HAYATI HARCAMAK…

Allah sevdiği kuluna musibet verir…
Şer bildiklerimizde hayır vardır…
Kişi imanı nispetinde bela ve musibetlere duçar kalır…
Tesellisinde on iki yıldır şifasını aradığımız kızım için çabalarken, bu kez de on yaşındaki küçük kızımın Tip1 Diyabet hastası çıkması bir baba, bir insan olarak;
“Kul dara düşmeden Hızır yetişmez…”
“Kul, Bittim demeli ki Rabbim yetmeli” şuurunda ve acizliğinde olsam da bu durum beni üzdü ve etkiledi.
Kötümser değil, iyimser bir düşüncede inanıyor ve biliyorum ki tüm bunlar benim imtihanım. Buhaldenyüzümün akıyla çıkma duasında,sinelerde olanıve her halimizi bilen Rabbime hamd-ü senalar ederek sizleri yazımla bırakıyorum.
* * *
Dikkatli bakalım?
Dikkatli bakarken de, dikkatinizin dağılmaması içinde çaba harcamayın!
Bizim sorunlarımızdan biri de her şeye karşı duyarlılığımızı sürdürürken, bir yandan da her şeye dikkatimizi vermektir.
Zihin olağanüstü bir alet olarak yaratılmıştır Durmadan algılar, çeşit çeşit biçimleri ve renkleri görür. Sayısız izlenimler ona ulaşır Sözcüklerin ve kaçamak bir bakışın anlamını hemen yakalar. Ve daha neler…
Çoğumuz ancak dikkat ettiğimiz konu dışındaki her şeyin zihnimize girmesine direnerek, dikkatimizi o şeye verecek şekilde eğitilmişiz. Bunun içinde hiçbir zaman hiçbir şeye dikkatimizi tam olarak veremiyoruz veo şeye ancak dikkatimizin bir kısmını verebiliyoruz…
Bu yüzden bir şey öğrenme olayı sıkıntı veren, can sıkan, ürkütücü bir şey oluyor.
Önemli bir kimse olmak…
Bir mevki sahibi olmak ve o mevkii koruyor olmaya çaba harcamak…
Çoluk çocuk var, para kazanmakta gerekli tabi…
Bütün bunların yükü ve ağırlığı bizi sonunda yere seriyor, bunun sonucunda da yaşama sevincimizi yitiriyoruz…
”Gemici yalnızca dümenini tutuyordu, bunun içinde çaba harcamıyordu, tüm işi yapan rüzgardı…”
Bunun gibi bizlerde didişme ve çekişme olayını anlayabilirsek; kendimizi zora koşmadan çabasız yaşamayı, yüzümüzde küçücük bir tebessümle mutlu yaşamayı başarabiliriz o zaman.
Tıpkı rüzgârın alıp götürdüğü yelkenli gibi,
Zihnimizin engellemeleri olmazsa yaşam bizi alıp götürmez mi?
Kendimizi izleyelim, sabahtan akşama kadar nasıl didiştiğimize…
Yalnızca didişmelerimize açıklama yada gerekçe bulmaya çalışırsak, açıklamalar arasında kaybolup gideceğiz ama bir yandan da didişme ve çabalama sürüp gidecektir. Bir yere eriştiğimiz zaman bile çabalamaktan geri duramıyoruz.
Çünkü daha ileri gidip daha çok kazanmak istiyoruz. Ama biz tüm yüreğimizi ortaya koyarak, tüm varlığımızla bir şeyler yapmak istiyorsak, işte o zaman başarı ya da başarısızlık bizim için önemli bir konu olmaktan çıkar.
Kendi kendimizden korkuyoruz aslında…
Hepimizin korktuğu şeyler oluyor genelde…
Yaşam da böylelikle korkularla dolu kapkaranlık oluyor bizler için…
İşte bunun içindir insanlar böylesine, Duygusuz… Suistimalci… Duyarsız…
Çünkü sevgisiz…