AĞA BİZİMLE EYLENİ.

Yaşam denen şeyin anlamı ne?
Yaşam gerçekten olağan dışı bir şey…
Kuşlar, çiçekler, ağaçlar, gökler, yıldızlar,
Balıkların oynaştığı ırmak ve denizler,
Sevinç, zenginlik, çile, yoksulluk…
Derin düşüncelerimiz…
Zihnimizdeki en ince, en gizli şeyler…
Kıskançlıklar, istekler, tutkular, korkular, kaygılar, başarılar, hırslar…
Tüm bunlar ve daha pek çok şey…

Tüm bunlar ve kısacası her şey;
Güçlü olmak ve yönetmek için…
Öteki insanlara hükmetme peşinde olan politikacılar, polisler, askerler,
Kariyer peşinde olan erkek ve kadınlar…
Herkes bir başkasına karşı, üstünlük sağlayıp hükmedebileceği ya da rahat edebileceği bir yere ulaşmaya çalışmak…
Kendi tutkularımızı gerçekleştirmek için önünüze çıkanları saf dışı eden acımasız bir kimse olmaya çabalamak…
İşte yaşam… İşte dünya…

Böylesi bir yaşamda, dünyada güçlü olmak gayreti; bizleri iblise rahmet okutturan şeytani bir zihniyete kadar götürüyor.
Biliyorum bu yaşamda “Şeytan’a” pabucunu ters giydirenler hep olmuştur ama pabucu çalıp şeytanı yalınayak, baldırı çıplak bırakanlar ise yeni türemeye başladı.
İmtihan dünyası dediğinizi duyar gibiyim.
Evet, herkes bir sınavda…
Herkesin başarısız olduğu bir sınav…
En çok ta dün başını kitaptan kaldırmayan, “sınava hazırlanıyorum.” diyenlerin bugün nasıl terlediğini ve başarısızlıklarını kabullenmeyişlerini görünce…
Aklıma “İflas eden zenginin kendini hala zengin görmesi, zannetmesi” geliyor.

Toplumun en üstünden, en aşağısına kadar tüm kesimlerinde görülen bu yozlaşma ve çürüme; Her türlü algı, maske, makyaj ve riyakârlıkla süslenmekte…
Yapmacık gülücükler ve sahte davranışlar sergilenerek, asıl niyetler bıçak gibi hırs ve öfke ile bilenmekte…
Herkes birbirini kandırmakta…
Son dönemde özellikle bu pandemi sürecinde ekonomi, siyaset, politika ve sağlıkta alaycı algılarla yaşanan bunca hadiseler karşısında söylenecek söz bulamıyorum.
Çok iyi biliyoruz ki; Ağa bizimle eğleniyor.
Ama buda hoşumuza gidiyor.
Çünkü hepimiz aynı mayanın hamurundanız.
Yok birbirinden farkımız;
Farkımız fiyatımız!

Liyakatsizliğin, ötekileştirmenin, baskı ve zulmün, özellikle yalan ve iftiranın bu kadar zirveye çıktığı bir zamanda…

Doktor, akıl hastanesindeki hastalarından birini sorguya çekiyordu.
– Oldukça sakin de görünüyorsun, dostum.
Seni ne sebepten buraya getirdiler?
– Çok basit. Ben herkesin deli olduğunu
söylüyordum, herkes de bana deli diyordu.
– Sonra ne oldu?
– Ne olacak…
– Çoğunluğun söylediği kabul edildi.

Statüko ve Çoğulculuk gücünü elinde tutanlara karşı bir anlık heyecan ve sevda aşkına “Donkişot’luk” veya “Robin Hood’luk”
yapmaya kalkın da görelim, bakalım…
Ne mi olacak?
Tıpkı fıkrada ki gibi…
Gideceğiniz ve göreceğiniz tek yer;
Ya Tımarhane… Ya da hapishane…
Dönmemek ahdiyle gemileri yaktık mı diyorsunuz?
Eee… Söylenecek tek söz; Saygılar…