EĞİTİM Mİ, ÖĞRETİM Mİ?

Uzunca sayılacak kadar bir zamanın ardından tekrar eğitim ve öğretim yılı başladı. Öncelikle tüm cefakar, vefakar öğretmenlerimize ve öğrencilerimize hayırlı olsun.

Takriben on yıl kadar önce bir veli toplantısı sırasında yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Amacım kimseyi incitmek ve rencide etmek veya töhmet altında bırakmak değil. Veli toplantısı için gittiğim okulda müdür bey ve öğretmenler, öğrencilerden şikayet ediyordu. Bir saate yakın dinledim ve bir söz hakkı isteyerek konuşmama başladım. Orada konuştuklarımı aktarıyorum: ‘Öncelikle sayın okul müdürüme ve değerli öğretmenlere saygılar sunarım. Eğer bir çocuk babasının evinde yemek yediği tabağı, bardağı kırıyorsa, yattığı yatağa, ranzaya zarar veriyorsa, kaldığı evin camını kırıyorsa bence problem çocukta değil, problem onun babasının ya da annesinindir. Problem biz büyüklerindir. Yani çocuk okuduğu okula zarar veriyorsa burda bir sorun vardır.’ dedim. Tabi bazı öğretmen arkadaşlar biraz kızdılar. Ama birileri kızıyor diye doğruyu söylememek olmazdı. ‘Ya efendim, işte öğrenciye yaptırım uygulayamıyoruz (fiziki ya da benzeri).’ gibi bahaneler bu durumu açıklayamaz. Fiziksel müdahale ile hiç bir şeyin olmadığını artık herkes biliyor. Fiziksel şiddet ile terbiye metodu doğru değil. Zaten bizler her ne kadar gereği gibi yaşamasak da kendimizi müslüman olarak tanımlarız.

Şimdi İslam’ın baş öğretmeni Hz.Muhammed’in (sav) eğitim metoduna bir bakalım. Hz. Enes (ra) çok küçük yaşlarda annesi tarafından ‘Ya Resulullah, bu yanında dursun. Hem onu yetiştir hem de sana hizmet etsin.’ der. Hz. Enes (ra) diyor ki: ‘Bazen Hz. Resulullah’ı öyle kızacağı işler yapardım ki, O çok kızdığında bana çifte kulaklı derdi.’ Dikkat ettiniz mi? Dayak yok, hakaret yok, aşağılama yok, kem ve kötü söz yok. Ya ne var? Hz. Enes zaten çifte kulaklı, herkes gibi.

Şimdi burda bir konuya daha deginelim. Kaçımız İlköğretim öğretmenimizi hatırlıyoruz? İyi yönleriyle hatırladığımız öğretmenimiz bize nasıl davranıyordu? Bize nasıl bir etki etmiş de biz yıllar geçtiği halde unutmamışız. Onlar bize güvenmişlerdi biz de onlara güvenmiştik. Öyleyse biz de sevginin dilini kullanarak takip edilecek bir iz bırakabiliriz. Unutmayalım ki ancak iz bırakanların takipçileri olur. Bu arada güvenin olmadığı toplumlarda kaos hiç bitmez. Uzak Doğu, Arap Yarımadası ve Afrika gibi yerlerde insana güven hemen hemen sıfıra yakın. Bu oran bilimsel veriler ışığında Avrupa’da yüzde yetmişlerin üzerinde iken, malesef ülkemizde yüzde on ila yirmi arasında. Haydi öyleyse bir eğitim ve öğretim seferberliği başlatalım. Giden gitti, en azından bundan sonra talimden geçip terbiyeden geçmeyen kimse kalmasın. Hatta öyle bir nesil yetiştirelim ki kimsenin olmadığı yerde bile hiç birşeye zarar vermesin. Her zaman olumluyu ve insanlığın faydasına olanı tercih etsin. Zor mu? Evet zordur ama imkansız değildir.

Selam, dua ve dua talebiyle.