GENÇLER! HATALARA TAKILMAYIN. DERS ÇIKARIN

Pazarcık Havadis Gazetesinde 2 aydan bu yana “Başarmak İçin Başla” isimli kitabımı bölüm bölüm yayınlıyoruz. Bu hafta da yayınlamaya inşallah devam edeceğiz. Bu hafta kitabımın 121. sayfasından 140. sayfasına kadar olan bölümleri sizler için yayınlıyoruz.

1- Hatalardan Ders Çıkarmak ve Yeniden Başlamak

Bütün Dinlerde ve akl-ı selim yolu gösteren tüm doktrinlerde hatalardan ders çıkarmak ve yeniden başlamak tavsiye edilir.

Şeytan vesvesecidir. Şeytan yanıltıcıdır. Şeytan insanı, hatalardan ders çıkarıp da yeniden başlamaya asla yönlendirmez. Şeytan günaha daha da batmaya, günah işlenilen yerlerde daha fazla oyalanmaya yönelik sinsice vesvese verir. Çamura saplanan bir insana “o çamurda daha da hareket et” diye öğüt verilir mi? Böyle bir hareket tarzı elbette salık verilmez.

Halbuki, insan için günah işlemek ve hata yapmaktan daha kötüsü, hatada ısrar etmek ve isyankar olmaktır. (Çamur batmaktan daha kötüsü çamurda debelenmektir) Kötü olan budur. Günahkarın kurtuluşu mümkün, tövbekârın kurtuluşu mümkün, ancak isyankârın kurtuluşu çok zordur. İsyankârlık tövbe dahi etmemektir. İsyankârlık umutsuzluktur. Halbuki günaha düşen için tövbe kapısı var. Halbuki yanlışa düşen için pişman olmak ve hayata yeniden başlamak var.

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”

Hz. Mevlana

Unutmayın ki, her sabah güneşin doğuşu gibi, her an yeniden doğmak mümkün.

“İnsan havuza düştüğü için boğulmaz. Havuzdan çıkamadığı için boğulur.”

Kitabımızın ilk bölümlerinde belirttiğimiz bu hususu kitabımızın son bölümlerinde de hassaten belirtiyoruz.

Hem şahsi ve hem de kurumsal hayatımızda, mutlaka bu söz aklımızda olmalıdır. Yanlışta ısrarcı olmamak ve hatalardan ders alarak bir daha o yanlışa düşmemek, düşülen havuzdan çıkmak gibidir.

Bir söz daha vardır. O da kulaklarımızda bir küpe gibi her daim durmalıdır.

“Yiğit düştüğü yerden kalkar.”

2- Kök Neden Analizi

Bir kurumda, bir işyerinde meydana gelen hataları ve özellikle tekrarlayan yanlışları tam olarak anlamak ve ortadan kaldırmak için geliştirilmiş bilimsel bir yöntem vardır. Bu yöntemin adı kök neden analizidir.

Kök neden analizini kurumlar kullandıkları gibi tek tek, ayrı ayrı şahıslar da kendi hatalarının asıl kaynağını bulmak bakımından kullanabilirler.

Kök neden, herhangi bir sorunun temelinde yatan en etkin sebeptir. Kök neden tespit edilip ortadan kaldırıldığı durumda, kök nedenin yol açtığı problemin tekrar etmesi de önlenmiş olmaktadır.

Bir işyerinde meydana gelen ya da bir şahsın karşısına çıkan sorunların altında yatan kök nedenleri tespit etmek üzere gerçekleştirilen süreç ise “Kök Neden Analizi (Root Cause Analysis)” şeklinde adlandırılmaktadır.

Kök neden analizi sonucunda, meselelerin ne olduğu ve nasıl oluştuğunun yanı sıra, neden oluştuğu sorusunun da cevabı açığa çıkmaktadır. Problemin neden oluştuğunun anlaşılması, ileride problemin tekrar meydana gelmesini önlemek için fikir verir.

Kök neden analizinde 4 safha:

1-Sorunun ne olduğuna ilişkin somut veri ve bilgilerin toplanması.

2-Sorununun neden olduğunun görünürdeki yansıması.

3-Sorunun en temel nedeninin bulunması. (Kök neden)

4-Kök nedenin ortadan kaldırılması için çalışma başlatılması.

“Sivrisineklerle uğraşma, bataklığı yok et.”

Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz bir sözdür bu. İşte kök neden analizi esasında sorunun kaynağı olan bataklığın kurutulmasıdır. Sorunlarla iki tür baş etmeye çalışabilirsiniz. Birincisi, sivrisinekleri tek tek ortadan kaldırmaya çalışırsınız. İkincisi, bataklığı ortadan kaldırmaya çalışırısınız. Birincisi çok zaman alır ve o yöntemde belki de tüm sivrisinekleri ortadan kaldırmak dahi mümkün olmaz. Ancak ikincisi kesin çözüm verir.

Mesela bir öğrencinin başarısızlığın altında birkaç neden olsa, en temeldeki neden o öğrencinin ders çalışmasını engelleyen “yanlış arkadaş çevresi” olsa, bu sorunun çözümü tamamıyla arkadaş çevresinin değiştirilmesiyle mümkün olur. Bir işyerinde etkinsizlik ve verimsizlik olsa ve bunun en temel nedeni olarak da “yöneticinin lakaytlığı” olarak bir neden olarak belirlense, yapılacak tek bir iş vardır. O da yöneticiyi değiştirmektir.

Kök neden analizi hem şahsi, hem kurumsal olarak sorunun çözülmesi için kullanılan bir yöntemdir.

Sorunun kök nedeni bazı durumlarda genel olarak sistemden kaynaklanır. Mesela, bir toplumda yanlış eğitim sistemi mevcutsa, okullardan mezun olan çocuklar ahlak ve değerler eğitiminden yoksun bir şekilde yetiştiriliyorsa, tek tek öğrencilerin yanlış ve hataları uygulamalarını ortadan kaldırmak yerine, bir bütün olarak eğitim sisteminin ortadan kaldırılması daha isabetli olacaktır.

Bu hususta şu söz çok kesin bir fikir verir:

“Hiçbir sorun onu meydana getiren bilinç seviyesiyle çözülemez.”

Albert Einstein

Bu nokta itibariyle varılacak nokta şudur: “Sorunların çözümü için sitem değiştirmek dahi yetmeyecektir.” Sistem değişikliğinden daha önemlisi “yeni bir bilinç oluşturmaktır.” Bu

noktada yeni bir bilinç olarak “katılmalı yönetim ve yönetişim” kavramları önem taşımaktadır.

3-Hataların ve Yanlışların Bildirim Mekanizması

Kimse hatadan ari değildir. Kimse “ben hiçbir zaman yanlış yapmam” diyemez. Etten kemikteniz ve nefis taşıyoruz. Elbette hata yapabiliriz. Bir işyerinde, bir kurumda çalışanlar elbette bazı durumlarda hata yapabilir ve yanlışa düşebilirler. Ancak hataların bir kısmı kasdi (bilerek ve isteyerek) yapılan hatalardır. Bir kısmı da istemeden (ihmal ile) yapılan hatalardır. Elbette kasdi hatalar affedilmez.

İster kasdi, isterse ihmali olsun tüm hataların ve yanlışların belirli bir mekanizma ile takip edilmesi ve büyümeden önlenmesi için sistem oluşturulmalıdır. Bu sistem bir gammazlama ya da ispiyonlama olarak görülmemelidir. Bir şirkette usulsüzlük ve yozlaşma varsa, bu yetkili bir birim tarafından izlenmeli ve gecikilmeksizin rapor edilmelidir. Gelişmiş Avrupa Ülkelerin kurumsal organizasyonlarında hataların ve usulsüzlüklerin takip edilerek raporlanması için özel birimler dahi oluşturulmuştur. Bundan önce elbette, hata olmadan ve yanlışa düşülmeden ikaz edici bir sistem oluşturmak gerekir.

Özellikle kişilerin devamlı surette çevresi tarafından ikaz edilmesine ihtiyaç vardır.

4-İlgili Olan Herkesi Sorunun Çözümüne Katmak

Günümüzde “katılımlı yönetim” diye akademik çevrelerde ve gelişime açık kurumlarda çokça kendisinden söz edilen bir kavram vardır. Bu kavramın özünde bir kurumda, bir işyerinde idareciler ile tüm çalışanların yönetime katılması ve fikirlerine başvurulması vardır. Günümüzde fikirlerin ve kararların tek bir merkezden alınması ve tepeden aşağıya doğru emredilerek yaptırılması dönemi çoktan geçmiştir. Artık, hangi işyerinde olursa olsun, çalışanların görüş ve düşüncelerine başvurulmakta ve birlikte yönetim dediğimiz, katılmalı yönetim dediğimiz uygulamalar geçerlidir.

Devir artık yönetim devri değil, devir artık yönetişim devri.

Yönetişim kelimesini ilk defa duyanlar çoktur. “Bu da ne” diye merak içinde kalanlar da çoktur. Yönetim kelimesinin manasını bilmeyenimiz nerdeyse yoktur. Adı üzerinde işte. Yönetmek, idare etmek, sevk etmek, yönlendirmek, emretmek gibi kavramlar yönetimin içindedir. Bundan dolayı yönetim denildiği zaman herkes bir şey anlar. Ancak yönetişim denildiğinde herkes hemen bir şey anlayamaz.

Yönetim, insan, teşkilat, mevzuat ve fiziki (bina, masa vb gibi) unsurların biraraya getirilerek, belli bir maksadın gerçekleştirilmesi için yapılan planlama, uygulama, kontrol ve tedbirler bütünüdür. Yönetimde bu maksadın gerçekleştirilmesi için dikey bir hiyerarşik yapı ve bu yapı içerisinde katı kurallar sözkonusudur.

Yönetim aynı zamanda teşkilat ve organizasyon manasına da gelir. Bu durumda merkezi yönetim, yerinden yönetim gibi tasnifler geçerli olur. Bunlardan ayrı olarak günümüzde bazı yeni kavramlar da yönetim tasnifleri arasına girmiştir. Mesela, stratejik yönetim, katılımlı yönetim gibi kavramlar yönetimde yenlikleri ifade eder.

Yönetim kavramını yukarıda tanımladık, gelelim yönetişim kavramının tanımına. Öncelikle belirtelim ki, yönetişim 20. yüzyılda ortaya çıkmış bir kavramdır. Yönetim tarihler kadar eski olmakla birlikte yönetişim kavramı çok yenidir.

Yönetişim, klasik yönetimin katı ve merkeziyetçi kurallarını dışarıda bırakan, dikey değil yatay hiyerarşiyi esas alan bir modelin adıdır. Yönetişimde de elbette insan, teşkilat, mevzuat ve fiziki unsurlar olmakla birlikte, bu unsurların kullanımı farklıdır. Yönetimde insan kaynakları emreden ve emredilenler şeklinde ikili bir ayrıma tabidir. Yönetişimde böyle bir ikili ayrım yoktur. Herkes kurumun maksat ve hedefini gerçekleştirmek içi el ve gönül birliği etmişlerdir.

5-Çalıştaylar Düzenlemek / Fikir Jimnastiği

Bir mesele ortaya çıktığında, bir yeni hususla ilgili kararlar alınması gerektiğinde ve çözüm üretmek için çalışmalar başlatıldığında ilk akla gelen uygulamalardan birisi çalıştay (workshop) düzenlemektir.

Çalıştay esasında bir fikir jimnastiği ve beyin fırtınasıdır. Çalıştaylar gerçekleştirildiğinde, fikir jimnastiği yapıldığında GZTF (SWOT) analizi ile durumun ne olduğu ve ne yapılması gerektiği araştırılır. Güçlü Yanlar, Zayıf Taraflar, Tehditler ve Fırsatlar şeklinde 4 başlığın kısaltılmışı olan GZTF Analizinde bir firmanın, bir işyerinin, bir kurumun adeta “röntgen filmi çekilir” gibi neyi var, neyi yok ortaya konulur. Bu kapsamlı analizden sonra geleceğe yönelik kararlar alınır, çözümler üretiliri.

Çalıştaylar, konuyla ilgili olan herkesi, sorununun çözümüne katmaktır.

Çalıştaylar elbette asıl olarak kurumlar ve firmalar için düşünülmüş olsa da, herkes şahsi olarak da kendi durumunu analiz etmek, nerede güçlü, nerede zayıf olduğunu, nereden bir zarar göreceğinin ve nereden bir fayda sağlayacağının hesabını kapsamlı bir şekilde ayarlayabilir. Bu da şahsi bir GZTF Analizi olarak görülebilir.

6-Klasik Yönetici ile Lider Yönetici arasındaki farklar

1-Klasik Yönetici, işi doğru yaptırmaya, Lider Yönetici, doğru işi yaptırmaya odaklanır.

2-Klasik Yönetici, “yönetim benim işim” der. Lider Yönetici, “yönetim bizim işimiz” der.

3-Klasik Yönetici, “yönetimi bir nimet olarak” görür. Lider Yönetici, “yönetimi bir emanet olarak” görür.

4-Klasik Yönetici “katı ve gaddardır.” Lider Yönetici “şefkatli ve merhametlidir.”

5-Klasik Yönetici, “dikey ve tepeden aşağıya doğru bir hiyerarşiyi esas alır.” Lider Yönetici “yatay ve aynı düzlemdeki hiyerarşiyi esas alır.”

6-Klasik Yönetici “adalet, ahlak ve etik değerlere önem vermez.” Lider Yönetici “adalete, ahlaki kurallara ve etik değerlere sıkı sıkıya bağlıdır.”

7-Etkinlik, verimlilik, tutarlılık, katılımcılık, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi modern yönetime ait kavram ve kurallar, “Klasik Yöneticinin umurunda değildir.” Lider Yönetici modern yönetime ait “etkinlik, verimlilik, tutarlılık, katılımcılık, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi ilke ve kurallara göre hareket eder.”

8- Klasik Yönetici sorunun adresidir. Lider Yönetici çözümün adresidir.

Yukarıda 8 maddede özetlenen ve lider Yöneticinin özelliği olarak belirtilen her husus doğru ve etkili iletişimin ta kendisidir.

7-Bilmemek Ayıp Değil, Öğrenmemek Ayıp

Bilgi akışı ve etkili iletişim konusunda önem taşıyan bir husus da araştırmak ve öğrenmeye çalışmaktır. Halk arasında meşhur bir söz vardır: “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.”

İnsan bilmediği bir şeyin cahili ve bildiği bir şeyin de alimidir. Herkesin her şeyi bilmesi mümkün değildir. Ancak bildiklerimiz kadar alim ve bilmediklerimiz kadar cahiliz.

Sokrates der ki; “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri der ki, “bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi.”

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp diye belirttikten sonra, bir şeyi daha belirtelim. Öğrendiklerimiz hususları idrak etmemek de en büyük kayıptır.

İnsan kendisini bilmedikten sonra, ona Dünya’nın tüm bilgilerini kafasına doldursan neye yarar ki? Güzel bir veciz sözde de belirtildiği gibi, “kişinin kendi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.”

“Evet, irfan, irfan, irfan. İşte budur bize lazım olan.”

İrfan, kişinin varlık nedenini ve Dünya’daki asıl sorumluluklarını bilmesi, iyilik ve doğruluk yolunda yürümesi için içindeki duyduğu his ve düşünceler toplamıdır. Yani daha kısa anlatımla irfan, “iman edip salih ameller işlenmesi ve toplumda hakkın ve sabrın tavsiye edilmesidir.” İrfan bozguncu olmamaktır ve ıslahçı olmaktır.

İrfan tek başına olmaz tabi, yanında ilim de olmalıdır. İlim akıl ise, irfan izandır. Akıl ve izan dedikleri, ilim ve irfandır.

Çocuklarımıza ve gençlerimize öğretim dedikleri bilgi ve teknolojik hususları elbette öğretelim. Ancak önceliğimiz bu olmasın, önceliğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin irfan sahibi, şuurlu, vatanına ve milletine bağlı fertler olmalarını sağlamak noktasında belirlenmelidir.

Bir çocuğun uzayın ta en uç noktasına, gezegenlerin yapısına, galaksilerin sıralanışına dair bilgiler öğretip de eğer o çocuğa kendi iç dünyasına dair hiçbir şeyin eğitimini vermiyorsak, yapılan çaba boşadır.

Mevlana ne diyor bir dinleyin; “Gayret atını yıldızlara sürdün de, kendisine meleklerin secde ettiği Âdem Peygamber’i bilmedin. Oldu mu şimdi!”

Âdem denildiğinde de uzağa gitme. Âdem sensin sen ey İnsanoğlu!

Nesillerimizin heder olmaması ve geleceğe dair güvenle ve kıvançla bakmamız için ilk ve tek şart, çocuklarımıza eğitim ve irfan vermeliyiz, öğretim ve bilgi ondan sonra gelir.

Gel gör ki, günümüzde Milli Eğitim Sistemimizde öncelik bunun tam tersidir. Öncelik öğretim ve bilgi doldurma üzerinedir. Ben, “bu önceliğin değiştirilerek, ilk sıraya irfan ve eğitim yerleştirilmelidir” diyorum.

Bir kişinin hem ilim ve hem de irfan cihetiyle yetiştirilmesi sonrasında kişi kendini bilme noktasına ulaşır. Bizim de, zaten kendisini bilen insanlara ihtiyacımız var.

Pehlivana gerek ki, ilk nefsini yene.

Âlime gerek ki, önce kendini bile.

Seyyaha gerek ki, evvel kâlbine gide.

Sandalî

Bu seslenişim kendimedir. Herkes kendine seslenerek öncelikle “kendisini bilmesi ve bulması gerekir. Ben kendime seslenerek, “Ey Ahmet Sandal, kendini bil, kendini bul” diyorum.

8-Dönemsel Gözden Geçirmeler

Hangi işe başlamış olursanız olun, ister öğrenci, ister yönetici, isterse işadamı olun, yaptığınız her işte ve her görevde dönemsel gözden geçirmeler, ilerisi için büyük bir fikir ve değerlendirme imkanı verir.

Bir öğrenci okuduğu okulda, hazırlandığı sınavda, kendisini dönem dönem değerlendirip varsa noksan taraflarını bulmalı ve o noksanlığı gidermek için yeni bir taktik uygulamaya geçirmelidir. Mesela, ayda bir defa bilgilerini ve öğrendiklerini gözden geçirmeli ve kendisini test etmelidir. Bir yönetici 3 ayda ya da 6 ayda bir defa yönettiği işyerinin ya da dairenin gidişatını gözden geçirmeli ve durumunu net olarak görmelidir. Mesela, bir şirketin muhasebe bölümünün müdürü dönemsel olarak ne gibi sonuçlara ulaştıklarını, insan kaynağı, fiziki imkanlar ve çalışma performansı gibi durumları 6 ayda ya da yılda bir defa masaya yatırarak noksanlıkların olup olmadığını araştırmalıdır. Bir işadamı da dönemsel olarak şirketinin içinde bulunduğu durumu değerlendirmeli ve çıkan sonuçlara göre tedbir geliştirmelidir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak şurası bir gerçek ki dönemsel gözden geçirmeler her daim yeni bir değerlendirme imkanı verir.

9- Müslümanlar Olarak Durumumuzu Muhasebe Etmeliyiz

Bu hafta bu Gazetede size sunduğum ve anlattığım bu hususlar kişisel başarı ve yönetimde etkililik ve verimlilik üzerinedir. Ve her Müslüman kişi bu hususları dikkate alır ve uygular ise, neredeyse 1700’lü yıllardan beri Batılılar karşısında geri çekilmemiz ve yenilgimiz de sona erer ve büyük bir hamle gerçekleştiririz. Nerdeyse 300 yıldır Avrupalılar karşısında bir ricat (bozguna uğrayış, geri çekiliş) ile çöküş yaşıyoruz. Bunun nedeni akıldan uzaklaşıp bilimden kopup hurafeler içerisinde yaşamamızdır. Mehmet Akif ne diyor, isterseniz bir kulak verelim:

Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak… Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle: Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle. Ey dipdiri meyyit! “iki el bir baş içindir.” Davransana… Eller de senin, baş da senindir! His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin. Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz? Kendin mi senin, yoksa, ümidin mi yüreksiz?

Atiyi karanlık görüvermekle apıştın? Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın! Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan, Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.

Evet, tüm Milletime, tüm Gençlere sesleniyorum, akıl, fikir, el, kol, baş, yürek ve başarı için her şeye sahipsiniz, eğer Dinimizin emirlerini yerine getirmeyip de miskinlik, tembellik ve akılsızlık yolunu seçerseniz, malum akıbet şudur: “Hüsran ve pişmanlık.”

İnşallah bu akıbetten kurtuluruz ve “zafer ve yükseliş” dönemine ulaşırız. Ya Allah, ya Bismillah.

Yazımın en sonunda Şehid Seyyid Kutup’un sözleriyle sizi tefekküre çağırıyorum:

“Batılılardan nefret ediyorum, Amerika’dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.”

Şehid Seyyid Kutup

Evet, bu hafta da Yüce Rabbim (cc) nasip eyledi ve sizlere fikirlerimi açıkladım. Allah (cc) nasip ederse daha sizlere nice nice görüş ve düşüncelerimi açıklayacağım. Haftaya inşallah kaldığımız yerden, “Başarmak İçin Başla” isimli kitabımın 141. Sayfasından itibaren devam edeceğiz. Ya Selam (cc), Ya Mü’min (cc), Ya Müheymin (cc) . Dilimizde ve yüreğimizde hep iyilik ve doğruluk olsun. Kurtuluşumuz ve zaferimiz nasip olsun. Amin.

Ahmet SANDAL