HİÇ’LİK MAKAMI’NA ULAŞMAK.

Bazı yürekleri ısıttığı, bazılarını yakıp kavurduğu yaz sıcaklarının bittiği ve bir sonbahar dönemine daha girerken;
Yaprak dökümü ile beraber, sararmış bir benizle yine hüzün çöktü yüreğime…
Sanki hayatın zorluklarına, soğukluğuna ve acımasızlığına hazırlıyordu beni…
Ya da kışa hazır ol diyordu…
Hayatın bin bir türlü zorluklarına,darbelerine ve bu darbelerin bedenimde ve yüreğimde açacağı yaralara hazır(lıklı) ol der gibiydi.
Herkes gibi bende çocukken çok severdim oyun oynamayı, koşmayı, zıplamayı…
Sonrasında düşüp bir yerimi incittiğimde okşanmayı.., yaramın öpülmesini…çok severdim. Çünkü öyle inanmış ve böyle inandırılmıştık…öpünce geçer diye…
Şimdi tecrübelerle öğrendim ki;
Yaralar derin, yürek yorgun ve bitkin…
Öpünce değil biliyorum ölünce geçer.
Ders alma babında bazen düşünüyorum… Bugünkü aklım olsaydı, dün yaptıklarımı bugün yapmazdım diye düşünüyorum ama, dün yaptıklarım olmasaydı bugünkü aklım olur muydu diye.
Hepimiz farkındayız ve biliyoruz ki;Hayatımızın, aklımızın ve duygularımızın her yerine,içine, benlik, bencillik karışmış!
Bunun içinde,Allah’ın dininin siyasi, iktisadi, içtimai, sosyal, ekonomik…her alanda söz sahibi olmasını değil de…Yalnızca belli/bireysel alanlarda söz sahibi olması gerektiğini düşünüyor ve böylece faizi dünya gerçeği olarak görüp, faize dayalı kapitalist sistemi destekleyen bir zihniyete bürünüyoruz.
Zinadan, kumardan, içkiden ve her türlü ahlaksızlık’tan vergi alan ve bunları teşvik eden siyasi politikacıları izleyen birer din istismarcılarına, resmi dinin şarlatanlarına ve bilgi cambazlığını bilmişlik alanı haline getiren din bezirgânlarına dönüştük.
Eskiden hayallerimiz vardı,gerçekleştirmeyi umduğumuz hayallerimiz..
Şimdi bırakın gerçekleştirmeyi..,
Umabilmek bile en büyük hayalimiz oldu.
Bir tutarlı sevgimiz vardı…
Sevilmesi gerekeni sevilmesi gerektiği kadar sevmek.
Hâlbuki çok iyi biliyorduk, İsa’yı ilahlaştıranlar ondan nefret edenler değildi tam tersi bilhassa onu en çok sevenlerdi…
Ama sekülerizm hayatta önceliklerimizi değiştirince,değersiz değerler için değerli değerlerimizi bitpazarında satışa çıkardık.
Sevgi adına gazabı satın aldık…
Bir hiç uğruna kişiliğimizi, hayatımızı ve en önemlisi ahiretimizi kelepir fiyata sattık.
İktidar, ihtiras, hırs ve güç olmak uğruna, mevki ve makamlara aldanarak topluma hizmetçi olmayı terk edip toplumun celladı, efendisi olma yarışmasında somaltın madalyanın sarı renkli cazibesine kapıldık.
Çok şey kazandığımızı zannettiğimiz yer ve zamanda aslında herşeyi kaybettik.
Bir hiç uğruna, Hiçlik makamını kaybettik
Şöyle ki; Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
“Kimsin?”
Hoca; “Hiç” demiş. “Hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, Hocasormuş:“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Hoca.
“Herhalde vali olurum” demiş adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş.
“Daha, daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamı söylemiş: “Hiç” demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin
“Hiçlik makamındayım!” demiş.
Madem varacağımız yer toprak, yurt ahiret ise o zaman erdemli olmak gerekmez mi?
Çünkü;Hiçlik makamı, erdemliliktir.