AHMET SANDAL’DAN İNSAN VE TOPLUM ÜZERİNE GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER –III

Pazarcık Havadis Gazetesinde geçen hafta bu yazı dizimiz kapsamında yazmış olduğumuz “Aile, Çocuk ve Geleceğimiz” konulu yazının sonunda, inşallah gelecek hafta “Çevre Koruma, Planlama ve Çevre Kirliğini Önleme” konusunda yazacağız demiştik. Elhamdüllilah o hafta geldi ve bu hafta bu konuda yazıyoruz.

Evet, her hafta “İnsan ve Toplum” üzerine yazıyoruz. Maksadımız bu toplumu manen ve madden geliştirmek ve huzur, refah ve güvenli bir hâle getirmektir. Çaba ve çalışma Bizden, takdir, yardım ve inayet Allah’tandır. Olur inşallah.

Şimdi yazı dizimizin kapsamı içerisinde “Çevre Koruma, Planlama ve Çevre Kirliğini Önleme” konusunda yazalım.

1-TASARRUF ETMEK AYNI ZAMANDA ÇEVREYİ KORUMAKTIR DA

Çevreyi korumanın binbir yolu ve yöntemi vardır. Çeşitli metot ve strateji izleyerek, çevre koruma politikaları geliştirilebilir. Ancak, şahsıma sorarsanız, çevreyi korumak için öyle uzun uzun düşünmeye, karmaşık formüller kurmaya ve ahım şahım stratejiler geliştirmeye lüzum yok. En iyi çevre temizliği, çevreyi kirletmemekten geçer. En ucuz ve en iyi çevre koruma politikası, kapitalist tüketim kalıpları kırıldığında, gereksiz tüketim kısıldığında, tasarrufa azami riayet edildiğinde gerçekleşir. İşte bu sağlandığında, çevre yatırımları için harcanan trilyonlar başka alanlarda (eğitim, sağlık, güvenlik gibi çok gerekli alanlardaki ihtiyaçlarımız için) kullanılabilir.

Mevcut çevre kirliliklerinin bir çoğunun temelinde bilinçsiz ve hoyrat tüketim eğilimleri vardır. Bu eğilimlerin yerini tasarruf anlayışı alırsa, az tüketirsek, çöpler iki poşet yerine bire düşer, kanalizasyona 2 m3 atıksu yerine 1 m3 atıksu iner, alışverişe araba yerine yaya ya da bisikletle gidersek egzoz kirliliğine meydan vermemiş oluruz. Böylece mevcut kirlilik bir anda yarı yarıya azalır.

Bu durum itibariyle, çevreyi korumanın en önemli yolu tasarruf anlayışından geçer. Az tüketenler çevreye daha az zarar verirler. Tasarrufa riayet edenler, aynı zamanda çevreyi de korumuş olurlar. Bu hasletlerin ruhumuza yerleşmesi için ebeveynlere büyük görev düşüyor. Nesillerimizi ta beşikten başlayan bir eğitim ve yetiştirme sürecine tabi tutmalıyız. Bilim adamları, insanların eğitim ve yetiştirme sürecinde en önemli yaş aralığının 0-6 yaş arası olduğunu, 20 yaşını geçmiş bir insana bazı şeyler öğretmek mümkün olsa da, eğitim vermenin zor olduğunu belirtiyorlar.

Öyleyse, “tasarruf etmek, aynı zamanda çevreyi korumaktır da” görüşünü öncelikle genç nesillerin kafalarına yerleştirmeliyiz. Havayı, suyu, toprağı, tüm doğal varlıkları, önce birer nimet olarak bilmeli ve bu nimetleri israf etmeden ölçülü kullanmalıyız.

Yukarıdaki anlayışa sahip olmanın birinci şartının, kapitalist tüketim kalıplarını kırmaktan geçtiğini de bilelim. Kapitalizm, üretmek ve tüketmek döngüsü üzerine kurulmuş bir sistemdir. Bu sistemde, tüketim ne kadar fazla olursa, o kadar fazla üretim olacağından, tüketim teşvik edilmiştir. Kapitalist tüketim kalıbında, tüketmek bir araç değil, amaç olarak görülmektedir. Bu sistemde, tüketmek neredeyse bir “erdem” olarak görülmüştür. Bu sistemin bir diğer özelliği de, doğada bol bulunan şeylerin fiyatının ve değerinin olmayacağı, bu nedenle de bol tüketilebileceği anlayışına sahip olmasıdır. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi iken, iktisat dersine giren hocalarımız, “gürül gürül akan suyun, temiz havanın ve güneşten yayılan ışınların mebzul mal sınıfına girdiğini” öğretmişlerdi. (Mebzul mal, doğada sınırsız bulunan mal mânâsına gelir.) Kapitalist anlayışta, iktisat kıt malların ilmi olarak görülmüş, mebzul mallar iktisat ilmi dışında tutulmuştur. Bu bakış açısına göre, bol bulunan suyu, havayı, güneş enerjisini tasarruf etmek gerekmemektedir. Çevre sorunlarının kaynağında bu bakış açısı yatmaktadır. Bu bakış bizim özümüze ve kültürümüze ait değildir.

İslam’ın tasarrufu anlayışı, bir mal ister kıt, ister mebzul olsun değişmez. Yüce Rabbimiz (cc), Kur’an-ı Kerim’de, “yiyin, için, fakat israf etmeyin” buyuruyor. Peygamber Efendimiz (asm), “isterseniz bir nehir kenarında olun, abdest alırken suyu israf etmeden ölçülü kullanın” diye emrediyor. Bu kutsal emirleri duyduğumdan beri, nerede, fuzuli olarak akan bir musluk, nerede fazladan yanan bir elektrik görsem, hemen sızan musluğu sıkıca kapatır, fazladan açık olan elektriğin de düğmesine basarım. Bu inanca dayanan bir bakış açısıdır ve çevreyi korumanın en etkili metodudur. Bu durumda, bir nehir kenarındasınız ve gürül gürül akan nehirdeki suyu israf etmemek için çaba sarfetmelisiniz. Bir yayladasınız ve tertemiz havayı solurken dahi ölçülü hareket etmelisiniz. Çölde sımsıcak bir güneş altındasınız ve güneşin o enerjisini bile israf etmemeye özen göstermelisiniz. Bu Batılı’nın anlayabileceği bir durum olmasa da, inancımızdan dolayı bizim uygulamamız gereken bir husustur. Gerçi, bugün geldiğimiz nokta itibariyle, ne su, ne hava ve ne de güneş enerjisi mebzul değildir. Artık, mecburen tasarruflu olmak durumundayız.

Batılı tüketim kalıpları nedeniyle, bir zamanlar mebzul olarak bilinen hava, su, artık kıt mallar kapsamına girmeye başladı. Hava kirliliğinin yoğun olarak yaşandığı yerlerde kim diyebilir ki, hava mebzuldür diye. Kış günü, kaloriferli bir evdesiniz. İçerisi sımsıcak fakat kuru bir hava. Boğazının kuruduğunu hissetseniz ve pencereye doğru koşsanız. Fakat, dışarıda kipkirli, genizleri yakan bir hava nedeniyle, pencereyi açamazsınız. İşte bu noktada, hava en değerli ve kıt bir mal olmaz mı? Tabi ki olur. Demek ki, hava dahi öyle bol ve israf edilerek kullanılacak bir meta değil. Tasarruf gerekli. Bu yazıyı bundan 30 sene önce yazsaydım. Havayı bile mi tasarruflu kullanmalıyız diye soranlar çoğunlukta olacaktı. Bugün bile, tek tük de olsa, hâlâ gerçekleri görememiş bazı vatandaşlarımız, “havayı da mı tasarrufla kullanacağız” diye, bu sözlerime dudak bükebilirler.

Gerçekleri göremeyenler, geleceği öremezler. Bırakalım onlar yine bildiklerini yapsınlar. Ama biz, mutlaka tasarrufa özen göstermeliyiz. Deniz kenarında, nehir kenarında da olsak, suyu tasarrufla kullanmalıyız. Dağın yamacında, yaylanın başında da olsak havayı tutumlu kullanmalıyız. Çölde de olsak, güneş enerjisini ölçülü kullanmalıyız.

Tasarruf anlayışı ruhumuza işlemeli ve hayat görüşümüz olmalıdır. Bu hayat görüşü doğrultusunda ve inancımızın ışığında, en iyi çevre temizliğinin kirletmemekten, çevreyi korumanın en ucuz ve en iyi yolunun tüketimi kısmaktan geçtiğini tüm Dünyaya göstermeliyiz.

2-TOPLUMDA VE FERTLERDE ÇEVRE ŞUURUNU OLUŞTURMANIN YOLLARI

Çevre, hem de bir vakıa, hem bir mefhumdur. Bir vakıa olarak çevreyi bilmeyenimiz yoktur. Çünkü, her an onla iç içeyiz. Bu nedenle içinde bulunduğumuz çevreyi tanımlamaya lüzum yok. Çevre’yi, bir mefhum olarak tanımladığımızda, “insan veya başka bir canlının hayatı boyunca irtibat içinde olup münasebetlerini sürdürdüğü dış muhit”dir. Hava, su ve toprak bu muhitin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir. Görüldüğü üzere, çevre hayatımızın tamamını ihtiva eden bir vakıa ve çok geniş bir mefhumdur. Bu mefhumun, idari, eğitim ve bilim eksenleri vardır. İdari eksenine, başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere, ilgili diğer merkezi ve mahalli idare kuruluşları girer. Eğitim ekseninde, yediden yetmişe herkes vardır. Bilim ekseni ise ekoloji ya da çevrebilim olarak adlandırılmaktadır. Biz bu yazımızda daha çok eğitim eksenini ön planda tutacağız.

Çevre şuurunun oluşmasında çevre sorunlarının dayanılmaz hale gelmesi ve herkesi etkilemesinin payı büyüktür. İşte keyfiyet ve kemiyet olarak derinden baş gösteren çevre meseleleri çevreyi hayati bir konu, çok önemli bir mefhum olarak devamlı gündemde tutmaktadır. Çevrenin bir mefhum olarak devamlı gündemde kalması çevre alanında şuurlanma meydana getirmektedir. Çevre meseleleri üzüntü vericidir, ama bu meseleler karşısında gelişen bu şuurlanma umut verici ve sevindiricidir.

Çevre şuuru denilince, başta “çevre meselelerinin ve çevre değerlerinin farkında olmak” anlaşılır. Bunun yanında, “çevre meselelerinin temel sebeblerini araştırmak, meselenin özüne inmek” anlaşılır. Çevre şuurunun göstergeleri bunlarla bitmiyor. Bunlardan daha mühimi “çevre korumaya, çevre kirliliğini önlemeye ve çevre planlamaya dair yararlı olan tutum ve davranışlarda bulunmak” gerekir.

Çevre şuuruna sahip fertlerin bu hususta iki tür çalışma içine girmesi mümkündür. 1- Kendi üzerine düşen vazifeleri yapmak. (Örneğin, evdeki atıkları kaynağında ayrıştırıp ilgili çöp kutuların atmak, sokağa çöp atmamak, yeşili korumak vb gibi) 2- İdarecileri çevre koruma konusunda teşvik etmek, zorlamak. (Örneğin, beldesinde gördüğü bir çevre meselesini Belediye Başkanına hemen bildirmek ve meselenin çözülüp çözülmediğinin takibini yapmak vb gibi)

Evet, çevrenin korunması ve çevre adına yararlı işler yapmak için çevre şuuru gereklidir. Peki, bu şuur nasıl oluşturulabilir? Bu şuuru oluşturmak için ne gibi eğitim ve yayın vasıtalarından yararlanabiliriz? Fertlerde çevre şuurunun oluşturulması için çeşitli vasıtalardan yararlanılabilir.

Çevre şuurunun oluşturulmasında başta ailelere büyük görev düşmektedir. a) Ailede anne baba çocuklarına örnek olup “hak kavramı”nın gelişmesi ve komşuluk hukukuna uygun tutum ve davranışlar sergilerlerse bu durum çocuğun zihninde doğrudan yer eder. b) Ailede anne baba çevre şuuru ve mesuliyetine sahip tüketiciler haline geldiklerinde çocuklar buna da dikkat eder. *Alışverişte ambalajı en az olan ya da dönüştürülen ürünlerin satın alınması, *Tabiatta yok olması ok uzun zaman isteyen pet şişe, metal kutu, plastik kaplar ve poşetler yerine daha kısa sürede yok olabilen kağıt, cam vb. maddeler ile geri kazanılmış ürünlerin satın alınması, *Yürüme mesafesindeki yerlere otomobille değil yürüyerek ya da bisikletle gidilmesi, bu alanda alınabilecek önlemler arasından sadece birkaçıdır.

Çevre şuurunu oluşturmak için okullarda okutulan ders kitapları ve çeşitli eğitim materyallerinden yararlanılabilir. (Mesela, özellikle ana okullarından başlamak üzere ilköğretimden yükseköğretime kadar okul müfredatlarına çevre dersi konulması vb gibi) b) Okullarda düzenlenen çeşitli faaliyetler üzerinden şuurlandırma sağlanabilir. (Mesela, ağaç dikme kampanyası, duvar boyama faaliyeti, okul avlusunu temizleme faaliyeti vb gibi)

Çevre bilincini oluşturmak ve geliştirmek için basın-yayın ve kitle iletişim vasıtalarından yararlanılabilir. a) Basın yayın yoluyla halkın çevre üzerinde düşünmesi sağlanabilir.(Mesela, başta televizyon ve radyodan yararlanarak halkın çevre meseleleri üzerinde düşünmesi sağlanabilir. Bununla birlikte doğrudan çevre amaçlı yayın yapan radyo, televizyon kurulabilir, dergi, gazete çıkartılabilir.) b) Basın yayın yoluyla çevre üzerine kamuoyu oluşturulabilir. (Mesela, bir mıntıkada yaşanan çevre meseleleri üzerinde yoğun olarak haber yapılabilir. Böylece kamuoyunda meselenin halline yönelik bir görüş oluşturulabilir.

Gönüllü çevre kuruluşları yoluyla çevre üzerine yardımlaşma ve şuurlandırma sağlanabilir. 
a) Bu kuruluşlar çevre yönetime bizzat katılarak (Mesela, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mahalli  Çevre meseleleri konusunda seminer, panel, sempozyum türü toplantılar yaparak çevre şuurlandırması sağlanabilir. (Ülkemizde özellikle kış günlerinde seminer, panel ve sempozyum türü toplantılara ilgi artmaktadır. Bu vasıtalardan çevre maksatlı olarak yararlanmak gerekir.

Parola ve slogana dayalı şuurlandırma yapılabilir. (Mesela, “Çevreyi hor gören, geleceği zor görür”, “Tasarruf etmek aynı zamanda çevreyi korumaktır da.” “Çevreyi korumanın en iyi yolu onu sevmekten geçer. Çevreyi bekçi değil sevgi korur.” “Çevre Yönetimine katıl, yönetenleri uyar. Yetkililer sesini elbet duyar.” “Çevre bir emanettir”, vb gibi)

Çevre üzerine düşünmeyi ve duyarlılığı sağlamak üzere yılın belirli gün ve haftalarını çevre haftası, çevre günü vb adlarla ilan etmek ve benzeri yollarla halkın şuurlandırılması mümkündür.
 (Mesela, Avrupa Yeşil Hareket Haftası, Otomobilsiz Kent Günü, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vb gibi.)

Bu vesile ile çevre şuuru açısından önemli gördüğüm bir şiirime de yer vermek isterim.

ÇEVRE BİR EMANETTİR

* Oğullarım Mehmet ile Abdurrahman Taha’nın şahsında

                         tüm gençlere ve çocuklara

Bu güzel, bu muhteşem tablonun,
Renkleri bir emanet, koru oğlum.
İnsana huzur veren bu tabiatın,
Değerleri bir emanet, koru oğlum.

Toprak dediğin, bedeninin aslıdır.
Hem dünya hayatının son faslıdır.
Vatandan ayrı kalan elbet yaslıdır.
Toprak bir emanet, koru oğlum.

Su, azizdir, temizdir, durudur.
Gözlerin, gönüllerin sürûrudur.
Hayat kaynağı, toprağın gururudur.
Su bir emanet, koru oğlum.

Hava, nefes nefes ihtiyacımız olan.
Dünyanın akciğeridir yemyeşil orman,
Havasız yaşamaya var mı imkân?
Orman bir emanet, koru oğlum.

Çiçekler, kelebekler kırlara koşturur.
Masmavi deniz, bir başka coşturur.
Issız dağlar, sakin ve gizem doludur.
Güzellikler bir emanet, koru oğlum.

Herkesindir dünya, bu eşsiz yeryüzü.
Tefekkür et, bak direksiz gökyüzü.
Sandalî uzatmağa ne hacet sözü.
Çevre bir emanet, koru oğlum.

Çevre koruma ve çevre kirliliğini önleme noktasındaki görüş ve düşüncelerimiz gelecek hafta da devam edecektir. İnşaallah.

Bu haftaki yazımın sonunda bir teşekkürde bulunmak istiyorum. Bizlere görüş ve düşüncelerimizi açıklama fırsatı veren Pazarcık Havadis Gazetesi sahibine ve tüm çalışan ekibine en kâlbi teşekkürlerimi arz ediyorum.

Ahmet Sandal