BİZE YALAN SÖYLEDİLER

Allah; Pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. Yunus 100

Bize yalan söylediler. Doğru budur deyip içine binlerce yalan soktular. Okursan anlamadığın dilde okumalısın, o cennet dilidir dediler.

Türkçe okursan anlamı bozulur dediler. Kendileri ise hiç okumadılar, hiç anlamadılar, bilmediler.

Allah yeminler edip kitabın anlaşılmasını kolaylaştırdığını ayet ayet haykırırken, din namına eksiksiz derken, kendini açıklar derken, bundan sorulacaksınız derken, ayetlerden yüz çevirenler yanlış yoldadır derken hiç dönüp bakmadılar.

Ya anlamadıkları dilde ezberlediler, ya duvara astılar, ya da ölülere okudular.

 

Bize yalan söylediler. Peygamberi seviyorsan şu sözlere de uyacaksın dediler. Kitabın yanına başka başka sözler eklediler.

Bir katile dönüştürdüler. Ressamlara düşman ettiler. Her fırsatta cinsellik anlatan bir adam haline getirdiler. Kadın düşmanı yaptılar.

Peygamberin hadisi deyip yalanları elçinin sözü yaptılar. Dokuz eşle bir gecede halvete soktular. Dokuz yaşında kızla evlendirdiler. Asıl kendileri peygamberi hiç bilmediler, sevmediler.

Hep iftira ettiler de sonra biz ona uyarız dediler.

 

Bize yalan söylediler. Allah “Resulü destekleyin” derken onlar günde yüz defa salavat çekeceksin dediler. Ne destekleyenlerle peygamberin davasını desteklediler, ne peygambere uyup Allah’tan gelene sarıldılar, Peygamberi ve davasını değil, kendilerini düşünüp, salavatla kendi seslerini Allah’a değil peygambere ulaştırmayı umdular, sandılar, zannettiler. Kendileri peygamberi ve dinini hiç desteklemediler. Konuşmak bile istemediler. Oturup boncuktan tesbihlere sarıldılar.

 

Bize yalan söylediler. Peygamberden şefaat dediler. Yetmedi sahabeden şefaat, ehli beytten şefaat dediler. Yetmedi dedelerden, âlimlerden, hatta tağut zalimlerden şefaat dediler.

Yetmedi hocaefendilerinden, cemaatlerinden şefaat dediler. Yetmedi yatırlardan, mezarlardan beklediler. Şefaatin tümünün sahibinin Allah olduğunu hiç görmediler. Şefaati O’ndan hiç beklemediler!

 

Bize yalan söylediler. Mehdi gelecek, İsa inecek dediler. Kendi sapkın âlimlerini İsa, kendi hocaefendilerini, kendi şeyhlerini mehdi ilan ettiler. Yetmedi peygamberi Allah’a eşit saydılar. Yetmedi kendi imamları için Allah’ta vücut buldu dediler. Kendilerini nasıl affettirecekler!

 

Bize yalan söylediler. Kendi mallarını kaybetmemek için “en büyük günah kul hakkıdır” derken ne yetimi doyurdular, ne yemedikleri kul hakkı bıraktılar. Affedilmeyecek tek günahın “tövbe edilmemiş şirk” olduğunu hiç bilmediler.

Dayanamayıp su içen on iki yaşında çocuğa 61 gün oruç dayattılar. Bütün gün ahlarla vahlarla sözde oruç tutup, iftar sofrasında yetimi unutup birbirlerine ziyafetler çekip, tıka basa doydular.

 

Bize yalan söylediler. Vergi memurlarıymış gibi kırkta birdir dediler. Mallarını mülklerini ayırıp, hülle üstüne hülleler kurup, bunlar dâhil değil dediler. İhtiyaçlarının fazlasını vereceklerine, sandıklara yığıp biriktirdiler. Kuzu kapamalar midelerine hazımsızlık yaparken iki torba bulgurla fakiri sözde sevindirip, üstüne bir de böbürlendiler.

 

Bize yalan söylediler. O kadar çok yalan söylediler ki, şu yazıya sığdırmak ne kelime…

Şimdi; Bizdoğruları haykırıp derin uykularını böldüğümüz için sinirleniyorlar ama olsun…

Onlar bilerek ya da bilmeyerek bizlere yalan söylemeye devam etseler de biz yine de doğruları söyleyemeye devam edeceğiz!  (Alıntı)