DAL mı KAVUK mu?

Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenler kursunlar diye- oranın suçlu günahkârları kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun farkına varmazlar. Enam 123

Bir siyahlığa ittiler gözlerimi!

Ölümü arsız gözler ile gördüm.

Gölgemi alıp ardıma durdum ve yürüdüm.

Her yer toz, duman.Ne yapsam , ne desem sanık gölgemdi; yitsem, dağılsam,ölüp savrulsam tanık gölgemdi….dayan beynim, yüreğim dayan ama…

Tükeninceye kadar dayan!

Ten bedende de, belli ki tenimin rengini yitireceğim ve hayat yitirecek rengini, yüzümün sustuğu yerde…

Adalet ve Liyakate tarif arıyordum.

Adalet; Doğrularla kuşanan vicdanın, Nefsin haksız taleplerine karşı savaşa tutuştuğu ve vicdanının nefse karşı çıkardığı ses,

Liyakat ise; Memnun etmek için veya laf olsun diye soytarılık yapmak değil, doğrular ve iyi niyetlerle hak edene hak ettiğini arz / ricayla vermektir.

“Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtar ve rahmetinle bizim için koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaranların bulunduğu bu yolcu hanında…

Adalet ve adaletin tesisi için liyakati tesis etmek mi?

Büyük ineklerin sağılması ve sağlamların hastaları ziyaret etmesi gereken yerde yavru ineklerin sağıldığı ve hastaların sağları ziyarete akın ettiği, kuru nehir kenarında ki dünya bahçesinin bulunduğu bir yerde…

Her türlü dalavere, yalan-dolan, rüşvet ve hilelerle; halkın canına ve malına kastedildiği, fakirlerin zenginlerin kapısına mahkûm edildiği, adalet ve insaftan yoksun vicdanlarla hak etmeyenlere makam ve mevkiinin verildiği bir dünya…

Adalet ve Liyakat beklemek öyle mi?

 

Eski devirde paşanın biri, dalkavuğunun zekâsını misafirlerine göstermek için huzuruna çağırır; sonra da patlıcanı methetmeye başlar. Hiçbir sebzenin bu kadar çeşitli yemeği olmadığını, hepsinin ayrı lezzette bulunduğunu, her yemeğin kendisine göre olan güzelliğini birer birer sayarken, dalkavuk da aynen iştirak ile Paşa’yı teyit eder dururmuş.

Aradan bir çay faslı geçtikten sonra,

Paşa, sözü yine yemekten açarak patlıcana getirmiş ve bu defa patlıcanın şeklinin biçimsizliğinden, çekirdeğinden bahsedip, hatta “acı patlıcanı kırağı çalmaz“ darb-ı meselini öne sürerek, “Böyle bir söz hangi sebze için söylenmiştir? Doğrusu hiç hoşlandığım şey değildir!” diyerek, patlıcanın aleyhinde söze devam etmiş. Dalkavuk da: “Doğrudur efendim, hakikaten bir kere acısına tesadüf ederseniz, ömrünüzde bir daha patlıcan yemezsiniz” gibi saçma sapan sözler söylemeye başlayınca, Paşa birden kızıp: “Yarım saat evvel patlıcanı methettim, iştirak ettiniz; şimdi beğenmediğimi söylüyorum, yine beni tasdik ediyorsunuz. Bu ne biçim mizaçtır, nasıl karakterdir?” deyince, dalkavuk hemen şu cevabı vermiş:

“Paşam! Ben zât-ı âlinizin dalkavuğuyum, patlıcanın değil!“

Adaletin tesisi için, Liyakatin ne derece elzem olduğunu hatırlatması bakımından bu misalin bizlere; bir değil birçokşeyi hatırlatması umudu ve dileğiyle…

Yalakasız(Yalamasız)doğru bir hayatın/mız olsun.