BEN DEĞİŞMEDİKÇE…

Gerçek şu ki; Bir kavim kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez.    Rad:11

Gecenin 1’i dedin mi?Ah… Düşünce.

Sarsıyor bedenimi, benliğimi korku; Ta… İçte.

Sarsıyor beni gece; Korkuyorum.

Karanlıktan mı? Yoksayalanlardan mı?

Hayır! Belki de apaydın,aşikargerçeklerden.

Zan ve hayal dünyasında burnumuzundibinde göremediğimiz reellerse ayaklarımızın ucunda…düşünceli ruh halinde, gecenin koyu mavi derinliğini sabahın soluduğu güneş ışınlarınınaydınlattığı sabahlarda bulmuşum kendimi.

Yumdum uykusuzluktan şişmiş ve kızarmış gözlerimi ve kıtlık yaşamış aç gibi doldurdum ağzımı ağza alınmayacak sözlerle…

Savurdum cümleleri ulu orta yerde cümleye…Alsın götürsün rüzgâr götürebildiği yere…

Ya meltem olup essin, serinletsin bağrı ve yüreği yanıkların üstünü ya da kök söktüren fırtına, kasırgalara dönüşsün kötülerin, şer’in üstüne…

Diyeceksiniz bu ne şiddet, bu ne celal?

Doğru da! Aciz ve cahil olan ben ne yapayım?

Şu lanet okuduğum Şeytan yine sinir etti beni. bir ton sövdüm,küfrettim…Öyle bir şeytan ki bu,kendine küfrettirerek te olsa yine insanı oyununa alet ediyor maalesef…

Şeytanların bol olduğu ve iblislerin cirit oynattığı bu aldatıcı dünyada; doğru ve orijinal yerine; sahte, taklit ve göstermeliklerin rövanşta olduğu bu kaygan zeminde ayakta ve dik durmanın ne zor olduğunu anlamışsınızdır sanırım.

Bir arkadaşın harbi olma ve dobra dobra doğruları söyleme babında “Ben kitabı ortasından okuyorum arkadaş. Başını sonunu bilmem.” deyimine binaen hesap yapmadan ve sonucu düşünmeden bende diyorum ki;

Akıl değil ahlak eksikliğinin cehaletinde olan bir toplumda; “Ye kürküm ye.”anlayışıyla makam ve kurumları işgal eden şahsiyetlerin hizmet değil, bürokrasi ve resmiyeti kullanarak, korumacı kanun zırhına bürünerek sınıf oluşturma, tahakküm gayretlerini görünce “ daha çok yol almamız gerekiyor.” diye düşünmeden edemiyor insan. Bu memuriyet anlayışındaki toplumlarda ahlak ve erdeminerozyona uğrayıpdejerne olmaması mümkün değildir.

Makam ve görevlerin anlayışlarıyla beraber isimleri bile değişti ne yazık ki.

Bizler bu toplumda sosyal devlet gereği adalet ve sevgiyi yeşertmek istiyorsak; içinde adam olmayan elbiselerden ibaret kütükler değil, üstünde elbisesi olmayan aklı başında, “Halka hizmeti Hak’ka hizmet“ gören aklıselim, işin ehli ve devlet terbiyesinden çok aile terbiyesi ile yetişmiş ahlaklı ve merhametli kişilerle yol almamız gerekir.

Eskiden; Personeli ile ilgilenen, halk diliyle konuşan ve işle beraber iş arkadaşlarını, sorunlarıyla idare etmesini bilen İdareciler vardı.

Şimdi Yalakalığı meziyet görüp koltuğa gömülen, işgal ettiği makamla böbürlenip giyimiyle caka satan, resmiyet diliyle emir vermekten başka bir şey bilmeyen ve çalışanını şahsi hizmetlisi gibi gören, varlığı değil ismi olan Müdürler var.

Eskiden; Kullandığı aracın huyunu iyi bilen, arızalandığı zaman kimseyi yolda koymadan aracı tamir eden ve aracını bir bebek gibi koruyan ve kollayan Şoförler vardı.

Şimdi Aracını yalnızca hız kutusu olarak gören, arızalandığı zaman bırakın tamir etmeyi, halden anlamadığı gibi değer vermeyen Sürücüler var.

Eskiden; Emeğinin hakkını, çalmadan, alın teri dökerek vermeye gayret eden Emekçiler vardı.

Şimdi Sayısal bir varlık teşkil etmekten öteye geçmeyen, rakamlar üzerinden para hesabı dışında bir değer bilmeyen Elemanlar var.

Var da var ve bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Bu zihniyet ve düşünceyle…

Musibet,musibet diye bağıranlara.

Varınca musibet!Âlem niçin bağırıp çağırmada?

Yani ettiğini bulunca sızlayan şu insanın kaleme söz hakkı verdiği gibi ehil şahsiyetlere de yer ve değer vermesi gerekmez mi?

Allah aşkına söyleyin!..

Artık bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu?