DÜŞÜN, UNUTMA!

Yüreğin işlevini bilmeyen bu insanlar haber bülteni dinliyorlar. Ölümler duymak, kimbilir belki de cinayete doymak için ben de haber kanallarına göz atıyordum. Tabiki benim haber dinlemede bir ölçüm var, o da Rabbimin emrettiği ölçüdür; “Siz ey iman edenler! Sorumsuzun biri size (önemli) bir haberle geldiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” (Hucurat 6). Habere bakarken benim mihenk taşım bu ayettir. Size de tavsiye ederim, zarar etmessiniz. Bu topraklarda son iki yüz küsür yıldan beridir bu toprağın ekmeğini yeyip bu topraklarda yaşayan insanların emeğini, alınterini sömürüp sonra da dönüp bu insanlara kötülük yapanlara ne demeli ki! Hatırlayın yüz yıl önceydi, kurtuluş savaşı diye birşeyler başlattılar. O gün bu toprakların sahibi olan insanları Yemen’e, Filistin’e, Tuaplusgarp’a, Çanakkale’ye gönderdiler. Yetmedi, Yemen cephesinden gelenleri de Erzurum’a bilerek gönderdiler. Ne olduysa ondan sonra oldu; bu cephelere gidip şehid düşen dedelerimizden boşalan koltuklara kuruldular. Ellerinden ne geldiyse yaptılar. Ne adına? Aslında açık olarak anlşılmıyor mu? Sıkışınca nereye gidiyorlar? Eskiden emri Amarika’dan alırlardı, şimdilerdeyse sanki Amerika, Avrupa sıkışınca kapıyı kapattı ve kıbleleri Rusya’ya döndü. Ey kürt kardeşim! Ne oldu, neden bu bozgunculuk? Oysa yukarıda adı geçen cephelerde senin dedenle benim dedem yanyana idi. Diyeceksinki, bize zulmettiler. Bu ülkede sadece size mi zulmedildi ki! Diyarbakır cezaevini anarken Mamak cezaevini unutursak ayıp olmaz mı?

Seksen ihtilaliydi, o kış gecesini hiç unutmuyorum. Gece saat bir buçuktu. Rahmetli babamın toprak evinin kapısı adeta kırılırcasına çalıyordu. Kapıyı açtığımızda sayısını hatırlayamadığım kadar asker evin altını üstüne getirmişlerdi. Abartmıyorum, yastıklara varıncaya kadar kasaturalarla yırtıp icini boşaltmışlardı. Allah’tan babamın silahı falan yoktu. Takriben bir buçuk saatlik arama sonucu suç aleti olarak anamın çamaşır serdiği avludaki çelik teli alıp götürmüşlerdi. Hülasası dostlar, bu sistem kendi çocuklarını yiyor. Ne adına? Onu söylemeye gerek var mı? Dünyayı sömüren beş yüz aile razı olsun diye.

Son günlerde sözde aydınlardan bahsediliyor. Neymiş efendim, katliam yapılıyormuş. Elinde silah olana kurşun sıkmak katliamsa bu doğrudur. Ya hiç bir şeyden haberi olmayan, beşikte yatana kurşun sıkmak ne oluyor? Haydi Diyarbakır Çınar’da olan olayı da kınayın. Yiyorsa tabi. Hep düşünüyordum, ya bir genç ünüversite bitirir de nasıl dağa çıkar, diye. Sizce neden dağa çıktıkları bu bahsedilen bilmem ne kadar imzadan belli olmuyor mu?

Allah’ın şu yasası ne güzel özetliyor durumu: “Allah, bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez: zira Allah her şeyi işitendir, tarifsiz bir ilimle bilendir.” (Enfal 53). Seçimden önceydi sanırım, terör örgütünün sözcüsü kalabalığa hitap ederken şöyle diyordu; “sana bu sistemi değiştirme fırsatı vermeyeceğiz.” Oysa Allah’ın bu ilahi yasasını bilmiyor.

Selam ve dua talebiyle.

Muhittin Kandırmaz