HAYATIN PEMBE RENGİ

Aldanma, Hayatın Pembe rengine.

Rengi düşer elbet bir gün resmine.

Hayatın bunca rengine rağmen günün karanlıklara bürünerek getirdiği gece gibi, yüreğim, hüzün ve korkunun kapladığı karanlıklarda yolunu kaybetmiş bir halde iken…

Çıplaklığıma gecenin karanlığını yorgan yapan ben, korkularıma rağmen üzerimi örten karanlıkları dağıtıp sabahları getirecek günün güneşini bekliyorum… Kaygılar içerisinde bir özlem ve istekle…

Güneşim ne zaman doğacak hasretinde…

Kara bahtlı bu insanların üzerine doğacak güneşin tercihine bırakılsaydı eğer, belki de güneş doğmak istemeyecekti bu günahkâr insanların üzerine…

Doğuşu; belki de yeryüzünde yaşayan diğer masum varlıkların hatırına…

Kavramların birbiriyle savaştığı bu hayatta öyle zıtlıklar yaşanmasına rağmen hayat tüm ihtişamıyla devam ediyor.

Gündüz ve geceyi sinesinde barındıran günün kendini tamamlaması gibi…

İnsanoğlu da öyle değil midir?

Kötü ve İyi diye nitelendirdiğimiz insanları koysak ayrı terazi kefesine…

Durmadan çatışırlar birbirleriyle…

Bütün değerleriyle!

Ama Yaşam, Ölüm, Sevgi ve İnanç değerleriyle koysak aynı kefelere belki de sevişirler birbirleriyle, iki sevgili gibi…

Günün gece ve gündüzlerini, hayatınsa karanlık ve aydınlıklarını yüreğinde yaşayan insanın, karanlıklarda yeşerttiği çirkinliği, güneşinin yarattığı sabahların güzelliğiyle, ışığıyla yok eder.

Çirkinin bütün çirkefliğine rağmen…

Tıpkı güneşin doğuşuyla karanlıkların yok olmaya mahkûm olması gibi…

Çok büyük bir çabaya da gerek yok ta…

Yeter ki İçimizdeki güzellikleri dışarıya çıkaralım veya çıkarabilirsek…

Bunu başardığımızda kötülük ve çirkinliğin insan kişiliğinde nasıl kaybolduğunu…

İyilik ve güzelliğin iki sevgili gibi elele tutuşarak etrafa sevinç ve mutluluk dağıtarak insan nefesinde nasıl hayat bulduğuna şahit olmamız çok uzak olmayacaktır.

Bu dert ve düşüncelerle…

Bir ömür geçti! Dün gibi farkındayım.

Gün gelir, bir gün geçmez bir ömür gibi.

Bunu da farkındayım ve biliyorum.

Mutluluk ise gelir geçer! Birden…

Hüzün bu, eksilmez ki; Aniden…

Desem de, hayatın gerçeği bu!

Ne yapabilirimin derdindeyim şimdi ben…

Yarınlarda, eğri duruşundan dolayı yürüme zorluklarına sebep olacak omurgaya mahal vermemek adına dik duran, saf ve samimi, lafı eğip bükmeyen, riyakârlık etmeyen bir toplum hasretinde, yine biliyorum ki…

Gülen güzel yüzlü güzele inansam.

Avlar beni güzelliğiyle, keklik gibi.

Sokar beni gülüşüyle, yılan gibi…

* * *

Ağlayan çirkinin kalbine baksam.

Ağlar bana, içten, ana yüreği gibi.

Kalbine dalsam, engin okyanus gibi…

* * *

Hangisine inanayım/bakayım?

Kavram kargaşası içinde boğulan ben…

Nefes alamıyorum… Ölüyorum…