DOĞRULARI SÖYLEYEBİLMELİ BU YÜREK

Otobüs durağında bekleyen bir teyze, durağa yanaşan minibüse sorar;
“Oğlum bu Eminönü’nden geçer mi?”
Şoför; “Yok teyze biz Taksim’e çıkıyoruz.”
Cevabı üzerine teyze; “Tamam oğlum siz gidin ben sizinle gelmeyeceğim.” der.
Bu kıssayı şimdi niye anlattım diye merak edip soracaksınız biliyorum.
Şahısları toplum değil, şahısların topluma kendilerini seçtirdikleri bu seçim sonuçlarlarına bakıyor ve gözlemliyorum.
Her ne kadar istediğimiz ve beklediğimiz sonucu elde ettiysekte toplumu doğrulara yönlendirme yerine hala toplumu yalan ve vaatlerle gruplaştırmak ve taraftar edinme adına, direkt veya indirekt baskılarla ötekileştirme ve tercihlere zorlayan, seçmenin oy düşüklüğü uyarısına rağmen kendine çeki düzen vermeyen bir iktidar görürsem eğer bende teyze gibi;
“Siz gidin, ben sizinle gelmeyeceğim.” diyerek gücün yanlışlarına karşı güçsüzün yanında, doğruyu söylemeye ve haktan yana bir tavırla eleştirilerime devam edeceğim.
Biz nasıl bir topluma dönüştük böyle.
His’leri olanları ya sömürdük, ya da diri diri toprağa gömdük…
Davayı dava(r) diye özümsedik ve acıkınca putlarını yiyen cahiliye toplumları gibi ya da acıkınca yavrusunu fareye benzeten kedi misali maalesef bizde dava(r) gördüğümüz davayı açlığımıza feda (mı) ettik.
Ve biz buna yaşam, his diyoruz öyle mi?
Yaşadığını hisseden var mı sahiden?
Yoksa yaşamak dediğimiz başkalarının egolarına güç vermek, yanlışlarını doğru diye kabullenmek veya kabul ettirtmek ve hayatı ölçüsüz, sınırsız güç zehirlenmesi içerisinde, toplumun taleplerini dikkate almadan, düşüncesizce yaşamak mıdır?
Ya da; doğru yolda her türlü zorluğu göğüslemek yerine hedefe ulaşmak, kazanmak adına her şeyi mubah görme düşüncesizliği midir yaşamak?
Hâlbuki çokta iyi biliyoruz ki; Bize düşen çabadan sonra Yaratana tevekkül etmek ve O’ndan bizim hayır gördüğümüzü, istediğimizi değil, hayırlısını dilemektir.
Kibir kırbacını bir kenara atıp, sözlerimizle değil yaşantımız ve icraatlarımızla beklentilere cevap veren adalet kılıcını kuşanarak adaleti tesis etmek ve liyakati sahibine vermek olmalıdır derdimiz.
Tüm bunları dillendirirken,
…izm sahibi okların hedefinde olduğum hissinde iken bir fıkra geldi aklıma.
Hoşgörünüze sığınarak…
Bir gün kargayla eşek uçağa binmiş.
Uçak havalandıktan sonra karga önündeki servis düğmesine basmış.
Hostes gelmiş ve: “Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz?” diye sormuş.
Karga: “Yok bir şey!” demiş. Hostes sormuş:
“Peki neden düğmeye bastınız o zaman?
Karga: “Hiiiç. İbnelik ettim işte!”
Hostes kızıp gitmiş. Kargayla eşek duruma çok gülmüşler. Birazdan karga yine düğmeye basmış. Hostes gelmiş ve: “Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz? demiş. Karga “Yok bir şey!” demiş.
Hostes sormuş:
“Peki, neden düğmeye bastınız o zaman?
Karga cevaplamış:”Hiiiç. İbnelik ettim işte!”
Hostes yine kızmış ve gitmiş.
Kargayla eşek yine çok gülmüşler.
Bu sefer eşek kendi önündeki düğmeye basmış. Hostes gelmiş ve: “Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz? diye sormuş.
Eşek: “Yok bir şey!” demiş. Hostes sormuş:
“Peki, neden düğmeye bastınız o zaman?
Eşek cevaplamış: “Hiiiç. İbnelik ettim işte!” demiş.
Hostes bu sefer çok kızmış.
Pilotun yanına gitmiş ve durumu anlatmış.
Pilot: “İkisini de atın gitsin!” demiş.
Tüm personel birlik olmuş kargayla eşeği uçaktan aşağı atmışlar. Tabii karga hemen kanat çırpıp uçmaya başlamış. Eşek ise taş gibi düşüyormuş.
Karga seslenmiş: “Eşek kardeş uçsana!”
Eşek: “Eee! Benim kanadım yok ki!” demiş.
Bunun üzerine karga da demiş ki:
“Kardeşim! Madem kanadın yok uçamıyorsun niye ibnelik yapıyorsun?” diyenlere bende diyorum ki;
“Bana kanat olacak, bana kanat gerecek Allahım var yetmez mi? Ben ona güvendim/ güveniyorum ve ona dayandım.”
Lehimize görünen seçim sonuçlarına rağmen;
“Ya Rabbi. Biz acizler bilmeyiz, bilen sensin.
Bu ümmet, bu millet ve ülkem için hayırlısını ver. Bu sonucu da hayırlara vesile kıl” duasıyla…