EKONOMİ Mİ SİYASETİ BELİRLER SİYASET Mİ EKONOMİYİ BELİRLER?

EKONOMİ Mİ SİYASETİ BELİRLER  SİYASET Mİ EKONOMİYİ BELİRLER?
03 Şubat 2021 Çarşamba - 929 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Bazı paradokslar vardır, içinden çıkılmaz. Mesela, “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” “Liderler mi tarihi meydana getirir, tarih mi liderleri meydana getirir?” “Bir toprak ormansız olduğu için mi kuraktır, kurak olduğu için mi ormansızdır.” “Yoksullar çalışmadıkları için mi yoksuldur, yoksul oldukları için mi çalışmazlar.”

Daha bunun gibi onlarca paradoks söz bulmak ve söylemek mümkündür. Bu paradokslar için belki de en güzel söz “çıkmaz sokak” deyimidir. Ya da “sözün bittiği yer de diyebiliriz.”

Biz sözün bittiği yerden hareket etmeyi, çıkmaz sokaktan kurtulmayı denemek için haydi gelin bu yazıda, “ekonomi mi siyaseti belirler, siyaset mi ekonomiyi belirler” sorusu üzerinde kafa yoralım.

Yazımın en başında şu noktayı net olarak belirtmeliyim: “Ekonomi siyasetten, siyaset ekonomiden ayrı düşünülemez.” Güçlü siyasi yapıları olan ve özgürlüklere, insan haklarına en büyük değer Ülkelerin “güçlü ekonomiye sahip olmaları bir tesadüf değildir.”

Öyleyse, siyaset, ekonomide belirleyicidir. Bunu bir artı bilgi olarak kafamıza yerleştirelim.

“Ekonomi mi siyaseti belirler, siyaset mi ekonomiyi belirler?” diye sorduk ya, esasında bu paradoks değil. “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” çıkar da bir paradoks değildir bana göre. Ekonomi ve siyaset birbirinden ayrılamaz. Tavuk ve yumurta da birbirinden ayrılamaz. Yani her ikisi de gereklidir anlamında bunu söylüyorum.

Ülkesi için ekonomik anlamda üretken ve bilinçli vatandaş, ancak sosyal, kültürel ve siyasi atmosferi sağlam Devletlerde yetişir. Ekonomik gelişme için öncelik sosyal, kültürel ve siyasi gelişmelerle sağlanmalıdır.

Platon der ki, “siyasetçi düzelirse, ekonomi de düzelir.”

“Devletin ideolojisi olmaz. Devletin adaleti olur.”

Devlet ve Toplum Yönetiminde şu 3 husus çok mühimdir. “Adalet, Liyakat ve İlim.” Ben bu üç önemli hususu ifade eden kelimelerin ilk harflerinden “ALİ” ismini çıkarıyorum.

Evet, hepimiz “ALİ”nin yolundan yürümekle ideal Toplum, ideal Devlet tesis edebiliriz. ALİ’nin yolu Sevgili Peygamber Efendimizin (asm) yoludur.

Sözde herkes bu üç hususun gerçekleşmesini savunur, hatta nutuk da çeker. Önemli olan sözler ve nutuk çekmeler değil, icraatlar ve gerçekleşmelerdir.

Peki, insanlar sözde bu hususlara inanırlar da uygulamada bu hususların gerçekleştirilmesini sağlamakta çok da ısrarcı olmazlar.

En büyük neden, “nefis’tir.” İnsan nefsi hep kendine yontar. Adaletsizlikle başkası karşılaştı mı umurunda dahi olmaz, ne zaman ki kendisine bir adaletsizlik yapılır, Dünya’yı yıkar. Olmadı şimdi! Adalet herkes içindir, adalet her zaman içindir.

Liyakatsizler bir Devlet yönetimini ele geçirmiş ve sarmışsa, adeta halka çevirip dürüst insanları, ehil insanları dışlamışlarsa, Devlet yönetimlerini adeta talan etmişlerse, halkanın

içine adil, liyakat ve ilim sahipleri alınmamış ise, bunun nedeni de nefis’tir. Bunun nedeni açgözlülüktür.

Bu nedenin yanında, siyaseti ve ekonomiyi alt üst eden bir bela vardır. O belanın adı bürokrasi’dir. Siyaset ve ekonomi arasında bürokrasi aynı bir kabadayı gibi durur. O kabadayıya dersini vermezseniz ve onu oradan defetmezseniz, ekonomi berbat olur. İyi siyasetçi bürokrasiyi sıfırlayan siyasetçidir. Bürokrasiyi devleştiren siyasetçi rezil siyasetçidir.

Evet, yazımın bu noktasında, şunu net olarak anladık sanırım, ekonomi ve siyaset, birbirinden ayrılamaz. Bu ikisi bir madalyonun iki yüzü gibidir.

Bu net tespitten sonra, birçok yerde belirttiğim şu gerçekleri bir kez daha ifade ederek yazımı sonlandırıyorum.

İnsanlara özgürce bir hayat imkanı sunulmalıdır. Adalete ve ahlaki değerlere uygun bir sistem oluşturulmalıdır. İnsanlar çalışmaya ve tasarrufa yönlendirilmelidir. Paradan para kazanma değil de, reel ekonomi ve yatırımlar özendirilmelidir. Ülke içerisinde bu şekilde sermaye birikimi oluşturulup yatırımlar meydana getirildikten sonra, Ülkeye yurt dışından da sermaye girişi sağlanmalıdır.

İnsanları şucu-bucu, cici-öcü gibi yaftalarla dışlanmadan, öncelikli olarak çalışmasına ve üretmesine bakılmalıdır. Yatırımcıları için sıfır bürokrasi uygulanmalıdır. Vergi yükü en aza indirilmelidir. Dışarıdan gelecek yatırımcılar için cazip imkanlar sunulmalıdır. İnşaat, gayrimenkul alım satımı gibi “kısır-durağan işler” değil de sanayi, ziraat, hizmet sektörü gibi “doğurgan-süregelen işler” mi teşvik edilmelidir. Bankacılık, faizcilik, döviz, borsa gibi alınterine dayanmadan “havadan para kazanmak değil” de üretim ve yatırım gibi emeğe dayanan reel sektör önemli görülmelidir.

Ekonomiye ikide bir müdahale edilmemelidir. İşler kendi normal seyrinde sürdürülmelidir.

Sistem böylece, yukarıda belirttiğim üzere, özgürlükler, adalet ve hak temelinde kurulduktan sonra, reel sektörleri esas alacak, üretim temelli ekonomiyi hedefleyecek ve sermaye birikimini sağlayacak yapılandırmaya dayandırılmalıdır. Bu noktalara dayanan ekonomide servet adil ve dengeli bir şekilde dağılır.

Gel gör ki, artık birçok Ülke parasalcı (monetarist) ekonomik modellerin tasallutu ve köleliği altına girmiştir. Bu modele dayanan ekonomilerde servet dengesiz dağılır ve toplumun yüzde sekseni yokulluk ve açlık ile boğuşurken bir avuç mutlu azınlık gününü gün eder.

Parasalcı ekonomi insanı insanlıktan çıkartan şeytani bir düzendir. Bu düzende elinde parası olan bir avuç azınlık gününü gün ederken, bir anda faizle, dövizle, borsayla en uçuk miktarda paralara kavuşurken ve haksız olarak elde ettiği bir paraları üretime değil, ranta yatırırken, milyarlarca insan yoksulluğa sürüklenmektedir.

Bu kısır döngüyü kırmak ve insanın fıtratına uygun bir ekonomik nizam kurmak şarttır.

Sözü uzatmaya ve daha fazla anlatmaya gerek yok, biz mevcut ekonomik düzenden şikayetçiyiz. Bu düzen hem Allah’ın, hem de vicdanlı bir kulun istediği bir düzen değildir.

Biz Allah’ın istediği bir ekonomik nizamın siyasetini yapıyoruz.

Yüce Allah’ım (cc) şu ayet-i kerime’de hakça ve adilc kurulması gereken ekonomik nizamın özelliğinin altını çiziyor: “Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın.” (haşr Suresi, 7)

Allah (cc) sermayenin aynı ellerde, belli kişiler arasında toplanmasını, sermayenin temerküzünü yasaklıyor. Ne var ki, kapitalist monetarist (parasalcı) düzen parayı, serveti toplumun yalnızca %20’sinde topluyor. Geriye kalan %80’i çağdaş köleliğe mahkum ediyor. Buna gönlümüz de razı olmaz, aklımız da razı olmaz.

Buna şair ruhumuz da razı olmaz ve Necip Fazıl gibi sesleniriz:

Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

Şair ruhumuz, vicdanlı yüreğimiz ve hak için düşünen aklımız diyor ki, umut et, umutsuzluğa düşme, inşallah, ALİ (adalet, liyakat ve ilme dayanan) bir nizam kurulacak. Vesselam.

Ahmet SANDAL

Yorumlar kapatıldı.

 
PAZARCIK HAVADİS GAZETESİ
İnce Ofset ve Matbaacılık www.pazarcikhavadis.com
Şehit Nurettin Ademoğlu Mah. pazarcikhavadisgazetesi@hotmail.com
Prof.Dr. Faruk Özer Cad. No:77 pazarcikhavadis@gmail.com
Pazarcık/Kahramanmaraş info@pazarcikhavadis.com
TEL: 0 344 311 48 85
TEL: 0 536 201 05 94 Köşe yazılarında sorumluluk yazı sahibine aittir.