DOĞU VE BATI ÜZERİNE BİR KAÇ KELAM

Hayatın içerisinde Doğu ve Batı denildiğinde ilk akla gelen yön ve istikamet olarak Doğu ve Batı’dır. “Ne tarafa gidiyorsun?” “Doğu istikametine.” “Hangi yönden geliyorsun?” “Batı’dan.” Bu soru cevaplarda anlatılan Doğu ve Batı sosyal, siyasi ve kültürel hiçbir mana içermeyen normal bir tanımlamadır. Doğu ve Batı’nın bir de coğrafi yer ve iklim açısından manası vardır. Coğrafya ve iklim olarak Doğu denildiğinde genellikle “dağlık ve soğuk” akla gelir. Batı denildiğinde de daha çok “düzlükler ve ılıman iklim” gelir. Tabi bu tanımlama Ülkemiz içindir. Tüm Dünya genelinde Doğu ve Batı denildiğinde, Batı’nın da soğuk ve dağlık yerleri vardır.
Bu yazıda Doğu ve Batı hakkında görüş ve düşüncelerimizi anlatacağız. Ancak, Doğu ve Batı ne yön, ne de coğrafya ve iklim olarak ele alınacaktır. Doğu ve Batı sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi bakımdan mercek altına alınacaktır.
Bu noktadan itibaren, Doğu ve Batı derken artık toplumları kastediyoruz. Doğu toplumlarından kasıt, Asya ve Afrika toplumlarıdır. Batı derken maksat, Avrupa ve Amerika toplumlardır. Elbette, tüm Avrupa ve Amerika toplumları yeknesak ve aynı gelişmiş düzeyinde olmadığı gibi, tüm Asya ve Afrika toplumları da aynı özelliklere sahip değildir. Ancak genel olarak bir fikir verecek ve birbirine yakın olabilecek özelliklere sahiptirler.

Bu açıklayıcı bilgiden sonra gelelim Doğu ve Batı hakkında birkaç kelam etmeye:
Doğu, sosyal açıdan “içtenlik ve samimiyet” demektir. Ekonomi bakımından “fakirlik ve zaruret” demektir. Kültürel bakımdan “az okuma ve daha çok boş vakit geçirme” demektir. Siyasi açıdan da “tepeden aşağıya (dikey) yönetim ve az demokrasi” manasına gelir. Doğu bu şekilde bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır. Peki, Batı nedir? Batı, sosyal açıdan “resmiyet ve menfeatçilik” demektir. Ekonomi açısından “zenginlik ve lüks” manasına gelir. Kültürel bakımdan “çok okuma ve arı gibi çalışma” demektir. Siyasi açıdan da “eşitler arası (yatay) yönetim ve çok demokrasi” anlamına gelir.
Yukarıdaki tespitlerim elbette yüzde yüz doğru değildir. Yalnızca bir genel değerlendirmedir. Batı Ülkesi olup da az demokrasi ile yönetilen de vardır, Doğu Ülkesi olup da tam demokrasi ile yönetilen de olabilir.
Esasında benim Doğu ve Batı hakkında söyleyeceğim sözler ve dikkat çekeceğim hususlar bunlar da değil. Ben bu yazıda asıl şu hususlara dikkat çekmek istiyorum.
Batılılar Doğu Ülkelerindeki insanlara nasıl bakıyor? Doğu Ülkelerindeki insanlar Batılılara ne gözle bakıyor? İşte bu hususlarda birkaç kelam eylemek isterim.
Batılılar (Avrupalılar), Doğululara (Afrikalılar ve Asyalılara) tepeden ve küçümseyerek bakarlar. Kendilerini üstün ırk olarak görürler. Doğu’nun yani Asya ve Afrika’nın insanına “ehilleştirilmesi ve medeniyete kavuşturulması” gereken birer zavallı yaratıklar gözüyle bakıyorlar. Batılılar bunun için enstitü ve araştırma merkezleri dahi kurdular. Hatta bu hususta kitaplar yayınladılar. Oryantalizm dedikleri fikir akımı Doğululara temelde bu açılardan bakar. Ve başka bir temel ve başka bir maksat daha vardır. O da Doğu’nun yeraltı ve yer üstü zenginliklerini sömürmektir. Buna göre Oryantalizm temelde 3 maksada hizmet eder: 1- Batılıların üstün ırk olduğunu zihinlere yerleştirmek. 2- Doğuluları ehlileştirip kendilerine hizmet edecek teba haline getirmek. 3- Doğu’nun yer altı ve yer üstü kaynaklarını talan etmek ve Batı’ya kaçırmak.
Doğulular (Asya ve Afrikalılar) Batılılara imrenerek ve kendilerinden farklı ve daha üstün olduğunu düşünerek bakıyorlar. Doğulularda bu hususta bir kompleks var. Tabi, bu kompleks her Doğulu’da mevcut değil. Ancak, birçok Doğulu, Batılı bir adam ve turist gördüğünde olabildiğince ilgi ve yakınlık gösterir. Tabi bu yakınlık bir yönüyle de bu komplekse dayandığı gibi, bir yönüyle de Doğuluların misafirperverliklerinden kaynaklanmaktadır.
Bu noktada şunu da hassaten belirtmekistiyorum. Çocukluğumuzdan itibaren “bizden adam olmaz, malın kalitesini ve iyisini Batılılar yapar” gibi bir yanlış mantık da bizim zihinlerimize işletildi. Çocukken telden arabalar yapardık, çeşitli oyuncaklar üretirdik ve ürettiğimiz arabaya ve oyuncak eşyaya Alman Malı diye tanımlamada bulunurduk. Çünkü, “malın iyisini ve kalitelisini Almanlar yapar” şeklinde bir anlayış ruhumuza aşılanmıştı. Doğulularda yani Bizlerde bu bakışın yanında Batılılara karşı nasıl bir tavır hakimdir? Batılılar okuyan ve araştıran insanlardır. Batılılar çalışkan ve üretken insanlardır. Bizler de tam zıttı, ne okuyoruz, ne de araştırıyoruz. Bu bakışın yanında, Batılıların sömürgeci ve talancı olduğuna dair bir anlayış da Doğulular da yaygındır. Ben bir Doğulu olarak Batılıları sömürgeci ve talancı (yağmacı) olarak görüyorum. Halen de Batı Doğu’nun yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmektedir.
Batı ve Doğu üzerine birkaç kelam eylediğim yazımın sonunda şunu hassaten belirtmek istiyorum. Doğu, Batı karşısında belki de 300 yıldır mağlup durumdadır. Doğu ne zamanki sanayi devrimini ıskaladı, Batı karşısında mağlubiyet ve eziklik başladı. Osmanlı’nın Viyana Seferinden sonra, Viyana Kuşatmasından bu yana hep geriledik ve Batı karşısında hep geri çekildik. Doğu’nun Batı karşısında bir zafere ve yeni bir büyük galibiyete ihtiyacı vardır. 1071 yılında tekmeyi vurduk Haçlı’nın böğrüne, 1453 yılında da Haçlı’nın kafasını koparıp attık. Ancak, o 2 zaferden sonra başka büyük ses getirecek bir zaferlere hasret kaldık. Doğu, Batı karşısında bir büyük zaferin umudu ve heyecanı içerisindedir. Olur inşallah. Artık zaferler savaşlardan çok bilim, ticaret, ekonomi, kültür ve medeniyet alanındadır. Doğu, Batı’yı bu alanlarda geçtikten sonra zaten en büyük darbeyi vurmuş demektir.
Doğu ve Batı hakkında kaleme aldığım bu yazıyı Afrikalı bir Devlet Başkanı’nın şu sözleriyle sonlandırıyorum: “Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı.”(Kenya’nın Eski Devlet Başkanı Jomo Kenyata)
Bu sözde açığa çıkan bir gerçek de Batılıların Doğulular üzerinde gerçekleştirdikleri “misyonerlik” çalışmalarıdır. Misyonerlik kılıfı adı altında Doğu sömürülmüştür. Artık onu da bir başka yazıda anlatalım, inşallah.
Ahmet SANDAL