DİNDE AKLIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER 5 -Kutsal korku-

Ruhani-puslu ortamların, özel bir takım giysi, duruş ve tepkilerin insanları büyülemesi, sorgulamaktan korkar hale getirmesi…
Din; doğru bilgi, ahlak ve davranıştan ziyade, yalnızca bir etkilenim olarak algılandığında; aklı devre dışı bırakmak kaçınılmaz olmaktadır.
Din denilince genellikle ruhani atmosferler, duygusallık, anlaşılmaz-belirsiz puslu sözler, korku, kutsallık hissi, sorgulanamayan, dokunulamayan, tabulaştırılan konular vs. akla gelir. Bütün bunlar için, aklı kullanmak, düşünmek, sorgulamak değil; hissetmek ve etkilenmek yani bir nevi büyülenmek gerekir.
Ortamın ruhaniliği, din konusunda konuşan kişilerin özel giysileri, ses tonu, oturuş şekli, diğer insanların onlara inanılmaz bir saygı göstermesi; bu büyüleyici atmosfer, insanları etkileyen, bir taraftan da korkutan önemli bir unsurdur.
Böyle bir ortamda, yapılan ya da söylenen herhangi bir şeyi sorgulamak, bütün bu büyüyü bozacağı için hoş karşılanmaz, ayrıca bundan korkulur da.
Çünkü din, doğru bir yaşam şeklinden ziyade; gizemli, sırlı, büyülü, anlaşılmaz hisler, düşünceler, eylemler olarak algılanır olmuştur.
Bu algıda ise akla yer yoktur.
Oysa din, bu anlaşılmaz şeyleri hissetmek ya da onlar üzerinde kısır döngü konuşmalar yapmak değildir.
Din insanların kafalarını bulandırmak için değil; kafalarını açmak, netleştirmek, doğruyla yanlışı daha net ayırt edebilmelerini sağlamak, onlara doğru bir yaşam şekli sunmak, toplumlara barışı, adaleti, huzuru egemen kılmak için vardır.
Din konusunda söylenen sözler; etkileyici olup olmamasından ziyade, doğru bir bilgiye, sağlam kanıtlara dayanıyor mu, doğru bir yaşam şekli sunuyor mu, insanlara barışı, adaleti, huzuru getiriyor mu diye sorulmalıdır.
Herhangi bir dini ayinde, oluşan ruhani atmosferden etkilenip, yapılanları hiç sorgulamadan doğru kabul etmek…
Eğer bu kabulleniş bir delile dayanmıyorsa,
bu apaçık bir büyülenmedir.
Hinduizm’den Hıristiyanlığa kadar bütün dinlerin ayinlerinde ruhani bir atmosfer vardır.
Allah’tan başka birine tapıldığında dahi…
Çünkü özellikle kişi merkezli dini anlayışlar, gücünü doğruluktan değil; gizemden, ruhanilikten, etkileyicilikten alır. Hatta insanların bu zaafını bilen pazarlamacılar, reklamlarda benzeri bir yöntem kullanırlar. Satmak istedikleri eşyaların yanına, insanları etkileyen, büyüleyen bir takım unsurlar yerleştirirler ki, otomatikman onlarda satılan eşyaya karşı olumlu hisler oluşsun.
Reklamların çoğu, insanların aklına değil hislerine hitap eder. Etkileyicilik ön plandadır.
Çünkü insanlar etkilendiklerinde yani büyülendiklerinde soru soramazlar, nedenini bilmedikleri olumlu hisler yaşarlar ancak bu hisler çoğunlukla aldatıcıdır
-Metafiziksel korkular-
İnsanlar din konusunda konuşmaktan, yorum yapmaktan, soru sormaktan korkmaktadır.
Hatta bu korku, Kuran okumak konusunda da gerçekleşmektedir. Ne olur ne olmaz, çarpılırız, hiç dokunmayalım anlayışı,
Kuran’a değer vermekten çok bu onu tabulaştırmaktan kaynaklanan bir durumdur.
İlkellerdeki totem, tabu, fetiş gibi inançların benzerleri, hangi dinden olursa olsun pek çok insanı etkiliyor. Özellikle kutsallaştırılan bazı nesnelerde, bu dünyadan olmayan bir mânâ, bir ruh olduğuna inanılması; onların insanları doğaüstü bir şekilde koruyacağına ya da zarar vereceğine dair inanç bunu göstermektedir.
Hatta kendini dindar olarak tanımlamayanlarda bile birtakım eşyaların, sayıların, mekanların uğurlu veya uğursuz kabul edilmesi bir fetişizm örneği olarak kabul edilebilir.
Kuran’a fetiş muamelesi yapmamak gerekir. Kutsal olan, Kuran’ın kağıdı ve mürekkebi değil, mesajıdır. Çünkü mesajı, İnsanlara doğru bir yaşam sürmeleri için kılavuzluk yaparken; toplumlara barış ve adaletin gerçekleşmesinin yollarını gösterir.
Dini kullanarak insanları sömürenleri ve onlara zulmedenleri durduracak olan belki de tek şey, onun mesajıdır. Ama ne yazık ki, onun kağıdına ve mürekkebine, mesajından daha çok önem veriliyor. Kılıflara konup duvarlara asılıyor, belden aşağı tutulmuyor, abdest almadan dokunulmuyor. Okunuyor, ezberleniyor ama bir cümlesi bile anlaşılmıyor. Cümlelerin manası değil, onları seslendirirken çıkan ses kutsallaştırılıyor.

Eğer onun mesajı önemsenseydi, anlamına değer verilirdi. Duvarlarda değil masalarda tutulur, çantalarda taşınırdı. Bir başucu kitabı haline getirilirdi. Gerektiğinde altı çizilir, yanına notlar alınır, çok okunmaktan kenarları yıpranırdı belki ama hayatın içinde olurdu. Böyle olsaydı eğer, insanlar Kuran’dan değil, yanlış-kötü şeyler yapmaktan korkarlardı. . (ALINTI)