DİNDE AKLIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER 6 -Uydurmalar ve Yanlış inançlar-

Dinde aklın yerinin olmadığı, aklı kullanmanın şeytan işi olduğu yönündeki hurafeler de sorgulama ve düşünmenin önündeki ciddi engellerden biridir.
Normalde düşünen, aklını kullanan, eğitimli insanların bile din konusuna gelince kendilerine kutsal(!) bir kişilik belirleyip koşulsuzca ona bağlanmaları ve o ne derse doğru kabul etmeleri nasıl açıklanabilir?
Özellikle kişi merkezli dini anlayışlarda, dinin merkezinde şeyh, evliya, gavs, kutup olarak isimlendirilen bir takım şahıslar yer alır. Bu şahısların insanüstü özellikleri olduğuna ve doğaüstü bir takım hadiseleri gerçekleştire- bildiklerine inanılır. Bu şahıslara tam bağlılık esastır. Onlara soru sormak ya da itiraz etmek bir tarafa, onların huzurundan çıkıp giderken geri geri gidilir, onlara arka dönülmez, ibadet ederken onların suretleri göz önüne getirilir. Onlara tam bağlılık gösteren ve hizmet eden kişilerin derece derece yükseleceklerine inanılır. İşte böyle bir anlayış için akıl kötüdür, yoldan çıkarıcıdır.
Çünkü aklını kullanan, okuyan, düşünen kişiler; şahısları yüceltmeye dayanan ve onlara mutlak itaati esas alan anlayışları uzun süre benimseyemez.
Bunların dışında, genel bir kanaat olarak aklı ve dini birbirine alternatif olarak gören insanlar azımsanmayacak kadar çoktur. Dindar olup da böyle düşünenlere şunu sormak gerekir:
Akıl da vahiy de Allah kaynaklıdır, nasıl birbiriyle çelişebilir? Tabii ki akıl derken, insanların menfaatleri doğrultusunda edindikleri keyfi görüşlerini kastetmiyorum.
Elbette ki aklı tek kılavuz olarak kabul etmeyi de kastetmiyorum. Çünkü herkesin bildiği gibi, insanın zaafları, menfaatleri, ahlaki dejenerasyonu aklını kullanmasını da kötü bir şekilde etkileyebilir. Ya da insan, aklıyla karar verdiği bazı konularda emin olamayabilir.
İyilik yaptığı birinden kötülük görünce, yaptığı şeyin doğruluğunu sorgular hale gelebilir.
Ama zaten vahiy de bunun için vardır.
İyi, doğru şeylerden emin olalım, onları kimse zaafları ve menfaatleri doğrultusunda değiştiremesin, ne yaşarsak yaşayalım doğruluktan vazgeçmeyelim ve bu konuda sapasağlam tutunduğumuz bir kulp olsun diye…
Dindar olmayıp böyle düşünenlere; yani dini, akıldışı olarak gördükleri için ona mesafeli yaklaşanlara ise şunları sormak gerekir:
Ne kadar araştırdınız?
Örneğin Kuranı ne kadar biliyorsunuz?
Bilmeden körü körüne kabul etmekle,
bilmeden körü körüne reddetmek arasında
bir fark var mıdır?
Akıldışı olarak gördüğünüz, gericilik olarak nitelediğiniz şeylerin ne kadarı gerçekten Kurana
dayanıyor? Dindarları, dincileri eleştiriyorsunuz. Oysaki onlara mutlak bir güveniniz var.
Çünkü dinin, onların anlattığı gibi olduğuna inanıyorsunuz. Hiç onlardan bazılarının yanılmış olabileceğini düşünmüyorsunuz.
Kuran’ın aklı kullanmaya, düşünmeye ve sorgulamaya bakışını ortaya koyan şu ayet ne güzel ifade etmiştir.
“Şüphesiz, Allah katında, yeryüzünde hareket eden canlıların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir” Enfal 22
“O Allah ki; akıllarını kullanmayanların üzerine bir pislik yerleştirir” Yunus 100
Bu ayetler çerçevesinde düşündüğümüzde, “Kur’an akla uygundur” ya da “onda aklı kullanmak kötülenmez” sözlerinin yetersiz kaldığını görüyoruz. Çünkü Kur’an’da aklı kullanmak emredilmiştir, farz kılınmıştır.(ALINTI)