DİRİLİŞ MUŞTUSU

DİRİLİŞ MUŞTUSU

Ramazan ayının sonlarına gelerek bayrama yaklaştığımız ve Levh-i mahfuzdan yeryüzüne ve oradan da insanın yüreğine inen Kur’an’ın indiği gün olan kadir gecesinin içerisinde bulunduğumuz şu günlerde;

Bu haftaki köşe yazımı, insanın hoşuna gidecek bir usul ve üslup ile bayrama ayırmayı düşünürken son günlerde yaşananlardan dolayı yüreğim ve vicdanım çok ta el vermedi…!

Bayram sevincini yaşayacak bir döneme girerken; Dünyada ve özellikle Orta doğuda devam edegelen bilinçli, koordineli ve sistematik

bir zülüm ve vahşetle, yine buruk bir atmosferde

Dünya ile beraber hiçbir şey olmamış gibi üç maymunu oynayarak, şeker bayramı diyerekten anlamını bile değiştirdiğimiz Ramazan bayramını mı kutlayacağız?

Bugünkü dünyamıza baktığımızda olanları ve yapılmak istenenleri görmemek için kör olmamız gerekir.

Unutmayalım ki! Bayramlar;

Ramazan sonunda nefislerini Allaha karşı

sorumluluk bilincine ulaştırana verilen bir ödül,

bir emek, bir çaba ve bir çalışma sonucu verilen bir istirahat, bir hediyedir. Yüreklerimiz hakikatten kopmuş, enaniyet zincirlerine vurulmuş duygularla, insani fıtratı kaybetmiş bir anlayışla, hayvani ve nefsani bir arzu taşıyarak, bayramı hakettiğimizi düşünerek kutlamalar mı yapacağız?

Bu kafayla hangi vicdanlara bayram ettireceğiz?

Bununla ancak şeytani nefislerimize hizmet ederiz. Maksadımız da bu olmazsın sakın!

Gelin bu bayramda; “Neresinden dönersek kardır hesabı” tövbe ederek varalım manaya

Hak edelim bayramı, bugün olmazsa da yarınlarda…

İşte o zaman ulaşırız bayramların gerçek enginliğine, zenginliğine… diyerekten, bu şuur ve idrak ile tek yürek olalım.

Yeniden dönmek anlamında olan bir bayramı idrak etme bahtiyarlığıyla “Bize kalan Hoş bir seda” sözü gereğince görevi ifa etmiş bir iç huzur mutluluğu içerisinde geçirelim ki;

Çocuklar için bir oyun, bizler içinse haritasız bir yolculuk olan bu hayat tüm değer ve hızıyla devam etsin.

Şu üç günlük dünyada, İmanın ateşten bir kor olduğu bu zamanda, odunları kor ateşiyle yakıp, sıcaklığıyla insanlığa bir nebze de olsa bir fayda sağlayıp yürekleri ısıtan bir insan olmak varken, Yani; kalıcı gerçek/doğru yerine,

Geçici sahte/yalanı tercih etmek,

Akıl karı değil bence! Ya sizce…

Satırlarıma son verirken; Kadrini bildiğimiz Kur’an’ın hayatımıza yön verdiği, ütopikte olsa mazlum ve muhtaçların olmadığı ve paylaşımın, kardeşliğin esas alındığı adil bir coğrafyada, tüm insanlığın adaletle yaşadığı ve merhametle

paylaşımlarda bulunduğu, kardeşlerin “bir vücudun azaları gibi” birbirlerini düşünerek yaşadığı, en önemlisi düşmanlara karşı uyanık, onurlu ve şiddetli olan toplumların uyanışına vesile olması duası ve temennisi ile…

Hayırlı Ramazanlar… Hayırlı Bayramlar…