduğunu iddia edenler, Allah’la görüştüğünü iddia edenler falan.. Bunların yalanları çıkmıyor mu ortaya? Ya bir tarafta âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir Resul, bir tarafta kendini bilmem ne ilan edenler… Allah’ın bir kuralı var insan için; Allah diyor ki ‘sen peygamber de olsan önce kendin tedbirini alacaksın’. Evet, Sevr dağının tepesinde Allah’ın yardımı gelmiştir. Peki, tepede gelen yardım neden aşağıda gelmedi? Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Ben kısaca söyleyeyim, Resulün deyişiyle; “Benim için Allah’ın kulu ve elçisi deyin.” diyor ya, yani insan peygamber, yani örnek, yani her insan gibi yiyen, içen, evlenen, sevinen, üzülen, gülen, ağlayan… Uhud’da dişi kırılan ama bir tarafta da hanımıyla koşu yapan bir peygamber. Bir tarafta çok zengin, bir tarafta Hz Aişe’nin (ra) deyimiyle aylarca ocağı tütmeyen (pişirecek bir şeyi bulunmayan) ve fakirliğin dibini görmüş bir peygamber. Sizce bunları bir insandan başkasının yaşama şansı var mı? Tabii ki yok kardeşlerim. Ama şunu unutmamak gerek, bu insan bir Resuldür. Sizin değil Allah’ın Resulü. Yani Allah’tan aldığını insana aktaran iyi bir örnek. Öyleyse nasıl bir peygambere iman ediyoruz?

İmanımızı tekrar hem de tekrar tekrar gözden geçirelim. Unutmayın Mekkeli müşrikler kendilerini ‘iman edenler’ olarak görüyorlardı. Çünkü Kâbe oradaydı. Onlar Kâbe’ye Beytullah diyorlardı ve Allah adına oraya sahip çıkıyorlardı. Hz İbrahim’i peygamber olarak tanıyorlardı ama Allah bunlara müşrik (şirk koşan) diyordu. Neden mi? Allah’la aralarına aracı koydukları için. Kısaca ‘Allah çok yücedir, biz onunla direk bağ kuramayız, biz putlarımıza söyleriz, o putlar da Allah’a arz eder’ diyorlardı. Oysa Allah, “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf-16) buyuruyor. Kimseyi aracı koymaya gerek yok, ayet bunu açıkça söylüyor.

“Onlara (şu sözümüzü) ilet: Eğer yeryüzünde yurt tutup dolaşan melekler olsaydı, o zaman onlara elçi olarak şüphesiz gökten bir melek indirirdik!” (İsrâ-95).

Hicri yılbaşımız tüm insanlığın hayrına olur inşallah hepimizin yeni yılı kutlu olsun. Selam, dua ve dua talebiyle.