BU DA GEÇER Mİ?

Hani geçmişlerde bir misal anlatılır; Bir dervişin seyahat sırasında bir köye yolu düşer ve kendisini misafir edecek birilerini ararken köyün ağası buyur eder. Ağa elinden gelen tüm hizmeti derviş için yapar. Sabah olup derviş ayrılırken ağaya ‘misafire neden kendisinin hizmet ettiğini’ sorar, ağa da ‘aldırma bu da geçer’ der. Aradan bir hayli zaman geçer, dervişin yolu yine o köye düşer ve ağayı sorar. Ağa iflas etmiş ve başka bir ağanın yanında kahyalık yapmaktadır. Dervişi görünce yine misafir eder, elinden gelen ikramı yapar. Derviş ayrılırken, ‘ağam sen de çok bahtsızmışsın’ der. Ağa yine ‘aldırma bu da geçer’ der. Aradan bir hayli uzun zaman geçtikten sonra dervişin yolu yine aynı köye düşer. Gelir kendisini daha önce misafir eden ağayı bulur. Ağa tekrar ağalığına dönmüştür, kahyalık yaptığı ağa ölmüş ve bütün mal varlığını bizim ağaya bırakmıştır. Yine dervişi misafir eder, izzet ikramda kusur etmez. Derviş ayrılırken yine ağaya, ‘ne şanslı adammışsın’ der. Ağa dervişe yine aynı cevabı verir ‘aldırma bu da geçer.’ Üç beş yıl sonra dervişin yolu tekrar aynı köye düşer fakat ağayı arar bulamaz. Ağa ölmüştür. Mezarının yerini sorar, ‘karşı tepedeki ağacın altında’ derler. Derviş vefanın gereği olarak gelir mezarın başına. O da ne! mezar taşında ‘ALDIRMA DERVİŞ, BU DA GEÇER.’ yazılıdır. Geçen geçmiştir yapacak bir şey yoktur. Duasını eder ve gider.

Gelelim bize… Biz ne yapıyoruz? Dün küçücük evlerimiz kocaman yüreğimiz vardı. O küçük evlerimizde hemen hemen misafirsiz günümüz olmazdı. Bir kap yemeğimizi arkadaşlarımız ve dostlarımızla bölüşürdük. İyi kötü bir arabamız olurdu, kime lazım olursa alır giderdi. Konferansları takip eder, üç beş arkadaş beraber gider dinlerdik. Bu programların afişlerini asardık yer yer. Kim hasta, kim ihtiyaç sahibi, kimin cenazesi var, kimin düğünü var gözlerdik. Kısacası beraber ağlar, beraber gülerdik. Ya bu gün… Bir yanımızda dünyalıklar bir yanımızda inancımız. Bir yanımız gülerken bir yanımız ağlıyor. Bir yanda bizi Allah yolundan alıkoyan şeyler diğer yanda iman ettiğimizi iddia ettiğimiz ahiretimiz. Acaba başımıza gelen hangi olaya ‘bu da geçer ya hu’ diyebiliyoruz. Genelde hep ana mahkum oluyoruz. Oysa Allah yarını yaratmadı. Şöyle bir geçmişimize baktığımızda ‘keşke şunları yapmasaydım, keşke şunlar olmasaydı’ ya da ‘iyi ki yapmışım, iyi ki böyle olmuş’ dediğimizi hatırlayalım. Olumlu mu daha çok yoksa olumsuz mu? Daha ne zaman geçmişteki hatalarımızdan dolayı bir daha dönmemek üzere tevbe edeceğiz? ‘Yarın tevbe ederim’ fikri bize şeytanın fısıldamadı olmasın. Bazen mezarlıklara gezmeye gideriz, orda her yaştan insanın yattığını görürüz. Emin olun onlarla konuşma imkanınız olsa ‘hepsinin işi vardır daha’ ve hiç biri ölümü beklemiyordu. Biraz elimizi çabuk tutmanız gerekiyor sanırım, yoksa cennete geç kalabiliriz.

“Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.” (Münâfikûn 63:9)

Selam, dua ve dua talebiyle..