ARACILIK VE ŞİRK

Son yazıda Velid Bin Muğire’yi tanımaya ve imanı anlamaya çalışmıştık. İnşallah bu yazıda da aracılık ve şirki anlamaya çalışalım. Öncelikle bir ayetimizi okuyalım ve sebebi nuzulünü ve Hz. Muhammed’in (sav) yorumunu anlamaya çalışalım.

“(Yahudiler) Allah´ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh´i (İsa´yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O´ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe 9:31, Diyanet Vakfı). Bu ayet nazil olunca Hz. Resul mescidde ayeti okuyor ve orada bulunan Adiyy b. Hatem’le aralarında şu olay gerçekleşiyor:

İbn-i Kesir tefsirinde şöyle deniyor: İmam-ı Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir değişik kanallara dayanarak bize bu belgeyi naklediyorlar: Adiyy b. Hatem, Peygamberimizin davetini alınca, çağrısını işitince Şam’a kaçtı. Bu zat cahiliye döneminde hristiyan olmuştu. Bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte müslümanlara esir düşmüş, fakat Peygamberimiz kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. Kadın kardeşinin yanına dönünce onu müslüman olmaya ve Peygamberimize gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. Bunun üzerine Medine’ye geldi. -Bu zat o sırada Tay kabilesinin şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan Hatem Tai idi.- Peygamberimizin huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. O sırada Peygamberimiz `Onlar Allah’ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler’ cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. Ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre Adiyy bin Hatem Peygamberimize `Onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar’ dedi. Onun bu sözlerine Peygamberimiz şu karşılığı verdi: “Evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. Onlar da din adamlarının bu hükümlerine uydular. Bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir.”

Evet dostlar bu ayette başta bir peygamber ismi geçiyor Hz. İsa (as). İkinci olarak din adamları bilginler ve alimler geçiyor. Şimdi bu ismi geçen başta Hz. İsa ve onun varislerine tanınmayan hak, nasıl olur da Hz. Muhammed’e (sav) ve onun varisleri olan alimlerine tanınmış olabilir?

“… O’nun elçilerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız. İşittik ve itaat ettik; bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz: zira varış sanadır! dediler.” (Bakara 2:285). Hemen her gün yatsı namazı sonrası okuduğumuz bu ayet dururken ve Hz. Resul Adiyy b. Hatem’e Allah’tan başka kimse haram ve helal koyamaz derken nasıl olur da Hz. Muhammed’e (sav) bu gün birileri iftira ederek haram ve helal koyma yetkisi verir? Hem de ayetlerde Allah, haram ve helali yanlız ben belirlerim, derken. Burada şunu ıskalamayalım; yasak başka birşey haram başka birşeydir. Yani kapalı alanda sigara içmek ya da kapalı otoparka LPG’li araç alınmaması yasaktır. Bu haram anlamına gelmez ki sadece bir yasaktır. Burda esas mesele birisine ya da birilerine sorgulamadan soruşturmadan itaat etmek, aynı zamanda onu Rab edinmek anlamına gelir. Unutmayalım ki Hz. İbrahim sorgulayarak kalbini tatmin (mutmain) etti. “Hani İbrahim demişti ki: Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster! O da, Yoksa inanmadın mı? diye sordu. Cevap verdi: Hayır, fakat kalbim mutmain olsun diye. O da…” (Bakara 2:260). Evet Rabbimiz örnekler vererek bizi bilgilendiriyor. Bu ve benzeri ayetlerde olduğu gibi bu tür olayları Hz. Muhammed’in (sav) hayatında da görüyoruz. Hz. Nebi bir şey söylediğinde sahabe hepsine ‘selam olsun ya Resulullah, bunu sen mi söylüyorsun yoksa

vahiy mi geldi?’ diye soruyorlardı. Bununla ilgili hem Hz. Muhammed’in (sav) hayatını veya en azından bir hadis kaynağını okuyan herkes bunu görür.

Selam, dua ve dua talebiyle.