EVLAT & PARA SEVDASI (2)

Bu köşeden geçen hafta çok zengin olan, efcilik yapan, kibirli v kurnaz olan bir babadan bahsetmiştik. Bu baba, aynı zamanda çocuklarına o kadar düşkün ki ne isterlerse! Hemen yapacak biridir. Kızı evlenmiştir ve kocasının işi kötü gitmektedir. Son çare olarak kız babasına müracaat eder. Devamını okuyalım;

Tilki gibi kurnaz ve zekanın en yüksek mertebesinde olan bu adam biraz düşünür. Ya kızının menfaatinin temini ile onu memnun edecek, gözü gibi sevdiği ve sakındığı kızının memnun olmasıyla kendisi de memnun olacak -lakin içerisinde oturdu görkemli ve ihtişamlı köşk atılmak suretiyle elinden çıkacak- ya da köşkü kaybetmemek ve satmaya kıymayıp kızının kocasının para isteğini reddetmekle kızı elden çıkacak. Bütün bu unsurları enine boyuna analiz ettikten sonra sonra kararını verir ve köşkünü satıp damadına sermaye olarak vereceğini kızına müjdeleyerek sevgili yavrusunu memnun eder ve sevindirir. Satma niyetini ilan eder. Müşteri olan şahıslardan ilki ile pazarlık yaparak belli bir fiyat üzerinde anlaşır. Tapu işlemini sonra yapacağını taahhüt ederek tapu devri yapılmadan köşkü sattığı adamdan yüklü miktarda para alır. Aradan biraz zaman geçer. Köşkün ilk sahibi olan kahramanımızın karşısına bir adam daha çıkar. Köşkün satış ve devir işlemleri için adamla yapılan sıkı bir pazarlıktan sonra köşk satılır. Alıcısı ise dikkatli ve kafası ticarete çalışan bir adam olduğundan tapu devri yapılmadan pazarlık sonucu belirledikleri bedeli ödemeyeceğini söyler. Köşkün sahibi kahramanımız da bu beyan üzerine tapusunu devredip köşkünü satar ve görkemli, güzel evini eşyalarını alarak terk eder. Kısa süre içerisinde köhne ve metruk bir gecekondu bulur ve kirasını ödemek kaydıyla bu kötü eve yerleşir. Bu yaşadığı acı ve hazin hadise onuruna çok dokunmuştur. Bir zamanlar çok zenginken, saltanat içinde bir hayat yaşarken, insanlara tepeden bakarak herkese istediği gibi tahakküm ederek zorbalık yaparken bir anda minareden düşerek paramparça olan taş misali toplumsal konum itibari ile diğer bütün insanlar ve herkesin gözünde mahvolmuş, perişan olmuş bir insan haline gelmiştir. Adamın bu hale gelişinin en mühim etkeni o deliler gibi sevdiği kızlarının bitmek tükenmek bilmeyen gayrimeşru, nefsanî arzuları olduğunun farkındaydı. Ancak yapacak bir şey yoktu. Kızları her şeyden üstündü. Ne isterlerse istesinler ne yapıp edip onlara vermek zorundaydı. Çünkü bu onun en birinci ve en mühim vazifesiydi.

Bir sabah erken vakitte kalkıp içerisinde bulunmaktan çok utandığı gecekondusundan utana sıkıla işine yani dükkanına gitmek niyetiyle çıkarken kızlarından birisinin sabahın erken vaktinde ve soğukta kendisini beklediğini görür. “Hayırdır kızım, sabahın bu erken vaktinde seni buraya sevk eden nedir?” diye merakla sorar. Kızı ise babasının bu sorusuna ağlayarak ve babasının içini acıtırcasına; kocasının yine işlerinin iyi olmayıp kötüye gittiğini, hiç bir yerden borç, kredi veya yardım bulamadığını, son çare olarak eşinden yani eşinin ailesinden destek istediğini, destek ya da yardım bulunamazsa ailesinin dağılacağını yani boşanmak zorunda kalacağını hüngür hüngür ağlayarak ifade eder. Babası ise kızını dikkatle dinledikten sonra şefkatle kucaklar. Ancak bu defaki para isteğini nasıl karşılayacağına dair derin derin düşünmeye başlar. Daha evvelki para isteklerinden içinde oturduğu köşk elden gitmiştir. Yüklü miktarda nakit de yine kızlarının bitmek tükenmek bilmeyen arzuları için buhar olup uçmuştur. Toplum içindeki itibarı da sıfırlamıştır.

(Yazımız haftaya devam edecektir..)

Serkan İPEK