ALLAH’a ve RASUL’e İTAAT

başlık altında bir kaç ayet inceleyelim. Ortalıkta dolaşan; sünnet ehli, sünnet dışı, sünnetsiz birçok söylemin gerçeklğini de irdelemişolalım. Zira bilen de konuşuyor bilmeyen de. Adamın adı “müslüman” ama hayatında birkez olsun Kuran’ı anlamak için okumamış. Bir kez olsun bir siyer kitabını ya da Hz. Peygamber’in hayatını anlatan kitap okumamış. Bir kez olsun bir hadis kitabı okumamış. Ama beyefendi takvim yaprağından öğrendiği ya da bilmem hangi reytingci hocadan dinlediğiyle sosyal medya üzerinden salyasını aakıtıyor, içindeki pisliğini kusuyor.
“De ki: Allah’a ve elçisine itaat edin! Yok eğer itaatten yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah nankörleri sevmez.” (Âl-i İmrân 3:32). Allah’ın rasulü aracılığıyla gönderdiği vahye nankörlük etme, hiç olmazsa bir kere anlamak için oku.
“Siz ey iman edenler! Allah’a, Peygamber’e ve aranızdan alanlarında yetkin ve otorite sahibi olanlara itaat edin; bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Peygamber’e götürün; tabi eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, en iyi seçimdir ve sonuç açısından da en verimli olandır.” (Nisâ 4:59). Otorite sahibi deyince acizane anladığım şu; bu işi bilen ve toplumun içinde yaşayan ekmeğin kaç lira olduğunu bilen kişi. Öyle sırça köşklerde oturup bilmem kaç milyonluk arabalara binip ondan sonra ‘müminler kardeştir’ demogojisi yapanlar değil. Birisi ben alimim, ben Hz. Peygamberin (sav) varisiyim diyorsa şunu unutmamlıdır: Benim peygamberim her daim toplumunun içindeydi. Hatta beni hayrete düşüren bir olaydır; Hendek Savaşı’ndan önce hendek kazarken kaya çıkıyor ashab bu kayayı kıramıyor. ‘Ya rasulullah kaya kırılmıyor.’ dediklerinde Resûl bahane aramıyor ‘ver balyozu’ diyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu sıralarda yaşı atmışa dayanmış. Yani kendi yapamayacağı hiç bir şeyi başkasından taleb etmiyor. Bir karşılaştırın isterseniz bu gün sözde Hz. Peygamberin varisi olduğunu söyleyenlerle.
“Şu halde Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve (kötülükten) sakının! Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Elçi’mizin görevi mesajı apaçık tebliğ etmekten ibarettir.” (Mâide 5:92). Hz. Peygamberin görevi neymiş? Aldığı mesajı önce yaşamak, hayata aktarmak yani örnek olmak. Ondan sonra başkalarına duyurmak. Unutulmamalıdır ki o bizim için en güzel örnektir.
“De ki: Allah’a itaat edin, dolayısıyla Rasul’e itaat edin! Bundan böyle de, eğer (Rasul’den) yüz çevirecek olursanız, o ancak kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacaktır, siz de sadece kendi yükümlülüklerinzden sorumlu tutulacaksınız. Ama eğer onu izlerseniz, doğru yolu bulursunuz: Rasul’e düşense, yalnızca (kendisine indirileni) bütün açıklığıyla tebliğ etmektir.” (Nûr 24:54). Hadi bu ayeti de ayetle acıklayalım: “Doğrusu Allah Rasulü sizler için, Allah’a ait ve ahiret gününe umut besleyen ve Allah’ı sürekli hatırda tutan herkes için güzel bir örnek teşkil eder.” (Ahzâb 33:21). Bakın Allah birilerinin dediği gibi Hz. Peygambere ‘postacı’ demiyor, ‘o sizin için güzel örnektir’ diyor.
“… haydi artık namazı hakkını vererek kılın, zekatı gönlünüzden gele gele verin, Allah’a ve Rasulüne itaat edin: zira Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır.” (Mücâdele 58:13). En son yapılan araştırmaya göre namaz kılan sayısı yüzde onüc, zekat veren sayısı da kaç bilmiyorum.
“Allah’a itaat edin ve Elçi’ye de itaat edin! Ama eğer yüz çevirirseniz, o takdirde Elçi’mize düşen (vahyi) açık ve net olarak tebliğ etmektir.” (Teğâbun 64:12). Evet anlaşılan şu ki; iman etmek de etmemek de insanın kendi iradesinde. İman edenler için vahiy ortada rasülün örnekliği ortada iken fazla söze gerek var mı bilmem.
Selam dua ve dua talebiyle.