BEM (in) BEYAZ’lığı

Bugünlerde hem başım hem de biraz sırtım ağrıyor. Kafamdaki düşüncelerde tuhaf!

Onlarında bir ağrısı var sanki. Açık yazayım desem saçmalıyorum, bir türlü beceremiyorum.

Yazdığımdan beri kendimi iki kat yaşlı hissediyorum

Uykumun bedenime kollarını ahtapot gibi sardığını hisseden hissim, kendimi uykunun sevgili kollarına bırakmamın iyi olacağını, fena olmayacağını söylüyor…

Bu esnada dışarda çaktırmadan gökyüzünden düşen kar taneleri betonla ve yeryüzüyle sevişiyor. Bazen çılgınlar gibi sevişirken, savrulurken bazen yumuşak öpücükler kondurmakla yetiniyor…

Güvercinlerin kar taneleri altında, zevkten mi? Acıdan mı? Belli olmayan kanat çırpışları, bir bayram sevincinin dansını mı? Bir hüzne yakılan ağıt mı? Anlayamadım…

Aslında, İnsan neyi anlamlandırmak istiyorsa onu yansıtıyor olaya…

Gariban güvercin, uçuyor işte, ne matem düşünüyordur ne de sevinç, uçuyor işte…

Gariban dedim de, ona takıldım şimdi… Bunu da ben anlamlandırdım aslında… Kendi iç âlemimin yansıması bir nevi. Gariban olduğunu ne bileyim. Ama öyle görmek istedim veya öyle baktım…

Demek ki; gariban olan benmişim, hüzne mi, sevince mi kapılacağını şaşıranda benmişim…

Güvercini izlerken, kendi izdüşümümü izledim aslında. Yani o kanat çırpınışları benim feryadımı, özgürce kar buseleri altında uçması da benim sevincimi, özlemimi anlatıyordu bana.

Eğer öyle olmamış olsaydı, ben bu sonuca varır mıydım? Varmazdım galiba.

Ne yazacağımı bilemeyip, kaleme bakmış bir halde afallarken, soğuk betona düşen narin kar tanelerini tekrar seyre dalmışım.

Sanki bir şeyler anımsatmak ister gibi, nazlı, narin ve yavaş yavaş usulca yere düşüyor her bir kar tanesi… Sonra yerin sıcaklığında eriyişi…

Ölümü hatırladım ilkin, Onca güzelliğine, çekiciliğine rağmen, insanların kar taneleri gibi mezara doğru akmasını…

Sonra vuslatı… Evet, mutlu sonu, yani mutluluğun romanlardaki gibi sonunda gizlendiği yerden çıkıp geldiğini…

Kar tanelerinin yeryüzünde birleşmesiyle içlerinde, altlarında, yüreklerinde oluşan sıcaklığı…

(Yolun bitiminde vuslat var ve her yolun bitimi var).

Kar tanelerinin beyazlığında gördüm ‘bem’ in beyazı daha bir temizlediğini, arınmışlığı, duruluk ve sadeliğini…

Evet, ‘bem’ in ‘Beyaz’ı bembeyaz ettiğini gördüm…

Ve nefretin; Beyazlığı-bembeyazlığı örtmek için ‘Sim’i ‘siyah’ islere katarak gökyüzüne yükselme çabasını gördüm durmadan…

Oysa gök beyazlarladır ve ondan öte ‘bem’lerledir.

Rengini denizden alır, deniz rengini gökten…

Asıl olan, asıl kalan, bütünleşen kar tanelerinin erimesinden oluşan dinginlik, duruluk, sadeliktir…

Renksizliktir asıl olan, gök gibi, deniz gibi…

Tekâmül yolunda beyazlık, sonra ‘bem’ lik, sonra bembeyazlık…

İkmal zirvesinde yine renksizliğe dönüşür tüm beyazlar, bemler ve tüm renkler…

Her şey aslına döner.

Tıpkı kar suya dönüştü gibi..

Şehmus TUNÇ