EFENDİ, HİZMETKÂR OLANDIR.

O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onların kusurlarını affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever. Al-i İmran 159

Kuru ve Durgun bir havada açık yüreklilik içerisinde Gün’ün Gün’e kırgın ve solgun olduğu bir zamanda, öfkesini ateşten oklarla hissettiren güneşin insanoğlunu tehditkâr bir üslupla uyardığı ve sonunun kaçınılmaz ateşler olduğunu söylercesine bu zamanı aleyhe değil lehine çevirmesi gerektiğini hatırlatıyor sanki insana veya ülkemin insanına…

Her gün onlarca yıkıcı depremin yaşandığı bu dünyada bir darbe girişim depremini yaşayan ülkemin, bu depremin ardından insan ders çıkarıp hayatına yön mü verecek yoksa bunda kendi kusur ve davranışlarını görmeyip, suçu birilerine yükleyip kendini temize mi çıkaracak?

Durulup sakinleşen dalga misali, Darbe girişimi sonrası bunalan insanlara serin bir meltem mi yoksa yıkıp yıkan kasırga mı olacak acaba güç sahibi iktidar ve otorite.

Anne yengeç bir gün yavrusuna “Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum. Düzgün yürüsene” der. Yavrusu “Pekâlâ anne. Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim.” der.

Karakteristik yapısı bozuk ve yamuk olan sistemlerde değişimin imkânsızlığına yapılan vurgu kadar o bozuk düzende doğru yönde ilerlemek için hedefe giden yolda adımı doğru atmak gerekir. Çünkü kişiler her zaman önde yürüyenlerin adımlarını takip ederler.

Önüne tercih konulan İktidar ve güç sahibi öncüler, ne zaman ki yavru yengecin annesine dediği gibi; hayatında adaleti önceleyip bu yaşamı sözde değil fiilde yaşayarak halka gösterirse işte o zaman özlemle, masal gibi anlattığımız o peygamberi yaşam yani asr-ı saadetin ortasında bulabiliriz kendimizi.

Hani Kisra’nın elçisi peygamberimizin yanına varmak için Medine’ye gelmişti. O güne kadar gördüğü kralların yaşamı bilen ve gören biri olarak Muhammed’in yaşadığı sarayı sorar. Ashap mescidi tarif eder. Kerpiç ve hurma dallarından müteşekkil mescidi bulan elçi hayretler içerisinde içeri girer.

Mescitte; yüksekte, tahta kurulmuş etrafında şaşaa ve kibir abidesi ekâbirler’ in önünde diz çöktüğü bir kral beklerken perişan bir halde bulunan bir kalabalık ve bu kalabalığa su dağıtan, hizmet eden birini bulur ve şaşkınlığına bir o kadar daha katarak ”Buranın efendisi kim.” diye sorar..

Topluluğa su dağıtan şahıstan aldığı cevap karşısında artık şoke olur. ”Bu toplumun efendisi bu topluluğa hizmet edendir.”

İşte; söylemlerle değil, doğru davranış ve yaşantısı ile örneklik teşkil eden şahsiyet ve otoriteler her zaman; hem Allah katında hem de toplum gözünde yücelmişlerdir.

Ancak böyle yaşayanlar Adalet ve kardeşlik tesis edebilirler. Güneşin varlığı gibi aşikâr olan bu hakikate ancak aydınlığın düşmanı olan yarasa ruhlular karşı çıkar.

Karanlıkları dağıtıp aydınlığı yeryüzünü kaplayan güneşin, yurdumun üstüne doğduğu bir güne uyanmak özlemiyle… Allaha ısmarladık