DİL BAŞKA, YÜREK BAŞKA?

 

DİL BAŞKA, YÜREK BAŞKA?

Ey iman edenler!

Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? (Niçin bir türlü söylüyor, başka türlü yapıyorsunuz) Allah katında en nefret edilen şey, yapmayacağınız şeyi söylemenizdir.

Saf: 2-3

Güneşin yüzünü bir gösterip sevindirdiği, bir bulutların arkasında kaybolduğu gibi, öyle bir hale getirildi ki insanlar; dili bir başka, yüreği bir başka söyler oldu.

Şeytani bu cürümleri işlerken de; kemik bulundurmayan dilin kıvrak hareketleriyle hep mazeretlere sığınarak tüm bu yaptıklarını süsleyip tatlı ve masum kılmaya çalıştılar. Maslahat, takkiye, siyaset… gibi kavramların içini boşaltarak, arkasına sığınarak çevirebildiği kadar çevirdi dili, dilin çıkardığı sözcükleri…

İstediler ki sen, onlara; gevşek davranasın/yağcılık edesin de onlar da sana yumuşaklık göstersin/yağcılık etsinler. Kalem:9söyleminin zirvede yaşandığıböylesi Kirli dünya değil, kirli insanların el üstünde tutulduğu şu zamanda sizleri aşağıdaki kısa ile baş başa bırakıyorum. Buyurun ibret almaya…

Muhakkak ki biz, Onları da imtihan ettik.

Nasıl ki o bağ sahiplerini bir belâ ile imtihan ettiğimiz gibi. Hani o bağ sahipleri, sabah olunca bağın meyvelerini devşireceklerine yemin etmişlerdi.

Bir istisnada da bulunmuyorlardı.

Derken onlar uykuda iken o bostanın üzerine Rabbin tarafından bir azap (bela) dolaşıverdi. Sonunda bahçe kökünden kuruyup kapkara kesildi.  Sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin ve sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.

Yoksulu engellemeye güçleri yeter halde, sabah erkenden gittiler. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız, herhalde yanlış gelmişiz!” dediler.

Çok geçmeden işi anlayınca: “Hayır! dediler, Bizler felakete uğramış, mahrumlarız.”

İçlerinde Mutedil olan biri dedi ki: “Ben size dememiş miydim? Allah’ı Teşbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?”

Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler. Sonra birbirlerine dönüp kendilerini kınamaya, suçlamaya başladılar ve dediler ki: «Yazıklar olsun bizlere. Şüphe yok ki biz haddi tecavüz etmişler olduk.

Umulur ki Rabbimiz bize ondan daha hayırlısını bedel olarak verir, şüphe yok ki biz teveccüh edip Rabbimizin affını rica edenleriz.»

İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler. Kalem:17-33
Evet! Tüm Siyasetçiler, Politikacılar, Bürokratlar, Askerler ve Mal ve mülk sahipleri… vskeşke bilseler tüm kazanımlarını ve mevkilerini bu milletin sayesinde Allah’ın lütfu olarak elde ettiklerini. Ah bir bilseler!

Sömürgecilerin uyguladıkları ötekileştirici, küçümseyici, zalimane tavırların aynılarını, kendi insanımıza uygulamaktan bir vazgeçebilseler..

Bu Millet; dillendirdiğiniz mazeretlere bakmaksızın sizlere her istediğinizi ve her söylediğinizi yaptı ve görevini ihya etti.

Artık isteme hakkınızın kalmadığını ve vadettiklerinizi gerçekleştirme zamanınız geldi. Artık; Alma değil verme zamanı.

Yani Sözün eyleme dönüşme günüdür bugün.

Yok! Eğer, Bağ sahipleri gibi kendinizi müstağni görür, istisnada bulunmadan gücünüze ve iktidarınıza güvenerek; bu milletin hakkını vermemezlik edecek olursanız sonucun ne olacağını söylemeye hacet yoktur zaten.

Gelin! Adalet ve liyakate dayalı bir dünya için elele vererek Rabbimizin şanını yüceltelim.

Günahlarımıza da tövbe ederek huzur bulalım.