DUY(ARSIZ) OLMAK

“Allah’ın koyduğu sınırları gözetenlerle, onları çiğneyenler; Bir gemiye binerken kimin nerede oturacağını belirlemek için aralarında kura çeken kimselere benzerler. Kur’a sonucu bazısının payına yukarı mevki, bazısının payına da aşağı mevki düşer.

Aşağı mevki de oturanlar su almak istediklerinde, yukarı mevkidekilerin üstünden geçmek durumunda kalırlardı. Bunun üzerine dediler ki; Biz oturduğumuz mevkiinin altında bir delik açsak ve yukarı mevkidekileri rahatsız etmesek daha iyi olmaz mı? Eğer yukarı mevkide oturanlar, aşağı mevkidekilerin bu isteklerini gerçekleştirmelerine izin verirlerse hep birlikte helak olurlar.

Ama onların bu isteklerine engel olmak amacıyla ellerini tutsalar, onlarla birlikte kendilerini de kurtarmış olurlar…!” Hadis

Bazı davranış ve hadiseler bireysellik özelliğine sahip olsalar da, kapsamları ve sonuçları itibariyle geneli etkilediğinden, bireysel olmaktan çıkarlar.

Şimdi ümmetin içinde bulunduğu bu tabloya baktığımızda İslam beldelerinde kan ve gözyaşı eksik değilken, Bunun farkında olmayanlar ve olmamış gibi davrananlar; fiili hiçbir yardımda bulunmadıkları gibi akan kanların üzerinden siyasi hesaplar peşindeyken, bırakın yaşamlarında değişiklik yapmayı dünyalık ihtiras ve hırslarını pekiştirme derdindeyken ve artık gemi misali mazlumların perişan hallerini feryatlarını duymamak için geminin mahzenine ümmetin mazlumlarını kilit altında tutmaya çaba sarf ederlerken, mazlumların o geminin altında bir delik açıp hep beraber bizleri de helak etmeleri artık doğal haklarıdır demiyorum faraziyat olmuştur…..!

Biz Müslümanların en büyük hatalarından biri de, Küfür bataklığından çıkmış sineklerle uğraşmaktır. Sineklerin üreme alanlarına girip, o alanları kurutmadıkça bu uğraş sürekli bir meşguliyet olarak önümüzde durmaya devam edecektir.

Ümmet olarak çocuklarımızı yetiştirme tarzına baktığımızda biz zaten savaşsız, kavgasız kendimizi de, çocuklarımızı da yenilgiye mahkûm etmişiz zaten!

Dünyevi uğraşlarımıza ayırdığımız vakti, bir dünyevi rekabete girerek, bunu kalplerine nakşettiğimiz çocuklarımızı küfrün bıçağının altına, kendi elimizle boğazlanmaları için yatırdığımızın farkında mıyız acaba?

Bu durumda Allah’a karşı imanı yitirmenin ve küfür ehline karşı duyulan korkunun dehşeti karşısında, Allah’ın gazabını hafifsemekten bile kaçınmayan bir durum ortaya çıkıyor ki;

Bu durumda dinimizden yırtarak dünyamızı yamalamaya kalksak ta sonunda dinimizde, dünyamızda elimizden kayıp gitmektedir.

Böylece korktuğumuzun kulu haline geliriz ki; en büyük musibette bu değil midir? Ümmetin hali bu! Geç mi kaldık bu durumdan kurtulmaya. Asla…

Ama bunun için inandığımız gibi yaşamalıyız ki, çocuklarımızda öyle yaşasın. Aksi takdirde inandığımız gibi yaşamasak, yaşadığımız gibi inanmaya başlarız ki; Zulmü ve küfrü ayakta tutanda zaten bu yaşayış biçimidir….!