HAYA(L) EDİYORUM

“Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” Araf 23

Birbiriyle savaşan bedenimde; ruhum paramparça, beynimdeki düşünceler çelişkiler içerisinde, yokluk / varlık bilinmezinde sürüklenen sahte bir dünyada yalan kalabalıklar içerisinde kaybolmuş bir halde kendimi arıyor ve yalan/sahte uykularda rüyalar görme sevdasında hayaller kuruyorum.

Hayaller kurar iken bile hayâ etmeyen bir pervasızlıkla, Hay konumunda zulüm ve beğenmişliğin girdabında yukarıya, göklere yükseldikçe düşüşümün derecesini arttırdığımın farkında olmayan bir sevinçle hayallerimi süslüyorum.

Şu, kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? Nisa 49ayeti söylemine rağmenyine de bir dünya hayal ediyorum.

Cehennemi yaşadığımız demiyorum cehenneme çevirdiğimiz bu güzelim dünyada geleceğimiz dediğimiz çocuklarımıza artık güzel değil, çocuklara dokunmayan bir dünya hayal ediyorum.

Hayat ve dünyalık standartlarımızı yükselttiğimiz bu realitede çocuklarımızı yaşatan değil öldürmeyen bir dünya istiyorum. Bu zihniyetlerle; artık istemek olmuyor ancak hayal ediyorum.

Allah ve dini İslam’ın kağıt ve söylemle dillerde kaldığı, unutulduğu, Herkesin dinini hakim kılmaya çalıştığı, Firavuni ve Nemrüdi Tanrıların arttığı böylesi bir dünyadahala hayal ediyorum. Saf mıyım?

Deli miyim? Yoksa Ümidini kesmeyen bir mekzup yoksa mecnun muyum?

Çocuk ve kadın gibi mazlumların öldürülmesine endekslenen bu savaşlarda;

Öz nefislerine zulmedenlerin canlarını alacağı kimselere melekler derler ki «Ne işte idiniz?» Onlar: «Biz yeryüzün de âciz kimselerdik» derler.  Nisa 97düşüncesinde kurtuluş reçetesi aramak derdinde yok oluşumumuzu bekliyoruz?

Zulmetmiş nice kenti/medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından başka bir topluluk oluşturduk. Enbiya 11

Unutmayalım ki; Toplumlara ve insanlara dilimizle ne kadar kendimizi temiz ve haklı göstermeye çalışırsak çalışalım içimizde yanan vicdanları söndüremeyiz ve Allah’ı kandıramayız.

Nihayet içlerinden o zulmedenler; sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka şekle koydular. Zulmü âdet edinmeleri sebebiyle, biz de üstlerine, gökten murdar bir azâp indirdik.

Araf 162

Evet! Her günümüz murdar bir azapla geçip, temizlenmek adına bedenlerimizi bununla yıkarken, “Halep yanıyor.” “Halep’te katliam var.” bağırtılarıylaanlamamazlıktan gelip sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi mi düşünüyoruz. Yoksa bunun (kan ve gözyaşı) üzerinden kaybolan çıkarlarımızı elde edip rant elde etmeye mi çalışıyoruz?
Zulmetmiş her benlik, dünyadaki bütün şeylere malik olsaydı bile, cezadan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdi. Onlar cezaları olan azabı görünce içten içe duydukları pişmanlığı açığa vururlar. Ne çare ki, kendilerine asla haksızlık edilmeksizin, aralarında adaletle hüküm verilmiştir.  Yunus 54

Başı eğik, iki dizi arasında. Bezgin!

Karanlıklar üstüne gölge. Gölge cismin!

Vaziyetinde; Adamın ve hakikatin su gibi harcandığı ve çarçabuk ötekileştirilip, yalnızlaştırılıp ölümlere terk edildiği; bir tarafta katliamları meşru gösteren bir tarafta katliamlar üzerinden sömürü ve rant elde eden bu entrikacı dünyada lütfen düşünelim.

Çocuklar bugün, yalnız Halep’te mi ölüyor? Dün, Başka coğrafyada ve hala ölmüyor mu? Bu ayırımcılık neden?

Birileri neyi ve niçin dillendiriyorsa biz neden peşlerinde sürükleniyoruz. Bu sürü psikolojisinden vazgeçmedikçe güdülen olmaya devam ederiz. Gündemi birileri değil artık biz niye belirlemiyor ve neden kendi gündemimizi oluşturamıyoruz?

Hala ama hala tövbeyle silkelenme ve kendimize gelme zamanı gelmedi mi?